Marksist teorilerde sıkça rastladığımız “şeyleştirme” kavramı, çok basite indirgeyerek ifade edecek olursam, aslında insanın kendi eliyle ürettiği, insan ürünü olan şeylerin, yani üretilmiş ve basit olan şeylerin, yine insanın kendisi tarafından sanki kendiliğinden oluşmuşçasına bir şekilde anlam değiştirerek insanı tanımlayan şey haline gelmesidir.


Peter Berger ve Thomas Luckmann’ın “gerçekliğin sosyal inşası” kuramına göre, -ki bu bir bilgi sosyolojisi çalışmasıdır-“dışsallaştırma, nesnelleştirme, içselleştirme” üzerinden insan bilinci, anlam dünyası, bakış açısı inşa edilir. Buna göre, yine basite indirgeyerek ifade edecek olursam, var olan bilgi, anlayışlarımız, düşünme biçimlerimiz kendiliğinden, objektif olarak oluşmaz, toplumsal olarak inşa edilirler. Bu ilişkideki diyalektik sonucunda insan toplumu oluştururken, toplum da insanı oluşturmaktadır. Ve bu şekilde inşa edilmiş bir düzende bireyler/kitleler, yönetici sınıf (bu yönetici sınıfı ordu da olabilir, seçilmiş iktidarlar da olabilir, dikta yönetimleri de olabilir, eğitim sistemi de olabilir, medya/kitle iletişim araçları da olabilir) tarafından şekillendirilir.  Ayrıca bu yönetici sınıfın sahip olduğu güçle, iletişim kanallarını kendi lehine kullanması sonucunda etkili bir toplum mühendisliği imkanı oluşur.

Berger, Marxçı “şeyleştirme” kavramını kendi okumasıyla ve biraz da “yabancılaşma” kavramıyla birlikte ele alarak şu şekilde izah eder: “Şeyleştirme insan ürünü olan dünyanın insan tarafından bir süre sonra insan ürünü değilmiş gibi algılanması, muamele görmesidir. Şeyleşmiş olan bir dünyada artık var olan her şey insan ürünü olduğu halde insanın ona yabancılaşmasıyla insan üretimi olmayan bir durummuş gibi algılanır. Bunun sonucunda insan artık “bu şekilde düşünmeli ve davranmalıyım, bundan başka seçeneğim yok” düşüncesini içselleştirir, kendi özgün ve öznel dünyasıyla tercihler yapamayan ancak kendisine dikte edilen şekilde düşünebilen ve eyleme dökebilen bir hale gelir.

Tüm bu arka planın sonrasında davranışları ve düşünme biçimleri aile, sosyal çevre, toplum, eğitim, kitle iletişim araçları, kolektif bilinçaltı (tarih anlatımı) ve iktidarlar tarafından oluşturulan bireyler, kendi durumlarının farkında olmayan kitleler, yine de yaşadıkları dünyayı, karşılaştıkları olayları anlamak, anlamlandırmak, çözümlemek isterler. Özellikle karşılaşılan yeni, önemli durumlar karşısında doğru ya da yanlış fark etmeksizin tatmin edici bir cevap bulmak isterler.

COVİD-19 virüsünün ilk yayılmaya başladığı dönemde, bilimin ve devletlerin salgın karşısında aciz kaldığı dönemde en çok duyulan şey virüsün insan üretimi olduğuydu. Öyle ya, çok güçlü olduğunu iddia eden devletler/iktidarlar/yöneticiler böyle bir virüs karşısında aciz kalamazdı, olsa olsa bu virüs, “üst akıllar, dünyayı yöneten birkaç aile, lobiler, derin devletler” tarafından laboratuar ortamında üretilmiştir. Peki, bilin bakalım bu şekilde düşünen ve sayısı hiç de az olmayan kesim böyle düşünmeyi nereden öğrendi? Kendi elleriyle oluşturdukları ancak bir süre sonra bunu unutup kendilerini onunla tanımladıkları, kutsadıkları iktidarların, başları sıkıştığında kitleleri konsolide etmek için başvurduğu “üst akıl, derin devlet, herkes bize düşman” propagandası yapan yönetici sınıfın propagandasından…

Tüm dünya 2020 yılının başından bu yana koronavirüs salgınının pençesinde, virüse karşı mücadele vermeye çalışıyor. Salgının, ekonomiden bireylerin psikolojisine kadar çok geniş bir alana ciddi olumsuz etkileri oldu, olmaya da devam ediyor. Hatta bir o kadar daha etkisi olacak çünkü yakın zamanda yaşanan bu tür büyük olayların etkileri içinden geçerken değil de hemen akabinde daha yoğun bir etki bırakıyor.

