• 7.02.2014 00:00
  • (1651)

 Malûm, Türkçede şeffafın karşıtı yok. Gayrişeffaflığın kol gezdiği bir memlekette muhteşem bir lapsus. Bilgi yasaklamak, gizli kapaklı icraat gerçekleştirmek, gayrikanunî işleri örtbas etmek âdi vaka buralarda. Nerede bir paravan var illâki gizlenecek bir ayıp var demek. Ancak bütün bu tedbirler beyhûde. Bizim kasabanın dar ve kavruk dünyası ile en ufak hareketin dahi kaydedildiği, tarihte görülmemiş bir iletişim ve bilgi alışverişinde olan dünya arasında ışık yılları var.Ne Internet Yasağı, ne hukuk ihlalleri, ne gözdağları bu gidişatı durdurmaya muktedir değil. Assange, Manning ve Snowdenlerin dünyasında neyi kimden gizliyorsun?


TWITTER

İletişim derken, 12 Ocak’tan bu yana Twitter’dayım. Yoğun bir tvitçi değilim, muhtemelen de olmayacağım. Bilgi akışı muazzam, yararlı olduğu açık. Sevimsiz tarafları da yok değil. Sosyalleşme adına mahremin ortadan kalktığı, pornonun sınırlarında dolaşan bir röntgencilik. Fikir beyan etme özgürlüğü adına, önüne gelenin ağzına geleni tartmadan pattadak siyivermesi.Sosyologlar için bir derya olduğu muhakkak. 


KATILIM TARİHİ MESELESİ

Salı yayımlanan Polenz ile yaptığım sohbette sözü edilen AB’ye katılım tarihi meselesi hayatî. Benim AB’nin katılım yılı telaffuz etmesi önerime Polenz Türkiye’nin bir katılım yılıyla kendini bağlaması önerisiyle cevap veriyor. Nitekim bugüne kadar hiçbir hükümet, hayalî tarihler dışında ciddî bir katılım yılı telaffuz etmedi. Kayda geçmiş bir şey yok. Şimdilerde Başbakan’ın “2023’e kadar oldu oldu, olmadı bakarız” yollu sitemleri bu ihtiyacı karşılamaktan çok uzak, zira siyaset ve toplum tarafından sahiplenilmiş, teşvik edici bir ulusal politika yok ortada. Eğer hükümet böyle bir taahhüt altına girerse AB tarafını buna ayak uydurmaya teşvik etmek daha kolay olabilir. Her hâl ve kârda AB’nin ciddiye alacağı bir adım olur.

22 Mayıs Avrupa Parlamentosu seçimleri ve sonbaharda kurulacak yeni Avrupa Komisyonu’nun şekillenmesinden sonra Türkiye’nin AB üyeliğinin anahtar ülkelerle ve samimiyetle masaya yatırılması elzemdir. Bu iş böyle gitmez. 


ÇEVRESEL FETİH HAKKI


Çiçeği
 burnunda Çevre ve Şehircilik Bakanı, “çevre fanatikliği” kavramının mucidi İdris Güllüceilk demecinde, “Çevre, Müslümanların özbeöz anasının ak sütü kadar helal, kendi mallarıdır. Kimse Müslümanlara, Türkiye’deki insanlara ne çevreciliği öğretmeye kalksın ne de çevrecilik edebiyatı yapsın” diyerek fetih hakkına yeni bir tanım getiriyor. Meali “keserim de yakarım da, benim değil mi arkadaş”. Yorumsuz!


EGE ÇEVRE’DE BÜYÜK BAŞARI

Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Kömürsüz Aliağa temasıyla “Aliağa yarımadasında yeni rafineri ve termik santral yatırımlarını finanse etmeyin” kampanyası başlatmıştı.Change.org üzerinden, ilgili finans kurumlarına gönderilen mektuplar sonuç verdi ve European Bank for Reconstruction and Development (EBRD), SOCAR/ SOFAZ/ TURCAS ortaklığının STAR entegre rafineri ve termik santral projesinin 5,3 milyar dolarlık yatırım kredisini onaylamayı önce 29 Ocak’a şimdi de 26 Mart’a erteledi. Rafinerinin atıklarını kullanacak olan entegre petrokok- termik santralinin rafineri projesinin arkasına saklanması girişimi, EBRD ve IFC’nin dikkatine EGEÇEP tarafından getirildi ve sonuç alındı.

Uluslararası finans kuruluşlar çevreye duyarsız büyük veya küçük projeleri fonlamakta artık çok titiz davranıyorlar, aldıkları kararlar emsal oluyor. Ulusal kuruluşların ise umuru değil, Allahtan kendi kaynakları yetersiz de çevre bir nebze nefes alıyor.


[email protected]