Irkçılığın birçok nedeni var ancak bu olgunun en yoğun beslendiği yer siyaset. İktidar olma kaygısı güden siyasilerin gerek iç gerek dış politikalarını yönlendirirken “milliyetçilik” adı altında sık sık kullandığı ırkçı söylem, ırkçılık potansiyeli olan bireyler ve toplumlar oluşmasında oldukça etkili. Aynı zamanda bir varlık yokluk savaşı verildiğini iddia eden, örneğin Yahudi kimliğinin, Batılı kimliğin, Türk ya da Arap kimliğinin “tehlike altında” söyleyerek meşrulaştırılan her tür siyaset, kısa vadede yönetici elite siyasi kazanç sağlıyor ve hitap edilen kitleleri ciddi şekilde motive edebiliyor. Hatta birçok gayrı hukuki politik eylem bile milliyetçilik görünümlü ırkçılık altında hukuki ve meşru gösterilebiliyor.


Her milliyetçi tutumun, milliyetçiliğin ve milliyetçi siyasetin ırkçılıkla aynı şey olmadığı malum ancak milliyetçilik gibi coşkun ideolojilerin, ırkçılık gibi olgulara açılan birer kapı olduğu da malum.

Irkçılığın altında yatan en temel argüman kendisi gibi olmayanın varlığına, kendisiyle eşit olmasına karşı tahammülsüzlük. Kendini üstün görme, kibir… aslında ırkçılık şeytandan bir cuz; “Ben ondan üstünüm, onu topraktan beni ateşten yarattın” isyanı. “Ben beyazım, siyahtan üstünüm; ben Batılıyım, Doğuludan üstünüm; bu topraklar benim, burada yerin yok; hepiniz ülkenize gidin…” dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz, ırkçılıktaki temel güdü bu üstünlük ve bunun getirisi olan nefret, saldırganlık.

Irkçılığın birçok nedeni olduğu gibi birçok versiyonu da elbette var; sürekli baskı gören gruplarda sürekli sürgün gören gruplarda bir çeşit ırkçı tutum oluşabilir, haklı bulmamakla birlikte bu anlaşılabilir bir durum ancak çoğunluğun, çoğunluğun potansiyeline güvenerek azınlıklara, ötekilere, mültecilere, sığınmacılara yönelik ırkçılığı var ki, en kötüsü de bu sanırım zira içerisinde saf kötülük barındırıyor. Bu tip ırkçı kişi, grup, yapıların bir de hakim siyasi söylem üzerinden öğrendikleri ırkçılığı, hakim yöneticilerden rol kaparak öğretilmiş biçimde nefret objesi haline getirilen kişi ve gruplara karşı kullanması durumu var, bu da öğrenilmiş saf kötülük barındırıyor.

Suriye’de yaklaşık 9 yıldır devam eden savaşın neticesinde binlerce insan hayatını kaybederken binlercesi de ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Suriyeli sığınmacılar, sığındıkları ülkelerde birçok ırkçı saldırıya maruz kalmakta, herkesin sığabileceği arza sığınmacıların sığmayacağını düşünen her ülkedeki hatırı sayılır derecedeki ırkçılar, maalesef saf kötülüklerini bu insanların üzerine kusuyor.

Türkiye, çok fazla sayıda Suriyeli sığınmacıyı kabul etmiş, olması gerekeni yapmış bir ülke. Elbette hızlı göçler nedeniyle sığınmacı politikalarında eksikler olabilir ancak bu durum hiçbir şekilde Suriyelilere yönelik ırkçılığı mazur göstermediği gibi iktidar çevrelerince tercih edilen “sorun yok” siyaseti gereği bu saldırılar görmezden gelinemez.

Bugünkü yazının yazılma amacı, “sorun yok” siyaseti ve “ırkçı” siyaset arasında maruz kaldıkları saldırılar “görünmez” hale getirilen Suriyelilerin yaşadıkları…

Şunu baştan ifade edelim, Türkiye toplumunda Suriyeli sığınmacılardan rahatsız olunabilir, nefret söylemine ve eylemine dönmedikçe ve makul dille ifade edildikçe bu rahatsızlıklar anlaşılabilirdir ve kulak verilmelidir. Ancak ırkçı saldırılara gelince bunun anlaşılacak bir tarafı yoktur. Ayrıca sevdiklerini kaybetmiş, savaş ortamı görmüş, evini barkını ülkesini terk etmek zorunda kalmış insanların, üstelik maddi ve manevi zorluklar yaşayan insanların bazen normal olmayan davranışları olabilir, bu davranışları savunmamakla birlikte Türkiye’de ekonomiden, suça kadar birçok olumsuzluğun yüklenmeye çalıştığı Suriyelilere bakınca suça karışanların oranının toplam suçun sadece  %1,2’sine tekabül ettiğini belirtmek gerekiyor.

