• 27.05.2014 00:00
  • (1594)

 Seçimlerde pek bir sürpriz olmadı. Parlamento seçimleri oldum olası, Avrupa’nın derinleşmesi, federalleşmesi ve bütünleşmesi haricinde pek çok farklı nedenle oy kullanılan seçimlerdir. Ulusal sorunların ağır bastığı, Avrupakuşkucuların bu fırsatla öne çıktığı, her krizde sorumluluğu AB’ye atan kolaycı söylemlerin prim yaptığı, liste usulü nisbî temsil sayesinde küçük partilerin Avrupavekili çıkartma şansının yüksek olduğu, katılımın umumiyetle son derece düşük olduğu bir tuhaf seçimlerdir. Sonuçtan kimse memnun olmaz ve olan insanlık tarihinin en kalburüstü projesi olan AB’nin bekasına olur. Bu defa da aynı şey oldu. Yakından bakalım.

Seçimin dünya medyasında en çok itibar gören sonucu bazı üye ülkelerde milliyetçi aşırı sağın elde ettiği oy oranı ve özellikle kurucu ülke Fransa’daki Millî Cephe’nin yüzde 25’lik skoru. Geçmişteki milliyetçi, ırkçı icraatla yüzleşmemiş, siyaseten ve içtimaen tıkanmış Fransa için şaşırtıcı değil. Buna rağmen aşırı sağın Avrupa’daki genel durumu parlak değil. Belçika, Bulgaristan, Hollanda, İtalya, Romanya ve Slovakya’da aşırı sağ partiler eridi.

Yine de aşırı milliyetçi, yabancı ve farklı düşmanı, islamofob partiler Fransa’ya ilaveten Danimarka’da yüzde 23, Avusturya’da yüzde 20, Macaristan’da yüzde 15, Yunanistan’da yüzde 10 oy aldı. Bu skorlara bir veya iki vekil çıkartabilmiş partileri eklemek mümkün, ama o kadar. Bu partilerin ana ortak özellikleri aşırı milliyetçi olmaları, AB karşıtlıkları bunun dolaylı sonucu. Milliyetçilik, biraraya gelip bir grup kurmaları için yeterli olmadığı gibi, bir engel.Milliyetçilerin özelliği, unutmayalım, diğerinden nefret etmektir. Macar milliyetçisi ile Romen milliyetçisi, AB’den önce birbirlerinden nefret ederler. Nitekim 2009 seçimlerinden sonra Felemenk ve Frenk aşırı sağı ortaklığının hiçbir etkisi olmadı. Zira aşırı milliyetçi sağların manevra alanı Avrupa değil, kendi çöplükleri.

Diğer taraftan bu grubun, AB karşıtı tınıları başka partilerin açık AB kuşkuculuğuyla kesişiyor. İngiltere’de AB karşıtı, “İngilteremi geri istiyorum” diye tepinerek yüzde 28 oy alan UKİP ile İtalya’da yüzde 23 oy alan M5S Beş Yıldız Hareketi bunların en ağırları. Popülist, ciddiye alınacak politika önerisi olmayan, muhalefet için muhalefet yapan bu partiler tam anlamıyla aşırı sağda değil.

Bu iki grup, bugüne kadar olduğu gibi “AB karşıtı Avrupavekilleri” ile AB’nin nimetlerinden yararlanarak AB karşıtı patırtı yapmaya devam edecekler. AB’nin karar alma mekanizmalarını bloke edecek ağırlıkları olmadığı gibi Parlamento’da böyle bir olanak da yok. Son tahlilde de hiçbirinin, yumurta kapıya dayandığında, mükemmel İngiliz örneğinde görüldüğü gibi, AB’den çıkacağı yok.

AP seçimleri sonucunda, yeni Komisyon kurulacak. Başkanlığı için en güçlü aday Hıristiyan Demokrat ve federalist olan Lüksemburglu devlet ve “Avrupa adamı” Juncker, İngiliz vetosuna takılmazsa...

Genişlemeden 10 yıl sonra doğusuyla lâyıkıyla bütünleşememiş AB’nin Demir Perde’nin açılmasından beri Rusya ile en ciddî krizini yaşaması bütünleşmeyi canlandıracaktır. Ve AB her şeye rağmen bir şekilde yoluna devam edecektir, eğer savaş istenmiyorsa!

Türkiye’nin, artık tarih olan üyelik süreci AB’nin dirilmesinin önündeki en büyük fırsattı, bir daha gelmez. Eğer bir siyasî deprem olmazsa Türkiye’nin üyeliği artık öngörülebilir olmaktan çıkmıştır. Başbakan’ın aşırı özgüvenli bir üçüncü dünya siyasetçisi olarak gidip AB’nin temel değerlerinden basın ve ifade özgürlüğüne atıp tutması, Alman Başbakanı’nı yuhalatması zaten varolan Türkiye karşıtlığına tuz biber ekti. Bunun bedelini önce oradaki Türkiyeliler ödeyecek.

Pazar Ukrayna’da cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Rusya’nın, AB’nin aksine, zorla genişleme politikasının kurbanı Ukrayna’nın yeni yöneticisi Poroşenko ilk demecinde “AB üyeliği” dedi!

[email protected]