• 9.11.2012 00:00
  • (2587)

 1981’de Belfast’ın Long Kesh hapishanesinde ölüm orucu tutan Kuzey İrlandalı siyasî tutuklular Bobby SandsFrancis HughesRaymond McCreeshPatsy O’HaraJoe McDonnellMartin HursonKevin LynchTom McElweeKieran Doherty ve Mickey Devine dört ay boyunca art arda ölmüşlerdi. Vatandaşlarının itirazlarına çelikten bir inat ve kibirle karşılık veren zamanın Demir Başbakanı Margaret Thatcher’ın “iyi oldu” dediğini hatırlarım. İngiltere’nin Kuzey İrlanda sorunu ölümler sonrasında uluslararasılaştı, şiddet terör boyutuna ulaştı, Thatcher’a, kılpayı kurtulduğu suikast düzenlendi. Çatışmanın çözümü tâ 17 yıl sonra 1998’de imzalanan Hayırlı Cuma anlaşmasına kaldı. Öylesine...


İdam cezası

Devlet şiddetinin tepe noktası! İdam cezasının kaldırıldığı her memlekette geri gelmesini isteyen olur. Özellikle, cinayetin bizdeki kadar kolay işlenemediği ülkelerde misillemenin devlete ihale edilmesi. İlkel öç alma ve kan davası âdetinin modern sürümü.


ABD’de idam cezasının kaldırılması için çaba sarfeden baskı grubunun websitesinde bulunan (
www.deathpenaltyinfo.org) 2009’da Northwestern Üniversitesi’nde yapılan araştırma, ülkenin önde gelen suç uzmanlarının yüzde 88’inin deneyimlerine dayanarak idam cezasının caydırıcılığının bir efsane olduğunu bir kez daha ortaya çıkarıyor. İdam cezası müebbet hapis cezasından daha caydırıcı değil. Uzmanların yüzde 75’i ana sorunu şöyle tanımlıyor: Politikacıların ölüm cezasını gündemde tutmalarının nedeni suçları nasıl da sert cezalandırdıklarını göstererek kamu vicdanını sömürmeleridir. 2001’de idam kaldırılmalı diyen bizim tekadam bugün artık bu aşamada. Kürt çatışmasının çözümü ölümle değil siyasetle... 


1915-2015

1915 bu topraklara reva görülen en büyük adaletsizliğin simgesi. Yüz yıl sonra hâlâ kabul görmeyen ve görmemesi için türlü kurnazlıklara başvurulan, soy kurutan toplu kırımların damgası. Yüzüncü yıldönümü için devlet ne diyecek diye hiç beklemeyin. Ne diyeceği belli: “1915 Çanakkale’dir”! Nitekim epeyidir topluma ve dünyaya bu mesajı dayatmak için hazırlık yapılıyor. Son havadis: 1915 Çanakkale’ye atfen Türkiye’de Avustralya Yılı!


Topyekûn saldırı altında

Siyasî alanın gittikçe daraldığı, danışsız, düzensiz ve denetsiz işlerin memleketin üzerine boca edildiği bir döneme geçmiş bulunuyoruz. Davalar açılıyor, yürütmeyi durdurma kararları çıkıyor, sivil girişimler bıkıp usanmadan söz alıyor. Kimin umurunda? Hükümet, iktidar partisi ve kurumlar tekadamın kararları karşısında aciz.

AK Parti’nin bu hafta Meclis’teki anayasa yazıcı heyetlere ilettiği başkanlık modelleri önerileri siyaset alanını tamamen tekadamın tasarrufuna terk etmek üzere atılmış şakası olmayan bir adım. Artık bunun adına siyaset denebilirse. Önerileri daha layıkıyla incelemedim ama hiçbir ciddî, çağdaş denge ve denetleme mekanizması öngörmedikleri belli oluyor. Zaten bugünkü uygulamayla denge ve denetleme mekanizmaları iyice erimişken bunları yeniden tesis etmek veya güçlendirmek gibi bir niyet olabilir mi?

Sonuçta Türkiye Çin’deki gibi, 18. yüzyıldan kalma demokrasisiz, ilkesiz ve vahşi bir modele doğru, moda tabirle “tam gaz” ilerliyor. Modelde ne insan ne çevre var. Aksine kentsel ve kırsal medeniyet üzerinde bugüne kadar görülmemiş bir baskı var.

Kime rastlasam bunalmış. “Neye itiraz edeceğimize şaşırdık, tek tek gelin” diyorlar. Taksim’deki dayatmaya karşı her gün akşam saat 18:00 ilâ 21:00 arasında nöbet tutuluyor. Haydarpaşa’da da öyle. Galatasaray’da da. Taksim projesinin zırvalığından geçtim, CHP’nin belediyecilikten anlamadığını iddia eden tekadam Taksim’de yapılan gibi, bir kentin kalbinde ameliyata kış öncesi başlanmayacağını nasıl bilmez? Amaç eziyet, güç gösterisi ve burun sürtme olunca iş değişiyor.

İtirazlar aynı zamanda toplumsal hayatiyet işareti. Çok farklı, ömründe sokağa inmemiş, imza atmamış, parmak dahi kaldırmamışlar itiraz ediyor artık. Yaptırımı kalan son ciddî merci ise AİHM. Oraya giden davalarda patlama yeni değil ancak devletin kaybettiği dava sayısı yakın zamanda muhtemelen dayanılmaz bir hâl alacak. Vatandaşlara ödenen tazminat miktarından değil, karizmayı mütemadiyen çizdirmekten. “Güçlü Türkiye” AİHM’den mi korkacak, çeker gider.


Not artışı

Zaten tekadam da beğenmemiş. Limon sıkmış olmayayım ama bu işin ne kadar objektif olduğu tartışılır. AB ve ABD’nin harıl harıl bastığı para, dünyada nema peşinde. Türkiye ekonomisinin nispeten iyi durumda ve gelişen bir ekonomi olması, giderek daralan yatırım imkânlarına dâhil edilmesini sağladı. Yoksa tarafsız bir not artışı, ekonomik verilere bakarak iki yıl önce gelmeliydi. Diğer taraftan bilelim ki siyasî istikrarsızlık ve Kürt çatışmasının kontrolden çıkması notu düşürüverir.


Atatürk ölmedi

“Genç Türk” nam, nevzuhur bir güruh günlerdir Beyoğlu’nda ellerinde bir diğer tekadam Atatürk’ün maskesiyle imza topluyor. Yarın Dolmabahçe’ye bir milyon Atatürk maskeli genç gelsin ve “Atatürk ölmedi” desinlermiş. Tutunacak dal arayan bir ayağı çukurda sabık muktedirlerin Atatürk ibadetini anlarım, ya tekadam maskeli birörnek gençler?


[email protected]