• 7.01.2014 00:00
  • (1702)

 17 Aralık’tan bu yana duyduğumuz laflar, okuduğumuz tahliller memlekette siyasetin beş “kavram”dan ibaret olduğunu teyit ediyor. Devlet, Başkan, Darbe, Vesayet! Bir beşincisini bulana aşkolsun. Dış mihrak, iç mihrak veya komplo demeyin, onlar, darbenin mütemmim cüzleri. Millet de bu dörtlü arasında yer alması gereken bir kavram ama edilgen, diğer dördünün kesin hâkimiyeti altında.


Devlet
, babalığıyla, deriniyle ve şimdi paraleliyle hayatımızın ayrılmaz parçası. Biricik varlık nedenimiz, o olmazsa olamayacağımız ulu varlık. Bu toprakta tek bir insan kalmasa dahi korunması gereken şey... Zordayken sığındığımız kapı, derini derunîsiyle hayatımızı şekillendiren semavî bereket. Paralelini KCK ile tanımıştık şimdi bir cemaat versiyonundan söz ediliyor. Esas devletin, paralelleriyle severek çalıştığı söyleniyor. Gözde olan paralel, ertesi gün gözden düşebiliyor, bir başkası esas oğlanın teveccühüne mazhar olabiliyor. Ama sonuçta mantık, kafa ilelebet “devletsel”.


Başkan
 zaten her yurdum insanın gönlünde yatan aslan. Mâlum, Ankara havaalanında “başkan” diye çağırdığında kırk kişi birden döner. Küçük olsun başkanlık olsun, yeter. En çok arzu edileni devletin başkanlığı olsa da başkanlığın her çeşidi ahalinin sevk ve idaresi için olmazsa olmazdır. Başkanın da her türlüsü devlet gibi, pek sevilir. Aklen ve kalben...


Darbe
ye gelince, bu kadar çok ve renkli darbe çeşidi başka yerde yok. Yakın tarihte 27 Mayıs12 Mart12 Eylül ve 28 Şubat’tan sonra en son 27 Nisan e-darbesi vardı. Bu yıl içinde ise iki darbe birden yaşamışız: 28 Mayıs Gezici Darbe ve 17 Aralık Yolsuz Darbe. Dünya siyaset literatürüne kazandırdığımız en son darbe biçimi “sivil darbe”dir; yani topsuz, tüfeksiz darbe. Zira memlekette iktidara karşı olan gizli ya da gizsiz darbecidir. Diğer insan topluluklarında muhalefet olarak adlandırılan grup veya bireyler bu memlekette darbecidir. Bu arada, sivil darbe aranırken hakikî bir darbeden korusun Allah.


Vesayet
 ise bir başka âlemdir. Askerî olarak başlayan, sivil olarak devam eden vesayet bugün bürokratik bir hüviyete bürünmüştür. Bir de Anayasa’da tarifi bile yapılmış bir idarî vesayet vardır ki, kimse bahsetmez ama herkes sonuçlarına katlanır. Merkezin kayıtsız şartsız sultası demektir. Askerîsinin ne olduğunu aşağı yukarı biliriz ama sivil vesayet birbirini götüren iki kavram olarak önümüze çıkar. Bürokratik vesayet ise sadece denetimin diğer adıdır. Kanaatimce bir de “dış vesayet” olmalı.

Şimdi bu dört kavramla sınırlı, güdük siyasî aklın günlerce düşünüp taşınıp bulduğu, devletin en başkanı olan Başbakan’a vesayetçilerin darbesi!

Masalı özetlemeye çalışalım: AKP, vesayetçi “küresel statüko”nun nasırına basmış, küresel statüko da AKP ile ulu önderini iktidardan düşürmek için düğmeye basmış. (Küresel statüko, tıpkı değerli yalnızlık gibi, başka bir dünyevî dilde mevcut değil.)

Nasıra neden basılmış? AKP sayesinde iktisaden ve siyaseten güçlenen Türkiye bölgesinde hatta yerkürede hatırı sayılır bir ülke olma yolunda, lideri ise dünya lideri olma yolunda ilerlermiş. Bu gidişat küresel statükonun hiç hoşuna gitmemiş, zira bu şer odağı, güçlenerek kendi kontrolünden çıkmakta olan bir Türkiye’yi istemezmiş. Özellikle de, Türkiye’yi artık zaptedilmez hâle getirecek şu devasa/ çılgın/ müthiş projelere ifrit olurmuş.

Düğmeye nasıl basılmış? Küresel statüko, elindeki faiz/ nüfuz silâhlarını ve içerideki vesayetçi mihrakları harekete geçirerek önce Gezi’de üç beş ağaç şimdi de yolsuzluk bahaneleriyle darbe düğmesine basmış.

İşte size dünya liderliğine oynarken küttedek dünya taşrasını boylayıveren AKP Türkiyesininiktidar nazarındaki hazin “siyasî” hikâyesi. Devamı var...


[email protected]