• 9.04.2013 00:00
  • (3127)

 BDP geçen cuma yeni anayasanın birinci maddesi üçüncü fıkrası olarak Cumhuriyet tarihinde ilk kez adem-i merkeziyet ilkesine resmiyet kazandırdı: “Devletin idarî yapısı adem-i merkezî sistem esasına göre düzenlenir. Devletin toprak bütünlüğüne dokunulamaz.”Bakalım AKP ve CHP bu mükemmel teklifi lâyıkıyla değerlendirebilecek mi? Başbakan’ın pazar akşamı ilk kez kendisi telaffuz ettiği Türk tipi başkanlık çağrısı bu konuda iyimser olunamayacağına delalet ediyor.

Hâlbuki daha 29 martta: “Güçlü bir Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır. Üniter yapı bununla alakalı bir şey değil. Siz eyalet sisteminde de üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz” dediydi. Tabii o eyaletler kâğıt üzerinde ise muhafaza edersiniz, ama idarî, malî ve siyasî özerkliği olan eyaletlerden bahsediliyorsa illâki farklı bir üniter yapıdır sözkonusu olan. Başbakan’ın ve teşkilâtının düşündüğü kâğıt üzerinde eyalet için üç somut veri var.

İlki AK Parti’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na ülkenin idaresi maddesinde verdiği teklifin 1982 Anayasa’sındaki maddeden farkı yok. Burada eyalet filan sözkonusu değil.

İkincisi, geçenlerde AKP tarafından halka dağıtılan Türkiye Başkanlık Sistemini Konuşuyorkitapçığındaki şu açıklama: “Hükümet sistemi olarak başkanlığı seçen bir ülkenin zorunlu olarak devlet sistemi tercihinin federalizm olması gibi bir durum sözkonusu değildir. Başka bir ifadeyle, federal yapı başkanlık sisteminin zorunlu bir sonucu değildir. Teklifte devlet sistemine ilişkin olarak, yani üniter devlet konusunda hiçbir değişiklik yer almamaktadır.”

Üçüncüsü, AKP usulü başkanlığın savunucusu Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun Her Yönüyle Başkanlık Sistemi başlıklı kitabı aynı yaklaşımı dile getiriyor: “Hemen belirtelim ki, federal ya da eyalet yapılanması Başkanlık modelinin olmazsa olmazı değildir.” (s.14) “Bu modelde Fransız sisteminin üniter yapısıyla ABD’deki başkanın yetkileri buluşturuluyor.” (s.139)

Sonuç itibariyle eyalet, en azından şimdilik, âkil insanlar için de kullanılan yedi coğrafî bölgeden pek farklı değil. Oysa Türkiye’nin, artık eyalet mi olur, bölge mi, federal devlet mi, adem-i merkezileşmeye ziyadesiyle ihtiyacı var. Hele güçlü denge ve denetleme mekanizmaları gerektiren başkanlık sistemine gidilecekse.


Biraz tarih

Bu topraklar iki yüz yıldır merkezî bir idare anlayışıyla malûl. 1808’de çocuk sultan II. Mahmud’un kabul etmek zorunda kaldığı, ilk adem-i merkeziyetçi akit Sened-i İttifak’ın reddiyesiyle bu akdin ruhuna tamamen aksi yönde uygulamaları yaşayageldi.

19. yüzyıl boyunca, İmparatorluğun farklı bölgelerinde güçlenen ayan ve Kürdistan’da mirlikler yok edildi.

Merkezden uzak eyaletler diğer Avrupa güçleri tarafından ilhak edildi (Bosna, Cezayir, Tunus, Libya) ya da merkezden bağımsızlık (Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan) veya muhtariyet kazandı (Mısır).

Babıâli elinde kalan toprak üzerinde otoritesini yeniden tesis etmeye çalıştı ve bunda başarılı da oldu. II. Mahmud, Abdülmecit, Abdülaziz ve Abdülhamid dönemleri Osmanlı’daki Batılılaştırma süreci aynı zamanda merkezin kontrolünü yeniden tesis etme sürecidir.

Osmanlı topraklarında 19. yüzyıl ortasına kadar eyalet sistemi geçerliydi. Abbasî, Bizans ve Selçuklu’dan miras tımar ve toprak rejimi, Anadolu’daki eyalet yapılanmasının ana ekseniydi. 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransız vilâyet sistemine geçildi. 1861 Cebel-i Lübnan Nizamnamesi ile Lübnan’a özel statü, 1864 Vilayet Nizamnamesi ve 1871 İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi ile yeni idare sistemi memleket sathında yapılandırıldı.


1876’da Kanun-u Esasî
 ile vilâyet sistemine getirilen yetki ilkesi merkezin taşra üzerindeki tahkimini değiştiremedi. Meşrutiyet reformları Osmanlı’nın çöküşünün önünü almada çok geç gelen, yetersiz ve sınırlı icraatlar olarak kaldılar. Merkeziyetçi idare tarzını katiyen yerinden oynatamadılar. Aksine İttihat ve Terakki hükümeti, 1909 darbesi sonrasında Meşrutiyet dönemi icraatlarını merkeziyetçi bir yaklaşımla yeniden gözden geçirdi.


Cumhuriyet dönemi ise had safhada bir merkeziyetçi idare anlayışıyla bina edildi.

İşte bugün böylesine yüklü bir sistemin tahribatlarıyla cebelleşiyoruz. Adem-i merkezîleşme ihtiyacı iktisadî, siyasî ve idarî anlamda kendini dayatıyor. Anayasal süreç ya da başkanlık bu ihtiyaca çözüm üretmek için muazzam bir fırsat. İnşallah akl-ı selim galebe çalar da siyasî irade had safhada merkezîleşmeye yol açacak Türk usulü başkanlık gibi maceralardan kaçınır. Aslında en güçlü ve etkin yönetimin paylaşılan yönetim olduğunu anlar.


[email protected]