“Bursa’da Hamza Ajan, bir grup tarafından hakaret edilen Suriyeli bir kadını savunmaya çalıştı. Ancak Ajan, kadını hakaretlerle taciz eden 4 kişinin saldırısına uğradı ve şiddetli şekilde dövüldü. Darp edildikten sonra fenalaşan Hamza Ajan yere yığıldı ve hayatını kaybetti.

Midyat Belediyesi’nde parke işinde çalışan Muayyed el Mıhlım, kapısının önüne parke taş yapılmasını isteyen kişiye görevi başında olduğu için daha sonra yapacağını söylemesi nedeniyle vurularak öldürüldü.

Babası Suriye’de öldürülen, Türkiye’de ütücülük yaparak kız kardeşleri ve annesine bakan 21 yaşındaki Abdülkadir Davud, alkol aldıktan sonra “Suriyeliler defolup ülkesine gidecek” diyen bir ırkçının silahlı saldırısı sonrası hayatını kaybetti.

Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde sınavdan dönen 5 Suriyeli genç, ırkçı bir grubun saldırısına uğradı ve öğrencilerden ikisi ağır yaralandı.

İdlib’ın bombalanması sırasında çok acı bir şekilde askerlerimizin şehit olması sonrası Kahramanmaraş’ta olayla hiçbir alakası olmayan Suriyeliler saldırıya uğradı, ev ve iş yerleri de hedef alındı.

Küçükçekmece’de iki Suriyeli genç 20 kişilik ırkçı bir grubun saldırısına uğradı.”

Bu ve bunun gibi olumsuz örnekleri çoğaltabiliriz ancak maksat hasıl oldu ise daha fazla kötü örnek vermenin bir lüzumu yok, tabi burada suç bireysel olduğu halde, herhangi bir Suriyeli bir suç işlemiş olduğunda tüm Suriyelilere yönelik yapılan saldırıları örneklemediğimi de belirteyim. Ya da herhangi bir suç işlenmedi halde “Suriyeliler şu suçu işledi” yaygarası çıkartılarak, Suriyelilerin hedef alındığını da not düşmek isterim, buraya bu şekilde saldırıya uğrayanların yaşadıklarını da almadım. Ama bunlar yaşandı, yaşanıyor.

Örneklediğim saldırılar fiziki saldırılar, bir de sözlü saldırılar var, hepimizin şahit olduğu, benim de şahit olduğum; toplu taşımada, markette, alışveriş sırasında, yolda, sokakta… nefret dolu sözlerle Suriyelilere yapılan saldırılar var, eğer biraz Suriyelilere benzer kıyafetler giydiyseniz, Suriyeli olmadığınız halde sizi Suriyeli sanıp saldıranlar da var. Hem Suriyeliler rızkımızı yiyor deyip hem de Suriyelileri az maaşla, sigortasız çalıştıran, maaşlarını ödemeyen ya da kömürlükleri Suriyelilere fahiş fiyattan kiralayanlara dair örnekleri paylaşmıyorum bile…

Toplumsal olarak ırkçı saldırıların can aldığı gündem arasında ya Suriyelilere yönelik saldırılar “sorun yok” siyaseti nedeniyle görmezden geliniyor ya da “ırkçı” siyaset güdenler tarafından, Suriyelilere devletin çok fazla maddi destek verdiği yalanı söylenerek, Suriyelilere yönelik ırkçı saldırıların artması sağlanıyor. Savaştan kaçıp gelen, muhtemelen babaları Suriye’de ölmüş, annelerine ve kız kardeşlerine bakmak için onlarla kalmak zorunda kalan, ülkelerinde yaşadıkları olaylar nedeniyle büyük travmalar yaşamış olan Suriyelilerin Türkiye’de gördüğü birçok nimet olduğu gibi bir o kadar da külfet var. Yazının her daim tümüyle sorun çözücü olmadığını bilsek dahi arada bir de olsa hemen yanı başımızda yaşanan ırkçı saldırıları, insanların maruz kaldıklarını yazmak gereğine inanıyorum. Türkiye’deki Suriyelilerin durumu komple sorundan ibaret değil ancak durum, “sorun yok” denilecek kadar da tozpembe değil. Türkiye’de çoğunluk ırkçılardan oluşmuyor, Suriyelilere muhacir muamelesi yapan çok fazla insan var ancak azımsanmayacak sayıda fırsat bulduğunda zehrini kusan ırkçılar da var. Irkçılar ve pragmatik siyaset güdenler arasında kalan ve arada bir de olsa seslerini duyurmamız gereken Suriyeliler var. Umarım bir yazıyla da olsa seslerini duyurabilmişimdir.