• 24.09.2013 00:00
  • (1771)

 Yeni Türk dışpolitikasının paradigması stratejik derinlik yerini yavaşça stratejik boşluğa ya da şimdiki adıyla değerli yalnızlığa bırakıyor. Bugünkü değerli yalnızlığı hazırlayan muhtemelen o stratejik derinlikti. İki temel stratejik ilişkimiz AB ve NATO’nun çeperinde aranan derinlikler boşluğa dönüşüverdi. Ve boşluk bir karadelik misali iki temel stratejik ilişkiyi yutmak üzere. Dışpolitika mimarları aksini iddia etseler de...

Çoktaraflı arayışlara bakalım. Erbakan Hoca zamanında D-8 vardı. 2000’lerin başında bir ara, sahibi bugünkü iktidar olmasa da İranRusyaTürkiye işbirliği gündeme gelmişti. Birkaç yıl önce Avrupa’nın Şengen’ine nispet vizesiz Şamgen ile başlayan ve ileride siyasî birliğe dönüşmesi hesaplanan bölgesel ittifak arayışına şahit olduk. Kafkasya’da, Demirel’den miras ölü doğmuşKafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu bir aralar yeniden gündemdeydi, ölü olarak kaldı. En sonŞanghay Altılısı gündeme geldi, üyelik için hummalı çalışmalar yapıldı ama çalışma dilleri Çince ve Rusça olduğundan olsa gerek memleketi ilgilendiren pek bir iş çıkmadı. Aksine Şanghaycılar hükümetin Suriye politikasına karşı çalışıyor!

Bu arayışlar AB ve NATO ilişkilerine birebir alternatif olarak planlanmış olmasalar da iktidarın dünya oyunculuğu iddiası ve liderlik şehvetini gıdıkladılar. Hepsi boş çıktı. Bu arada eski çoktaraflı bağlantılar AB, BM, İslâm İşbirliği Teşkilâtı ve NATO, Mısır ve Suriye bağlamında iktidarın gazabından nasiplerini aldı.

Kurumsal ve çoktaraflı bağlantılar dışında kalan ikili ilişkiler daha iyi değil. Ortadoğu’da radikal Sünnî tınısı ağır basan kesimlere yakın bir Türkiye’nin bunlar dışında kalan kesimler ve hükümetlerle arası yok. Komşularla süren soğuk ve kötü ilişkiler ile daha yakında bozulanlara, yönetilemeyen Rojava veAl-Nusra gibi yeni fiilî durumlar eklendi.

Peki, bugün iktidarın yalnızlığına yol açan ve Türkiye’yi boşa düşüren hamlelerin berisindeki değerler neler? İlki, “ne gerekçeyle yapılarsa yapılsın askerî darbe hem kısa hem uzun vadede kötüdür” düsturu. Diğeri Suriye için askerî müdahale gereği ve kendi tayin ettiği mazlumun yanında durma düsturu. İlki meşru, ikincisi daha tartışmalı ama anlaşılır. Peki, bu iki düstur bütün dışpolitikayı tayin edebilir mi? Başka bir gezegende değilseniz, zor.

İktidarın üst üste gelen dışpolitika hezimetleri sonucunda oluşan boşluk bugün toplumu da kuşatmış durumda. ABD’li Alman Marşal Fonu’nun (German Marshall Fund of the United States) sonTransatlantik Eğilimler Raporu’na göre Türkiyeliler hükümetin dışpolikasını disiplinli şekilde destekliyormuş. “Türkiye kiminle işbirliği yapmalı” sorusuna “Türkiye yalnız hareket etsindiyenler yüzde 38; AB ile birlikte hareket etsin yüzde 21; ABD ve Rusya ile hareket edilsin yüzde 8. AB üyeliğine destek daha da düşmüş, NATO’ya destek ise üye ülkeler arasında en düşük olanı.

Şaşırtıcı mı? “Ne ABD, ne AB, bağımsız Türkiye” töresinden gelen yalnız Türkiye’nin kuvvacı halüsinasyona yeniden gark olması doğal. Doğal olmayan bunun, kuvvacı karşıtı duruşuyla maruf AKP iktidarında cereyan ediyor olması.

Halüsinasyondan bir nebze kurtulup etrafımıza bakabildiğimizde ise elde avuçta kalan ve stratejik boşluğu doldurabilecek çaptaki yegâne ilişki, hâlâ bir yerlerde duran AB üyeliği. Somalilere kadar gidip yine kapısına geldiğimiz kürkçü dükkânı AB. Toparlandığında yine dışarıda kalmamak için kolları sıvamanın tam vaktidir.


[email protected]