• 26.10.2012 00:00
  • (2385)

 Akideler, kutsallar mühim. Dinî ve millî. Bu aralar kutsallar üzerine söz söyleyenlere “Cumhuriyet karşıtı” ya da “İslâm karşıtı” yaftasını yapıştırmanın cazibesine rağmen kurban ve et üzerine, farklı bir pencereden birkaç not düşelim.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (HİDP) Başkanı Hindistanlı Rajendra Paşauri, “Her dünyalı et tüketimini azaltarak kendi hesabına iklim değişikliği ile mücadele edebilir,” der. “Adam et yemeyen Hindu” diyen çıkacaktır. Ama besicilik iklim değişikliğinin en ciddî nedenlerinden biri olmayı sürdürüyor. Paşauri de HİDP adına ABD eski Başkan Yardımcısı ve çevre korumacı Al Goreile birlikte 2007’de Nobel Barış Ödülü’nü almıştı.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) hesaplarına göre besicilik dünya seragazı salımlarının beşte birine tekabül eden ürkütücü bir paya sahipBu pay ulaşım sektörünün seragazı salımlarına olan katkısından fazla. 1970’ten bu yana dünyanın et tüketimi ikiye katlanmış bulunuyor. Tahminlere göre 2050 yılına dek iki kat artacak. Hesaplara göre bir hayvan proteini elde etmek için sekiz bitkisel protein gerekiyor.

Dünya üzerinde yaşayan yedi milyar insanoğlu ve insankızı ete düşkün bir Frenk gibi yemeğe kalksa ki her kalkınanın hedefi aşağı yukarı bu, talebi karşılamak için 36 milyar besi hayvanına ve onları beslemek için 70 milyon km2 tarım alanına ihtiyaç var. Hâlbuki dünyada sadece 19 milyar besi hayvanı ve tüm canlıların ihtiyacını karşılamak için 50 milyon km2 tarım alanı mevcut.

İllâ da “yiycem” derseniz, şiarı “Toprak, Onur, Yaşam” olan Çiftçi-Sen’e yakın www.karasaban.netwebsitesine kulak vermenizi salık veririm. Sitede, gözümüzün önünde lağvedilen tarımımızla ilgili pek çok bilginin yanında sağlıklı beslenmeyle ilgili ciddî gözlem ve çalışmalardan da bahsediliyor. Şöyle diyor misâlen: “Dedelerimiz ve ninelerimiz yağlı etleri yerlerdi ve kanser, kalp ve damar hastalıklarını neredeyse tanımazlardı. Çünkü eskiden hayvanlarımız meralarda otlar ve bugünkü gibi mısır (üstelik GDO’lu), arpa, buğday, şekerpancarı posası veya yağlı tohumların küspesini ya hiç yemezler veya çok az yerlerdi. Çayır otu, yonca gibi yeşil bitkilerde ağırlıklı olarak var olan yağ asidiOmega-3 yağ asididir. Merada otlayan hayvanın iç yağında başlıca doymuş yağ asidi, stearik asittir. Diğer bir ifadeyle dedelerimizin Adana kebaba koydukları iç yağ aslında bir nevî zeytinyağı idi.

Hâlbuki nişasta ve şeker zengini olan yemleri yiyen hayvanların iç yağının ana doymuş yağ asidipalmitik asittir. Bu yağ asidi daha düşük ısıda erir, bu nedenle tümüyle bağırsaktan emilir. Palmitik asit damar sertliğine yol açan üç doymuş yağ asidinden biridir. Bunlar kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açarlar. Ölüm nedenleri sıralamasında aşırı tüketilen besi hayvanı eti, alkol ve tütün kullanımından sonra ikinci sırada.

Ne yapmalı? Meraları ıslah etmek için hızla harekete geçmeliyiz. Mera ıslahı konusunda uzun yıllar süren araştırmalar mera veriminin 20-30 kat arttırılabildiğini ortaya koymuştur. Organik hayvancılık konusuna hayvanların beslenme modeli de dâhil edilmelidir. Merada otlayan hayvanların sütünün, peynirinin, yoğurdunun ve etinin daha pahalı satılmasını sağlayacak ve köylü kooperatiflerine dayalı bir pazarlama ağı kurulması da gerekli.”

Gelelim işin kurbanı kesme tarafına. Bu bayram Sakarya Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü kurban kesecekleri uyarmış. “Kesim işlemi sırasında kötü muamele gören kurbanlıkların kanının iyi akıtılamamasının etin kısa sürede bozulmasına neden olduğu bilinmeli. Bu nedenle hayvanlar strese sokulmadan ve acı çektirilmeden kesilmelidir” diyorlar. Eksik de olsa ilk kez böyle bir bilgilendirme çabası işitiyorum. Nitekim “ne yiyorsanız osunuz” sloganında olduğu gibi vücudunuza aldığınız her gıda sağlığınızı birebir etkiliyor. Bunu kurban veya herhangi bir mezbaha hayvanı etine uyarlarsak,hayvanın korku-acı-ölüm sürecinde salgıladığı toksinler doğrudan doğruya onu yiyenin vücuduna geçiyor. Ölüm mukadderse korku ve acıyı artırmaya gerek yok herhalde.

Bayram mübarek olsun...


[email protected]