Bir süredir kuraklık, yağışın olmaması, barajların boşalması gibi ciddi bir problemin varlığına şahit oluyoruz. Kuraklıkla yahut yağışın düşmemesiyle ilgili olarak bilimsel ve dini olarak yapılacak birçok şey var. Kuraklık endişesine karşı farklı alanlarda farklı yöntemlerle yapılan önleme çalışmalarının hiçbirisi bir diğerinden daha önemli ya da önemsiz değil. Yani ağaç da dikebilirsiniz, yağmur duasına da çıkabilirsiniz. Hepsinin sorun çözücü yöntem olduğu tecrübe ile sabittir.


Yağmur duasının mantığı, kuraklığın bir uyarı olduğunu düşünenlerin Allah’tan hem yağmur, hem de af dilemesini kapsar. Bu ilahi/metafizik yöntemin inanların tek yöntemi gibi olduğunu düşünmek doğru değildir. Zira Kuran-ı Kerim’e baktığımızda özellikle yağmur konusunda (yani sadece su değil aynı zamanda yiyecek içeceğin yetişebilmesindeki üç temel kaynaktan en önemlisi) kıtlıktan da bahseder. Araf Suresi 130. Ayette Firavun ve onunla birlikte hareket eden inançsızların azgınlıklarının bir karşılığı olarak kıtlıkla/susuzlukla imtihan edildikleri ifade edilmektedir. Ancak Kuran-ı Kerim’de susuzluk ve kıtlık gibi peş peşe gelen imtihanlar sadece kulların Allah’a olan küfürleri nedeniyle vuku bulmaz. Allah’ın muazzam biçimde yarattığı kainata verilen zararın karşılığı olarak da vuku bulabilir.

Nahl Suresi’nin ilk 90 ayetine baktığımızda ayette kafir olanlar, küfür içerisinde olanlar hem Allah’a inanmayanlar, hem şirk koşanlar olarak tanımlanmaktadır. Bu kişileri bir özelliği de Allah’ın yarattığı nimetlere karşı küfür ve şükürsüzlük içinde olmalarıdır. Elbette burada bahsedeceklerim doğrudan iman etmekle alakalı değil ancak ayetler pek üzerinde düşünmediğimiz bir duruma da dikkat çekiyor. Allah’ın yağmur, nebat olarak kullarına verdiği nimetler yarattığı muazzam kainatın işleyişinin ürünü… herhangi bir kimsenin Allah’ı inkarı ile yarattıklarını inkarı şüphesiz küfürdür ancak iman etmiş kişilerin Allah’ın nimet olarak yarattıklarına karşı özensizliği, şükürsüzlüğü de bir çeşit bozgunculuktur. Yani illa “Suyu gökten indiren Allah değildir” demek gibi bir küfür olmasa da suyu israf etmek, su kaynaklarını kurutmak, kuşun nebatın suyunu kirletmek Allah’ın nimetlerine şükürsüzlüktür ve dini öğretide sık sık şükürsüzlüğün nimetlerin eksilmesine neden olacağı vurgulanır. Diğer yönden nimete/suya şükür sadece sözlü bir eylem değil fiili bir eylem gerektirir. Yani doğayı kirleten, çevreye zarar veren, ağaçları kesen, dereleri kurutan, temiz içme suyuna zehirli atık karıştıran ve bunlara göz yumanların ilahi düzlemde karşılığı o nimetlerin ellerinden alınmasıdır.

Kuran-ı Kerim’de ayrıca “Başınıza gelenler kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir” buyrulmaktadır. İnsanların Allah ile ve yaşadıkları kainat ile ilişkilerinde bozgunculuğa yönelmeleri, nimetlere karşı şükürsüzlükleri, örneğin kıtlık ve susuzluk gibi bir imtihana, bir helaka, bir uyarıya neden olduğu gibi aynı zamanda bu nimet kıtlığı kulların kendi elleriyle kazandıkları yüzündendir. Yukarıda ifade ettiğim gibi mevsimleri değiştirecek kadar dünyanın muazzam işleyişini bozanlar, sadece şükürsüzlük etmelerinin karşılığı olarak bir yoksunlukla karşılaşmazlar aynı zamanda verdikleri zararın doğrudan karşılığını da almış olurlar bu bir imtihan, bir ceza değildir bizzat kişilerin kendi eylemlerinin doğal sonucudur.

İnanç, fizik bir durum olmadığı için somut ifadelerle kendisini tanımlayamayız. İçinde yaşadığımız kainatı ister inanç üzerinden ilahi temelli açıklayın isterseniz bilimsel olarak izah edin, içinde yaşadığımız kainat, mevsimlerin dönüşümünden canlıların üremesine, suyun gökten inişinden yerden çıkmasına kadar muazzam bir işleyiş içerisinde. Ancak bozgunculuk özelliği olan insan, dereleri kurutarak, yer altı kaynaklarını kirleterek, herkesin olan nimetleri belli bir kesime peşkeş çekip belli kesimden esirgeyerek, sera gazını atmosfere salarak, yeşili kurutarak, mevsimlerin işleyişiyle oynayarak, bir fayda üzere yaratılmış hayvanların neslini tüketerek, her gün biraz daha fazla beton dökerek kainatın düzenini bozarken, ilahi olarak ve yaptıklarının karşılığı olarak susuzlukla karşılaştığında elbette yağmur duasına çıkabilir ki el hak bu da doğru bir yöntemdir. Ancak bozgunculuk yapmaktan, Allah’ın nimetlerine şükürsüzlük etmekten, ağacı kesmekten, suyu kirletmekten geri durmadığı müddetçe dualarının çok da bir etkisi olmayacaktır. Diğer yönden, yetkisi ve kudreti olduğu halde adaleti tesis etmeyen, haksızlıkları meşrulaştıran, hakkı ve sabrı tavsiye etmeyen, israf içinde olan, kendisine nida eden yoksulu duymayan, bakmaya doyamadığınız ormanları yok eden, betonlaşmayı destekleyen, liyakati rafa kaldıran kimselerin adalet ve ahlak üzerinden verdiği zararın karşılığı da bir çeşit imtihan olarak susuzluk ve kıtlık olabilir, bu ilahi uyarıdan ibret almadan yapılan dualarının da çok fazla bir etkisi olmayacaktır. Unutmadan, duaların etkisinin olmayacağını bu satırları yazan söylemiyor, dua ile kendisinden yardım beklenen kainatın sahibi yüce kitabında belirtiyor, umulur ki ibret alırız.