• 12.08.2014 00:00
  • (1944)

Beklendiği gibi Recep Tayyip Erdoğan muradının yarısına erdi. 20.842.495seçmen de böylece kendi küçük hesaplarının on yıllığına sağlamasını yapmış oldular, şimdilik. Aynı zamanda yaşadıkları ülkenin 21. yüzyıldaki görünümünü aşağı yukarı belirlediler. Bundan böyle bu toprakların tarihinde hiç görülmemiş ama işaretlerini epeydir hayretlere gark olarak yaşadığımız bir saltanat dönemi başlıyor. Dönemin çok sert olacağı, büyük çalkantılara yol açacağı gün gibi açık. Hiçbir toplum çatlamadan bu kadar kutuplaşmayı ve fay hattını kaldırmaz. Kaldı ki kutuplaşma Erdoğan’ın politikasının beslendiği temellerden biri. Bakalım ektiği fesat tohumlarını nasıl biçecek. İlk işi muradını tamamına erdirmek için Anayasa’yı değiştirerek devlet başkanı olmak olacak. Bu amaçla AKP’nin üçte iki çoğunluğa sahip olacağı bir meclis için teşkilât seferber. Ama genel seçimden mutlak çoğunluk çıkarmak için acilen ulûfe dağıtması gerekiyor, yani düşük faizle saman alevi ekonomik canlanma. Bu hamle Meclis’te mutlak çoğunluğa yetmeyebileceği gibi sonunun bireysel ve toplumsal iflas olduğu açık. Hâsıl-ı kelam siyaseten ve iktisaden ufuk çizgisi belli: istikrar değil kaos.

 

Erdoğan’ın yıllardır süren önlenemez yükselişi konusunda çok yazıldı, daha çok yazılacak. Bu yükselişte, Cumhurbaşkanı ve partisinin II. Mahmud döneminden bu yana üretilen siyasî tahayyüller ile bunların yarattığı ezber ve tabulara karşı ürettikleri siyasanın işlevselliği yadsınamaz. Bu “karşı siyasa” sade AKP ve Erdoğan’ın değil Türkiye’nin de önünü açtı, bir vakitler. Siyaset zümresinin cumhuriyetin kuruluşundan bu yana üretemediği birlikteliği ilk dönemin AKP’si üretti. Bu anlamda her fırsatta altını çizdiğim gibi, AKP hem iktidar hem de parlamenter muhalefete alan bırakmayacak kadar muhalefetti. O dönem klasik muhalefetin karşı siyaset üretmesi kendini reddetmek anlamına gelirdi. Olmadı, olamazdı. Bunun en bariz örneği Kürt çatışması ve çözümü babındaki saplantı ve tutukluktur. Bu dönem esasen bitmedi ama dönüştü. Silâha veda etmiş Kürt siyasî hareketi ve parlamento dışında başta AKP’nin kalkınmacı dayatmasına karşı oluşan envaiçeşit itiraz artık farklı bir muhalif dil üretiyor.

 

Adına, çabuk eskiyen “yeni” yerine “canlanmış” diyebileceğimiz bu muhalefet, ona ayak uydurmaya çalışan CHP’nin kimi unsurları, AKP içinden ya da çevresinden ve muhafazakâr sağ içinde beliren muhalefet artık epeydir karşı politika üretiyor. Hatta politikayı Erdoğan’ın icraatlarını reddederek üretir hâle geldiler. Adliye, Askeriye, Hariciye, İlmiye, Maliye, Mülkiye’nin yani devletin lağvedilmesine, keyfîliğe, dayatmaya, danışsız, denetsiz ve düzensiz ekonomik faaliyete karşı çıkarak! Bu heterojen, çoğu zaman yekdiğerini dışlayan muhalefetin karşısında tek bir adam ve peşinden sürüklediği gününü gün eden bilinçli ama edilgen kitleler var. Enerjileri, fütursuz tüketim, sınırsız özgüven ve dünyaya dar gelen bir kibir ile benmerkezcilikten besleniyor.

 

Bu kitlesel bir ideoloji, cismanî tezahürü ise Recep Tayyip Erdoğan. İktidarın hizmetindeki kalemlerin “O olmazsa Türkiye’de politika yapılamaz” diyerek biteviye kafamıza kaktıkları, her yerde mevcut, kadir-i mutlak ve âkil-i mutlak insan. Kullar için tahayyül ettiği “tüket, sus, itaat et” modelinin alıcıları seçmeniyse, mimar her konuda her kararı alan ve veren Erdoğan. Dolayısıyla karşı politikanın başta bir Erdoğan reddiyesi olduğu açık.

 

Memleketin siyaseti öylesine kişileşmiş ve daha kişileşecek, siyasetin alanı öylesine daralmış ve daha daralacak ki önümüzdeki sert dönemde muhalefet neredeyse salt Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyaset yapmak durumunda kalacak. Bu karşıtlığı gerçek siyasete tahvil etmenin yegâne yolu, AKP içindeki kısır çalkantılardan pek bir şey çıkmayacağını varsayarsak, Kürt siyasî hareketinin HDP ve Selahattin Demirtaş dinamiği üzerinden Türkiyelileşebilmesi ve Erdoğan’ın “Kürt manevrasını” bertaraf edebilmesi.

 

[email protected]

[email protected]