• 11.04.2014 00:00
  • (1660)

 Gün geçmiyor ki kamuoyu, zincirinden boşanmış kötücüllüğe maruz kalmasın. Başka yerde aylarca konuşulacak kepazelik burada neredeyse her gün cereyan ediyor. Hastalıklı bir tiryakilik oluştu ve bu, toplumu içten çürütüyor. Habislik yarışı yetişkinleri aştı artık çocuğun halisliğine uzandı. Başbakanın Berkin Elvan’ın kabrine misket bırakan annesini meydanlarda yuhalatması; iktidar yanaşmalarınca uydurulan, kaybolan ve ölü bulunan yavrunun ailesinin şuculuğu buculuğu, oğlancağızı arayanların vatan hainliği...İliklere işlemiş kötülük her mecrada kusuluyor artık. En basit insanî duygulardan yoksunlar vicdansızlık üzerinden “siyaset” yapıyor. Oysa siyasete değil psikiyatrik tedaviye ihtiyaç var.

AYM KAVGASI

Aldığı karar iktidarın hoşuna gitmeyen her kurum töhmet altında. Ya eli kolu, yetkileri budanıyor ya parmakla gösterilip tehdit ediliyor. Twitter’e erişim, içhukuk yollarının etkisizliği sonucunda AYM’ye kişisel başvuru yoluyla açıldı. Üstelik AYM içtüzüğü sayesinde benzer ihlâl başvurularında (YouTube) emsal oluşturacak. AYM’ye kişisel başvuru hakkı, artık hükümetin sonuçlarından utanır olduğu 2010 anayasa değişikliği referandumuyla kanunlaşmıştı. Amaç vatandaşa AİHM’e hak aramaya gitmeden bir içhukuk seçeneği daha sunmak, böylece hem AİHM’in yükünü azaltmak hem de mümkün mertebe sorunları burada çözmekti. Esasında kişisel başvuru hakkı tam manasıyla etkin olamadı, başvuruların ezici çoğunluğu AYM tarafından kabul bile edilmedi ve millet AİHM’e gitmeye devam ediyor. Ama iktidarın böyle bir AYM’ye dahi tahammülü yok. Eğer şimdi, basına yansıdığı üzere AYM’ye kişisel başvuru hakkı kaldırılacaksa bunun sonu AİHM’e başvuru hakkının da kaldırılmasıdır. Avrupa ile ilişkilerin geleceği konusunda iktidar çevresinin pervasız husumetini hatırlayacak olursak hiç de olmayacak şey değil.

Bugün vatandaşın hak ve adalet arayacağı merci giderek azalıyor. Bunun sonu herkesin kendi hukukunu yaratmasıdır ki fevkalâde tehlikelidir.

ÖZEL MİT KANUNU

Yasama gündemdeki canalıcı hamle yeni MİT kanunu. Üzerine epeyi yazıldı ama Kürt barışı açısından çok nazik bir boyutu var. Abdullah Öcalan’la yapılan pazarlıklar, daha önce Oslo’da yapılan görüşmeler, bütün bu sistematiğe yeni kanunda güvence gelecekmiş. Yani pazarlık edenler herhangi bir hukukî tasarruftan muaf tutulacakmış. Yani dokunulmazlık.

Kürt siyasî hareketinin yöneticileriyle yapılan görüşmeler daha yumurta aşamasında bile değil. Görüşmeler hukukî bir altyapıdan tamamen yoksun bir şekilde cereyan ediyor. Pederşahî bir yaklaşımla, iktidarın gündelik ihtiyaçlarını gözeten bir sistematik bu. Böylesi keyfî bir yapı zaten özünde hukuktan yoksundur. Şimdi bu kanunlaşıyor. Oysa barış inşası gibi nazik ve hayatî bir konunun hukukî güvenceye kavuşması hem sürdürülebilirlik açısından hem de şeffaflık açısından önemli. Şeffaflık derken kamuoyu önünde müzakereden söz etmiyorum tabii. Ama muhalefetin de bilgilendirileceği, dolayısıyla katkı sunabileceği, hatta sahiplenebileceği bir müzakere sistematiğidir gerekli olan. BDP’nin bir örneğini sunduğu ve müzakere altyapısını oluşturacak bir kanun teklifi muhalefet partilerinin de ellerini taşın altına koymalarını sağlar. En azından barış inşasına nasıl baktıklarını kamuoyu önünde açıkça söylemelerine vesile olur.

Çünkü öbür türlü bu, Türkiye’nin değil AKP’nin projesi olur, bundan da barış çıkmaz.

SEÇİM SAYIMI

Aradan neredeyse iki hafta geçti, hâlâ seçim sonucu belli değil. YSK’nın çoğunlukla iktidarın itirazlarını kabûl diğer itirazları ise umumiyetle reddediyor olması ne tesadüf değil mi?

[email protected]