• 19.10.2012 00:00
  • (2314)

 

Cuma notları

Yeni siyasî tutuklu tanımı

3 ekimde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) yeni bir siyasî tutuklu tanımında uzlaştı. Amaç koloni döneminde Namibya için tarif edilmiş siyasî tutuklu hâlini güncellemek ve bazı üye ülkelerdeki hak ihlallerine deva olmaktı. Bu vesileyle ilk defa bir hükümetler arası kuruluş siyasî tutukluluk hâline açık bir tanım getirmiş oldu. Tavsiye kararını Türkçeleştirdim, temel maddeleri şöyle:

3. Bireysel özgürlüğünden alıkoyulan birey şu durumlarda “siyasî tutuklu” olarak ele alınmalıdır:

a.  Tutukluluk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokollerinde belirtilen, başta düşünce, inanç ve din özgürlüğü, ifade ve bilgiye erişim özgürlüğü, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü olmak üzere temel garantilerin ihlali sonucunda hükmedilmişse;

b.  Tutukluluk herhangi bir suçla ilintili olmadan sadece siyasî nedenlerden hükmedilmişse;

c.  Tutukluluk süresi veya tutukluluk şartları siyasî gerekçelerle bireyin suçlu veya şüpheli bulunduğu fiille açıkça orantısız olduğu durumlarda;

d. Birey siyasî nedenlerden dolayı diğer hükümlülerden farklı olarak hapsedilmişse;

e.  Tutukluluk açıkça ve yetkililerin siyasî gerekçeleriyle bağlantılı olarak haksız yargılama sonucunda gerçekleşmişse.

4. Terör suçları dolayısıyla bireysel özgürlüklerinden alıkoyulanlar eğer bu suçlar nedeniyle ulusal yasalar ve AİHS uyarınca yargılanmış ve hüküm giymişlerse siyasî tutuklu sayılmazlar.

5. AKPM Avrupa Konseyi’nin bütün üye devletlerini yukarıda zikredilen kriterleri uygulayarak olası siyasî tutukluların durumlarını yeniden değerlendirmeye ve bu nevî tutukluları yeniden yargılamaya veya serbest bırakmaya davet eder.

Tutanaklar, metin tartışılırken özellikle Azerbaycanlı vekillerin kıyameti kopardığını yazıyor. Mesele Azerbaycan’daki hak ihlallerini ele alan Avrupa Konseyi raporunun siyasî tutuklu kavramıyla daha şeddeli olacak olması.

Gelelim bizim vekillere. Strasbourg’da bu karara, eski meclis başkanı Mevlut Çavuşoğlu da dâhil olmak üzere bütün AK Partililer ret bütün CHP’liler kabul oyu neden vermiştir acaba? CHP’nin Ergenekon ve diğer darbeci davalarını hedeflediği açık. Ancak bu tanım Kürt siyasetçi ve aktivistleri de kapsar. Farkındalar mı acaba? Hele Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan son değişikliklerden sonra. Terör suçlarının tanım dışı olması ise AK Partilileri rahatlatmamış. Kaşının altında gözün olduğu zaman tutuklanmanın sıradanlaştığı bu memlekette Avrupa Konseyi’nin yeni tanımının ileride yazılacak Türkiye raporlarında epeyi baş ağrıtacağı aşikâr.

Avrupa ve ABD mahreçli Türkiye İnsan Hakları raporları gittikçe daha çok uluslararası kavramı kullanmaya başladı. Neredeyse her başkaldırıyı terör olarak değerlendirmede ısrar eden Türkiye’ye rağmen, bir aralar inkâr edilen IDP (Internally Displaced PersonsYerlerinden Olmuş Kişiler(YOK), “toplu mezarlar” ve son rapordan son anda çıkartılan PKK’nin kullandığı “çocuk askerler”terimleri bunun açık kanıtları. Sorunlarını çözemediğin zaman o sorunların uluslararasılaşması işte bu şekilde oluyor.


Doğayı Bitirme Yasası

Doğayı koruma adına peşkeş çekmeyi hedefleyen yasa geçmek üzere. Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’nın ilk 14 maddesi 31 mayısta Meclis Çevre Komisyonu’nda gayrı şeffaf bir şekilde jet hızla kabul edilmiş ve Genel Kurul’a gönderilmişti. Meclis’in tatile girmesi ile tasarının yasalaşması yeni yasama yılına kalmıştı.

2003 yılından beri üzerinde çalışılan taslak 2009’da hazır hâle geldi. Ama 74 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi ve Avrupa Komisyonu’nun muhalefetiyle karşılaştı. Geri çekildi ama her daim olduğu gibi bir zaman sonra yine yasama sürecine dâhil edildi. Yasa 1958’den beri doğa koruma konusunda edinilmiş kazanımları bir kalemde siliyor. 6. Madde korunan alanların sınırlarının değiştirilebilmesi veya tümüyle kaldırılmasının önünü açıyor. Daha önceki tasarıda bilimsel çevreler, ilgili kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve koruma alanlarında yaşayanların karar süreçlerine dâhil olması için öngörülen kurulların tümü tasarıdan çıkarıldı.


Toprakların hepi topu yüzde beşine karşılık gelen doğal ve kültürel SİT alanları, muğlâk tanımlanmış “koruma-kullanma dengesi” ve “üstün kamu yararı” gibi kavramlar yoluyla, korumadan ziyade madencilik, enerji, sanayi, tarım, turizm sektörlerinin kullanımına açılıyor.
 SİT alanı tayin edecek kurullara atamalar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılıyor.

Türkiye’deki 1234 doğal SİT alanında doğaya zarar veren müdahaleler, koruma kurulları ve mahkemelerce engellenebiliyordu. Eğer tasarı bu hâliyle yasalaşırsa bağımsız Koruma Kurulları’nın doğal SİT’lerle ilgili herhangi bir yetkisi kalmayacak. Sonuçta bu yasayla 3500’den fazla yerel bitki türüyle dünyanın eşsiz doğa zengini topraklarından birisi olan Türkiye’nin bu varlığını geri dönüşsüz kaybedecek. Kalkınırken yok olmak böyle bir şey herhalde.

***

Bugün soyu tükenmekte olan lüferlerin bayramı başlıyor, aklınızda olsun... Programda İstanbul Balıkhanesi eski Müdürü Karekin Deveciyan’ın Türkiye’de Balık ve Balıkçılık adlı Aras Yayınları’ndan çıkan başeserinden yola çıkan “Boğaziçi Balıkları” belgeselinin ilk gösterimi pazar saat 12:00’de SALT’ta.


[email protected]