Artık telefon dinlenmeyecek. Fişleme olmayacak. Şikeciler, darbeci askerler temize çıkacak. Buna adalet deniyor.

Tutuklu BDP’li vekillerden sonra KCK’nin hapisten çıkması da gündemde. Buna da demokratikleşme deniyor.

Bunların ne adaletle ne de demokratikleşmeyle ilgisi var. “Madem öyle işte böyle” yollu misilleme ve intikamdan başka bir şey değil. Barış ve çözümle alakası olmadığının somut kanıtı Roboski katliamı soruşturmasındaki takipsizlik.

Buna mukabil aynı “demokratikleşme” furyasında, yürütmenin yargıyı açıkça denetim altına alma niyetini faş eden adlî kolluk düzenlemesi, HSYK özerkliğinin kaldırılması da var. Yolsuzluk soruşturmasının alenen engellenmesi de yeni adalet kavramının bir tezahürü olsa gerek.


YENİ TEHDİTLER

Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana irtica ve şekavet yani gericilik ve bölücülük olarak tanzim edilmiş “millî düşman” tarifi devletin kara kitabından artık silindi. Ne âlâ. Ama devletin düşmansız yaşaması mümkün mü? Yeni listedekiler çok daha renkli: Geziciler, duranlar, “durun yahu yavaş” diyenler, “bu kadar beton, yol, köprü, avm, HES, santral, kanal lüzumsuzdur, tehlikelidir” diyenler.Düşman ve tehdit tarifine artık muazzam bir kitle girmiş bulunuyor: AKP iktidarına muhalefet edenler!


TEKADAMLIĞIN RİSKLERİ

Tayyip Erdoğan organik aydınlarının indinde memleketin sorunlarına çare bulabilecek biricik insanoğlu olduğu için önemli. Bu devirde bu tuhaf ruh ve şuur hâli hep Anıtkabir’e şikâyete koşan Atatürkçü kitleyi hatırlatmıyor mu? Geçen 10 Kasım’da mâlum Anıtkabir’e ziyaret rekoru kırılmıştı. 1938’de vefat etmiş bir siyasetçiden medet umanlara hayret edenlerin çoğu aynı beklentilerle bugünkü tekadamdan medet umuyor. 2011 seçimleriyle birlikte AKP’de Tayyip Erdoğan klonlarından başka suret kalmadı. AKP kadroları ve destekçilerinin tek varlık nedeni Başbakan ve ona etmek zorunda oldukları biat. Ama bunun bedeli var: Bugün AKP’nin kendinden menkûl bir siyasetçisi kalmadı. Parti bu anlamda hakikaten zorda... Seçim kazansa da...


“GÜÇLENMEMİZİ İSTEMEZLER”

Hükümetin Gezi ve 17 Aralık sonrasında malî piyasalardaki dalgalanmaları açıklamada uydurduğu formül tam Zaytungvarî. Dalgalanmalar, beceriksizliğin ve yolsuzluk iddialarının sonucu değil sebebiymiş. Kabaca, “faiz lobisi” ve “küresel statüko” adlı yaratıklar on bir yıldır ekmeğini yedikleri, proje almak için ellerini açıp dua ettikleri Türkiye pazarını o elleriyle baltalamak için düğmeye basmışlar.

Masallardan iki örnek: Borsa 93.000’e çıkınca garezden çatlamışlar, düşürmeye başlamışlar. İktidarın muhteşem lüzumsuz projelerini alan millî şirketleri hedef alarak Türkiye’nin daha güçlenmesine ket vurmuşlar. Yahu, borsada yabancı oyuncunun payı yüzde 60 ilâ 70 arasında; lüzumsuz veya lüzumlu projelerde uzmanlık getiren yabancı ortak sayısının haddi hesabı yok! Neyin komplosu?


Bir yandan küresel olma iddiasında olup, piyasanı, borsanı, pazarını ağzına kadar açacaksın, diğer yandan çarşafa dolanınca “onlar yaptı” diyeceksin.
 Bunu derken de rezil rüsva olmaya razı olacaksın. Amerikan Dışişleri ve Avrupa Parlamentosu hükümetin mütemadiyen dış komplo ithamlarına “saçmalamayın” yollu cevap vererek “muz cumhuriyetileşmektesiniz” demeye getirmiyorlar mı?

Yatırım için tasarrufun veya yeraltı kaynağın yok. Ekonominin kısa vadede çözülemeyecek yapısal sorunlarına yıllardır trene bakar gibi bakıyorsun. Bunun ve yarattığın kitlesel tüketim ekonomisi sonucunda oluşan carî açığını ancak elin sıcak parasıyla finanse edebiliyorsun. Yatırım sermayesi daha 2012’de “küresel darbeciler” devreye girmeden 2007’ye oranla yarı yarıya azaldı.Batı’daki bedava para döneminin bitmeye yüz tuttuğu bir dönemde çok temkinli olman gerekirken zücaciyedeki fil gibi davranıyor sonra kalkıp dünyaya yağdırıyorsun.


[email protected]