• 6.09.2013 00:00
  • (2159)

 Yarın, 2020 Olimpiyatları kararı açıklandığında İstanbul’un kalan son canının çıkıp çıkmayacağını öğreneceğiz. İstanbul beşinci defa Olimpiyatlara başvuruyor ve üçüncü defa aday gösteriliyor. Hükümet İstanbul’un adaylığını inşaat ve turizm yoluyla ekonomik getiri ve spora özendirme olarak pazarlasa da Olimpiyat organizasyonu her şeyden evvel itibar ve kibir demek. Erdoğan’ın Büyük Türkiye’sinin taçlarından birisi.

Olimpiyatlar için düşünülen 37 tesisten 11’i hazır. Olimpiyat KöyüParalimpik Köy ve Medya Köyü dâhil diğer 26 tesisin 20’si kalıcı, altısı sökülebilir olarak planlanıyor. Bu tesisler Harem veYedikule gibi tarihî bölgelerde, Haydarpaşa gibi kamusal mekânlarda, Belgrad Ormanları gibi yeşil alanlarda ve Boğaziçi kıyısında inşa edilecek. Bir kâbus!


İstanbul 2020’nin önerdiği 19,7 milyar dolarlık yatırım 
Tokyo’nun dört, Madrid’in 10 katı.Cebinizden çıkacak! Ama getirisi hiçbir şekilde garanti değil. Konuyla ilgili çok sayıda ekonomik analiz mevcut. Spor ekonomistleri Olimpiyatların kısa vadede getirisi olabilir diyor ama son tahlilde Olimpiyatla âbâd olmuş şehir, belki Barselona hariç, yok. Buna karşılık Atina gibi, perişan olmuş ve bir daha belini doğrultamamış şehir çok. Olimpiyatlara Hayır Platformu’nun bilgilerine Facebook’tan erişilebilir. Olmaması için duanızı esirgemeyin!


KİBİR MÂBEDLERİ

Yeri gelmişken Turgut Cansever’den bir alıntı daha: “1730’da III. Ahmet Saray’ın önündeki çeşmeyi inşa ettirdiği zaman, İstanbul mimar esnafı, lonca mensupları, üç gün Saray etrafında nümayiş düzenleyip ‘Padişahın bu süslü püslü nesneyle şehr-i İstanbulluların yüce zevkini rencide etmeye hakkı yok’ diyorlar. Fakat onları kimse umursamıyor. İstanbul’da o yüce zevk, kaba saba bir büyüklük zevkine, kaba saba güce hayranlık tavrına dönüşüyor.” (Osmanlı Şehri, sayfa 109)


ORHANLI DOĞA KÜLTÜRÜ OKULU

Hâlen Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’in Seferihisar’a yerleşeceğini ilk duyduğumda sakinkentin Belediye başkanı Tunç Soyer ile birlikte müthiş işler yapabileceklerini düşünerek mutlu olmuştum. Yanılmamışım. Orhanlı Köyü’nde yeni kurulmuş olan Doğa Okulu ile bölgede bir ilk daha yaşanıyor. Doğayı koruma, çevreye duyarlılık sadece aktivizmle olacak iş değil, insanın biriktirdiği doğa bilgisi ve görgüsünün bilinmesi hayatî. Okul bu kadim bilgileri kayda geçirmeyi amaçlıyor. Rahmetli Victor Ananias ve Buğday Derneği’nin çabalarının okullaşmış hâli bir nevî. Civar köylerde erozyonun önü “su çalıdan korkar” sözünü hayata geçirerek alınmaya başlanmış.


BİLİRKİŞİ

Çevresel Etki Değerlendirme’den muaf tutulan şanlı YSS köprüsü için bilirkişi raporu istenmiş. Herhalde finansör bankalar için “âdet yerini bulsun” raporu. Kepazelik o ki inşaat çoktan başladı.

Bilirkişiler köprünün elzem olduğuna, hatta yapılmazsa hava kirliliğinin artacağına hükmetmiş. Hatta bununla yetinmemiş genel bir ekonomi-ekoloji tablosu çizivermişler. “Tuzla ve Gebze’deki sanayi faaliyetleri yereldeki ekolojiyi ve çevreyi tahrip ederken ülkenin ekonomik yönden büyümesinde ve ülke sanayisinin rekabet gücünü sürdürerek hayatiyetini devam ettirmesinde önemli bir fonksiyona sahip” demişler. Kendi mantığı çerçevesinde anlaşılır. Ancak ekonomik yönden büyümek ekolojik yönden küçülmek demek. Bahsedilen rekabetçilik ise masaldan ibaret. Kalkınmanın bedeli böyle bir şey işte...


[email protected]