• 25.04.2014 00:00
  • (1524)

 Dışişleri ve bilumum yazıcı heyetinüzerinde epeyi çalıştığı anlaşılıyor. Sekiz dile tercüme edilmesi, eşzamanlı ve çok geniş duyurulması, bütün bunlar bir görev gücünün işaretleri. Başbakan’ın 23 Nisan’da 24 Nisan’dan bahsetmesi, her şeye rağmen önemliydi. Bildik tuhaf, savunmacı ve inkârcı beyanlardan farklıydı ve birkaç açıdan bir ilkti. Beyandan daha çok bahsedilecek, şimdilik dört noktanın altını çizmekle yetinelim. “20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi diliyoruz”cümlesinde yatan, bir başbakan yani bir siyasetçi tarafından dile getirilmiş ahlâkî duruş fevkalade önemli. Kolayca rahmet dileyemeyen bir başbakan açısından daha da önemli... Hele ahlâkın siyasete tamamen kurban edildiği bir dönemde...

 Altı çizilmesi gereken diğer nokta, metinde serdedilen düşünceler, Ahmet Davutoğlu’nun epeyidir farklı yer ve zamanlarda dile getirdiği düşünceler. Ustaca yazılmış olsa da soykırımın tanınması açısından yeni bir şey yok. Üstelik her tarafı memnun etme potansiyeli taşıyor. Yalnız, inkârdan idrake doğru bir geçiş gözleniyor. Üçüncü nokta da bu: Hükümet ve devlet, diaspora ve Türkiye toplumunun bugüne kadar canını dişine takarak dile getirdiklerini de “tezlerden biri” olarak kabûl ediyor.

 Dördüncü nokta “buradan nereye gider”sorusu.Hiçbir yere! Tayyip Erdoğan’ın dile getirdikleri, kendi meşrebi, başkanlık muradı, iktidar hırsı ve Azerbaycan ilişkisi dikkate alındığında, hükümetin gidebileceği uç noktadır. Nitekim beyanın ardından gelen iki açıklama, beyanın etkisini sulandırmaya yetti. “Başbakanın açıklaması konjonktürel değil. Tarih siyah beyaz değildir. Uzattığımız eli havada bırakmayacaklarını umuyorum”diyen Davutoğlu, daha geçen sene “bizim için 25 Nisan neyse 24 Nisan da odur” gibi saçma sapan bir sözün sahibi olması açısından ilerleme kaydetmiş olsa da, Ermenistan’ın bu beyandan sonra Türkiye’ye kucak açmasını beklemek gayriciddîdir. Nitekim bunu teyit eden ikinci açıklama “Dağlık Karabağ sorunu çözülemeden bir adım atamayız” Başbakan’dan geldi.

 1 MAYIS ZITLAŞMASI

 İktidarın 1 Mayıs kutlamasının Taksim’de yapılmasını engelleme ısrarı, özgürlük anlayışının geldiği yeri ve toplumun bu anlayışa olan itirazını mükemmel özetliyor. Türkiye toplumu özgürlük alanı konusunda daha önce elde ettiklerini art arda kaybediyor çoktandır. İktidar ilk dönem icraatlarıyla açtığı alanı artık kapatıyor, toplumu zaptetmeye çabalıyor. Toplum da buna razı değil. Halk deyişiyle attan inip eşeğe binmeye gönüllü değil. Zira özgürlüğe kolay alışıldığı gibi elde edilen haklardan vazgeçirmek de kolay değildir toplumu.

 İktidar, 1923’te verilip 1924’te alınan 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı 2009’da kanunlaştırdı ve Taksim Meydanı’nda kutlanmasını da engellemedi. Beş yıl sonra haddi olmadığı hâlde meydanda kutlamayı yasaklıyor, tıpkı bütün diğer yeni yasaklar gibi.

 AKP’NİN YENİ BEYİNLERİ

 Liberaller eskiden kendi mahallelerine konuşur ve orada pek bilinmeyen dini anlatırlardı. AKP’nin evlere şenlik icraatları sonucunda işlevsizleştiler. Çoğu, ilkelere sadık bir şekilde muhalefetteler. Ama birkaçı artık kendi mahallelerinde değil onlara hiç ihtiyacı olmayan diğer mahallede salyangoz satar hâle geldi. AKP’nin yeni beyinleri olmaya adaylar. Zira AKP 17 Aralık’tan bu yana süren tasfiyelerle beyinden yoksun bir battal gövde olarak kaldı.

 

 HASTA MAHKÛM KEPAZELİĞİ

 İHD verilerine göre hapiste 202’si ağır olmak üzere 620 hasta mahkûm var. Sonbahardan bu yana artış var. Adlî Tıp Kurumu’nun “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen envai çeşit bürokratik ve yasal engel dolayısıyla salıverilemiyorlar. Adalet Bakanlığı verilerine göre son 10 yılda 2300 mahkûm hapiste ölmüş. El insaf minel vicdan!

 [email protected]