• 26.09.2014 00:00
  • (1603)

 “Kaderimizi 12 bin kişi değil, 55 milyonun seçimi belirler.”Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Utku Çakırözer’e konuşurken baklayı ağzından çıkarmış. Yargıtay seçiminde devlet/ hükümet destekli Yargıda Birlik Platformu’nun adayları seçimi kazanamayınca “sine-i millete döner bağlarım kendime” demeye getiriyor. Hükümet açısından son derece riskli bir referandum olacağı kesin iken bunun göze alınması özgüvenin ulaştığı vahim boyuta işaret ediyor.

IŞİD VE KÜRT “POLİTİKASI”

Erdoğan New York’ta IŞİD terör örgütü diyor, buradan devamlı hastanelerde tedavi olan terörist haberi geliyor. Akdoğan anlaşılmaz gibi görünen “Kurşun sıkacak mısınız sıkmayacak mısınız başka bir şeydir, askerî olarak işin içinde olmak başka bir şeydir” beyanıyla “hükümetin IŞİD hoşgörüsünü” açıklıyor.

Erdoğan’ın maiyetindeki yazıcı New York’tan bildiriyor: “Terör örgütünün kolu da (PYD) söz konusu IŞİD’le mücadele olduğunda ortadan çekiliyor” demiş. Rojava Şengal’den sonra kan revan içinde, sadece PYD değil, PKK ve her eli silâh tutan, sürüyü püskürtmeye çalışıyor.

“TSK tampon bölge oluşturma çabasında” deniyor. Türkiye’nin ne bu konuda bir deneyimi var ne de NATO desteği olmadan oluşturması mümkün.

Rojava’dan iki yönlü geçişlere önce gazlı, sopalı, engel çıkartılıyor, sonra sınır açılıyor.

Yazıcı New York’tan Erdoğan’ın derin stratejisini açıklıyor:“Hatta bölücü terör örgütünün Suriye kolunun da (PYD) içinde bulunduğu bir çözüm olması lazım” demiş, IŞİD’in Rojava’ya saldırısını meşrulaştırırcasına. Ve sanki burada Ocak 2013’ten bu yana adına çözüm süreci denen birtakım şeyler olmuyormuş gibi. KCK eşbaşkanlığı cevaben “IŞİD’in Kobanê’ye saldırtılmasıyla birlikte ortada bir çatışmasızlık durumu kalmamıştır” derken hükümetin Kürt politikasının iflasını da söylüyor.

Kanaatimce en iyisi, rehine fiyaskosunda olduğu gibi, bu netameli konularla ilgili yayın yasağı getirmek, eli kulağındadır.

MÜLTECİ MESELESİ

Kuşatma altındaki Kobanê’den kaçan sivil yüzbinler mertebesinde. Hükümet bir yanda “kimseden destek almama” politikasını sürdürüyor, diğer yanda uluslararası camiaya sitem etmeye devam ediyor, son günlerdeki kitlesel ilticayla da nasıl baş edeceğini bilemiyor. Temel bir açmazı var. Bürokrasinin bu boyutlardaki insan hareketlerini yönetme tecrübesi yok. Türkiye’nin yakın zamanda yaşadığı en ciddî göç dalgası Soğuk Savaş’ın sonundan önce Bulgaristan soydaşlarının akını idi. Başarıyla yönetildiği söylenemez. Daha önce, ta 1920’lerdeki mübadeleye kadar gitmek gerekiyor.

Buna rağmen tek başına yükün altından kalkma inadı sürüyor. Erdoğan “Sınırdan geçenlerin tümü için şu âna kadar 3,5 milyar dolarlık harcamamız oldu. Biz bu harcamayı yaparken dünyanın katkısı da sadece 100-150 milyon dolarda kaldı” buyuruyor ama yıllardır edilen bu sitemin nedeni açık: Türkiye uluslararası camiaya“sen parayı ver, biz yaparızdiyor.Ne BM’yi ne de uluslararası stkları mıntıkaya sokuyor. Bu tutum ne uluslararası camia tarafından kabul edilebilir, ne de mülteci politikası açısından anlamlı.

ERMENİLERLE HEMDERTLİK TABİİ SİVİL OLACAK

Mahçupyan sivil girişimi azımsar bir üslupta. AKP’nin sevip yerleştiği devletin temelinde soykırım varken, o devlet nasıl tarihle yüzleşir? İvme tabii ki vatandaşın vicdanından gelecek. Yoksa o devletten neşet edecek bir yüzleşmeye Erdoğan’ın sınırsız gücü dahi yetmez, yakın olsa bile ki çok uzak.

1964 TEHCİRİ

Bu yıl, Rumca Septembriana olarak bilinen 6-7 Eylül 1955 Gayrimüslim Pogromu epeyi anıldı. Ama Gayrimüslimler İstanbul’dan bu pogromdan sonra ayrılmadı. Ellinci yılını idrak ettiğimiz Apelasis yani Rum Tehcirinde kovuldular16 Eylül’de Ankara’da bu felâketle ilgili “20 Kilo 20 Dolar” sergisi açıldı. Ankaralılar pazara kadar Cinnah Caddesi’ndeki Mimarlar Derneği lokalinde görebilir.

[email protected]

[email protected]