Virüsle mücadele sürecinde devletler, olumsuz etkileri azaltmak için çalışmalar yapmış olsa da bu çalışmaların yeterli olduğunu söylemek güç. Yine de kısmi başarısızlık anlaşılabilir durum ancak bu başarısızlıkla birlikte bazı yöneticilerin/iktidarların, virüsü hafife alması trajedinin büyümesine de neden oldu. İtiraz edilen nokta da tam olarak burasıdır…

Yaklaşık bir yıla yakın süredir devam eden salgına karşı bilim insanları en fazla mesai harcayan kesimlerden bir tanesiydi ve Amerika, Almanya ve Çin tarafından bazı aşılar geliştirildi. Hatta aşıların hazır olduğu söylendi, ilk aşılanacak kesimler belirlendi. Bu durumla eş zamanlı olarak bilim insanlarından yeterli denemelerin tamamlanmadığına dair görüşler de geldi. Şu durumda, sadece etkileri tam olarak bilinmediği için insanları aşı olmak konusunda tedirgin davranması gayet normal, ancak aşıya karşı geliştirilen tepki, bu makul tepkinin dışında, akıllara zarar, akıl üstü bir biçimde çiplerle açıklanıyor, sorun olan kısmı da bu…

Ciddi oranda bir kesim, ciddi ciddi COVİD-19 aşısının insanlara çip yerleştirme amacıyla üretildiğini düşünüyor. Aynı kesim zaten salgının da bir komplo olduğunu düşünüyordu. Bu kesim yeni de türemedi, bir süredir dünyanın birçok yerinde her tür aşıya karşı olanlar türedi, hatta geliştirilen aşılar sayesinde tarihin tozlu sayfaları arasında kalmış suçiçeği gibi salgın hastalıklar yeniden ortaya çıkmaya başladı, komplocu ebeveynler sayesinde…

Yönetici sınıf/iktidarlar, kendi iktidar alanlarını baki kılmak, iktidar alanlarını geliştirmek, başarısızlıklarını örtmek için kitleleri, “dış düşmanı, üst akılları, derin devletleri, görünmeyen elleri, dünyayı yöneten lobileri” işaret ederek konsolide etmeye çalışıyor. Bunu yaparken en fazla kullandıkları araç, çoğuna sahip oldukları ama tümüne sahip olmak istedikleri kitle iletişim araçları… Bu araçlar vasıtasıyla her gün bir başka komplo teorisi ortaya atılıyor ve sorunların gerçek failleri bulunmasın diye komplo teorilerine dayanan mesnetsiz açıklamalar yapılıyor. Kitleler, komplo teorisiyle düşünmeye başlıyor. Aynı kitleler “etrafımız sinsi düşmanlarla çevrili” korkusuyla sindiriliyor. Bu şekilde, her şeyi komplo teorisi ile açıklama propagandasını mütemadiyen yapan, kitleleri kendisine mecbur bırakmak için düşmanlarla korkutan, kitlelerin bu şekilde düşünmesini sağlayan iktidarlar, kitleler tarafından şeyleştirildiği için virüse de, aşıya da komplo, çip düzeneği şeklinde bakıyor. Sürekli komplo teorileriyle düşünmeye alıştırılmış kitlelerin, aşı karşıtı olmasının bir takım komplocu çiplerle, fantastik kurgularla açıklamasına şaşırmamak gerekiyor.

Elbette bazı şeylerin altından komplo teorileri, derin devlet icraatları, ezeli düşmanlıklar çıkabilir ancak her şeyi ama her şeyi bunlarla açıklayamazınız. Her şeyi ama her şeyi komplolar ile açıklamaya kalkarsanız şifa olacak aşılara çip muamelesi yapan yığınlar oluşturursunuz ve asıl çipleme de bu inşa sürecidir. Şahsen, kendi elleriyle, kendilerine hizmet sunması için seçtikleri iktidarlara, kendi kendine oluşmuş, kutsal, yanılmaz ve kudretliymiş gibi muamele edip “şeyleştiren” kitlelerin, zaten zihinsel olarak çiplenmiş olduğunu ama bunun farkında olmadığını düşünüyorum.