• 5.03.2013 00:00
  • (2737)

 “Yerel yönetimleri güçlendirelim. Olur, hemen güçlendirelim ama nasıl? İşte, belediyelere daha fazla yetki verelim.” Kabaca tartışmanın düzeyi bu! Türkiye tam bir kavram kargaşası içerisindeademimerkeziyet tartışmaya başladı. Tartışma denebilirse... “Daha erken” diyen utangaç muhalifleri bir kenara koyarsak, üzerinde mutabık kalınan iki varsayımdan biri sihirli değnek “Özerklik Şartı”, diğeri belediyeciliğin güçlendirilmesi! Abdullah Öcalan ile Sırrı Süreyya Önder arasında da konuşulan Özerklik Şartı’na bir kez daha yakından bakalım.

Ademimerkeziyet sade Kürtlere değil bütün Türkiye’ye lâzım, hem de hemen. Daha geçen gün AKP Ekonomi İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, partinin “Kent Ekonomileri Forumu” adı altında yereldeki potansiyelin açığa çıkmasına önayak olacak bir girişimi tanıttı. Önümüzdeki günlerde daha etraflı yazacağım.

Avrupa Konseyi’nin 1985 tarihli “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” Türkiye’de 3723 sayılı yasayla 1993’te yürürlüğe girdi. Dibacesinde Türkiye’nin yanından geçemeyeceği ademimerkeziyetçi ilkeler zikredilir: “Vatandaşların kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkı Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin tümünün paylaştığı demokratik ilkelerden biridir; bu hakkın en doğrudan kullanım alanı yerel düzeydedir.”

Şart’ın bir Avrupa Konseyi (Avrupa Birliği değil) sözleşmesi olmasından ötürü bağlayıcılığı veizleme mekanizması yokOnaylansa da uygulanmayabilir. Kaldı ki Türkiye’nin onaylayıp uygulamadığı ve tam aksini uyguladığı uluslararası metinler üzerine doktora tezi yazılır.

Metnin onaylanmış hâli tümü değil. Ana metnin 12. maddesi akit taraflara en az 20 maddeyi seçerek sözleşmeyi onaylama imkânı tanır. Türkiye bu seçme hakkını kullanarak (dolaylı çekince) metni akdetti. Sonuçta yasa yapıcı anayasal sınırı ve idarî teamülü gözönünde bulundurarakmaddelerden işe yaramayan bir potpuri yapmış oldu.

Seçilmeyen maddeler şunlar:

• Yerel makamları doğrudan ilgilendiren planlama ve karar süreçlerinde kendilerine danışılması;

• Yerel yönetimlerin iç örgütlenmelerinin kendilerince belirlenmesi;

• Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve faaliyetlerinin kanun ve temel hukuk ilkelerine göre belirlenmesi;

• Vesayet denetimine ancak vesayetle korunmak istenen yararlarla orantılı olması durumunda izin verilmesi;

• Yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında hizmet maliyetlerindeki artışların mümkün olduğunca hesaba katılması;

• Yeniden dağıtılacak mali kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda yerel yönetimlere önceden danışılması;

• Yapılacak malî yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaması;

• Yerel yönetimlere başka ülkelerdeki yerel yönetimlerle işbirliği yapma hakkının tanınması;

• Yerel yönetimlerin haklarını savunabilmeleri için uluslararası yerel yönetim birimleriyle işbirliği yapabilmeleri, uluslararası birliklere katılabilmeleri;

• Yerel yönetimlerin iç hukukta kendilerine tanınmış olan yetkileri serbestçe savunabilmek için yargı yoluna başvurabilmeleri.

Bu maddeler ademimerkezî bir idarî yapının hayata geçmesi için yararlı olabilecek tavsiyeleriçeriyor. Ancak anayasal ve yasal ademimerkezî düzenleme yapmak yerine bağlayıcılığı olmayan, tüm maddeleri kabul edilse dahi maddelerin içeriğinin bugünkü anayasal ve yasal sistemde uygulanması mümkün olmayan bir uluslararası metne bel bağlamak abestir. En azından çare değildir. Hukuk tarihimizde de görülmüş değildir. Kaldı ki aynı tartışma Avrupa Konseyi’nin yine bizi ilgilendiren Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı ile Ulusal Azınlıkların Korunması İçin Çerçeve Sözleşme için katiyen yapılmaz. Türkiye bu iki metni imzalamadı bile.

Velhâsıl ana sorun anayasal kısıttır. Eğer gerçek bir ademimerkeziyet temenni ediliyorsa şu üç anayasal düzenleme olmadan olmaz:

• İdarenin ademimerkezî olduğunun yazılması, ideali de “bölünmez bütün” ilkesinin yanına gelmesi, tıpkı idarî sistemimizi kopyaladığımız Fransa’nın 2003’te yaptığı gibi;

• “İdarede birlik” ve “idarî vesayet” ilkelerinin değişmesi;

• Bölgenin kamu tüzel kişiliği olan idarî bir birim ve olarak kabul edilmesi.

Bu ihtiyaca rağmen, AKP ile BDP’nin bugüne dek Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na verdiği teklifler ve yetkililerinin beyanları Özerklik Şartı veya başka bir ademimerkezî ilkenin hakikaten uygulanmasını mümkün kılacak bir hukukî düzenleme içermiyor. Biraz ciddiyet lütfen!


[email protected]