Korona virüs (COVID-19), tüm dünyada bir sağlık meselesi olarak ele alınırken aynı zamanda siyasetin, dış politikanın da bir numaralı konusu olmaya devam ediyor. Virüsün oluşturacağı uluslararası ve ekonomik sorunlar yahut beklenenin üzerinde zarar görme ihtimalinin mevcut iktidarlara fatura edilmesi meselesi, iktidarlar ve ülkeler tarafından oldukça ciddiye alınıyor. Buna bağlı olarak da siyasetçilerin hem virüsten kurtulma çabaları hem de hayatta kalma çabaları birbirine karışıyor.


Çin-ABD arasındaki ekonomik rekabet, diğer yandan Çin’in ekonomik anlamda dünyanın hamiliğine soyunması, eş anlı olarak ABD’nin de Obama döneminde başlayan ve Trump dönemiyle de devam eden dışarıyla olan ilgisinin eskiye görece azalması gibi gelişmelerin tam ortasına korona virüs bomba gibi düşünce, virüsün Çin yapımı mı, ABD yapımı mı olduğu şeklindeki konular, mesnetsizce araçsallaştırılıyor.

Virüsle ilgili komplo teorileri içeren, üretilmiş bir virüs olduğunu ifade eden görüşlerin delilsizliğe rağmen ortaya koymaya çalıştığı ithamlardan uzak durmalı. Virüs meselesi farklı ve birbirlerine rakip olan ülkelerin arasında araçsallaştırılmamalı ancak virüsün yayılması konusunda Çin’in sorumluluğunun büyük olduğunu da unutmamalı.

Çin ilk olarak virüs konusuna dikkat çeken Dr. Wenliang’ı susturdu. Ve susturulan bu doktor virüs nedeniyle hayatını kaybetti.

Tabi Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) büyük bir başarısızlığa imza atarak, virüsün insanlar arasında bulaşıcı olmadığı gibi vahim bir açıklama yaptı. Bahsettiğim kurum “Dünya Sağlık Örgütü” ve tek görevi var, o görevi de başarıyla icra etmekten aciz. Aynı Sağlık Örgütü, uçuş yasakları konusunda da gereken önlemlerin alınmasını sorumsuz açıklamalarla engelledi, özetle Çin Komünist Partisi bile, virüs konusunda DSÖ kadar Çin lehine çalışmadı desek yeridir.

Çin bu süreçte vaka sayılarını doğru bir şekilde paylaşmadı. Ve çok basit önlemlerle önlenebilecek bir virüs, 1 ay gibi kısa bir sürede sırf Çin propaganda yapabilsin diye tüm dünyaya yayıldı, binlerce can aldı, almaya da devam ediyor.

Çin’in virüs konusundaki sorumsuzluğu bununla sınırlı değil, aynı zamanda virüsle ilgili yaptığı ithalatlar da çok problemli. Çin virüsün ilk yayılma döneminde çok sayıda maske ve solunum cihazı ithal etti, ayrıca Çin dışında yaşayan Çinliler de, Çin yönetiminin direktifi ile çok sayıda sağlık ekipmanını aldı ve Çin’e ulaştırdı. (Daha fazla bilgi için bkz. https://twitter.com/NicoSulky/status/1248711605442969603)

Virüsün hızla tüm dünyaya yayılmasında Çin dışarıya karşı bu kadar sorumsuzken, içeride de virüsle ilgili haber yapan gazetecileri susturdu. Bu kişilerin telefonlarıyla birlikte birden ortadan yok oldukları ifade ediliyor.

Tüm dünyanın sabrını zorlayan Çin, virüsün yayılması konusundaki hataları hiç yapmamış gibi bir de dünyaya sağlık ekipmanı satmaya çalışıyor. Tabi bu ekipmanların bazılarının bozuk olması, bir kısmının kullanılmasının mümkün olmaması da sorumsuzluklar zincirine ekleniyor.

Dahası, bir yerden özellikle servis edilmiş gibi, yeni dünya düzeninde Çin’in eskisinden daha etkili bir aktör olacağı öngörüleri paylaşılıyor. Ekonomi tahmin ettiğinizden daha fazla alanı dizayn ettiği için, Çin ekonomik anlamda birçok alanı kendine bağladığı için, katı bir yönetim nedeniyle eleştiri kaldıramadığı için, Çin’in yaptıklarını yazmanın ekonomik anlamda ya da siyasi denge anlamında bir yerlere dokunma ihtimali olduğu için makul şekilde virüsün yayılması konusundaki sorumluluğu olması gerektiği gibi dile getirilmiyor.

Malumunuz, virüsün yayılması konusunda Çin gerçekten önemli bir sorumluluğa sahip olsa da bu konuda yalnız değil. Zira virüse karşı önlem alma konusunda birçok ülke sonradan akılları başlarına gelse de ilk başta gerekli sorumluluk dahilinde hareket etmedi. Bireylerin sorumsuzluklarını, sosyal izolasyona gereken ehemmiyeti vermemelerini de buraya eklersek tabloda görünen “masum değiliz hiç birimiz” mottosu olur. Ancak temelde önlem alması gereken ülkeler ve DSÖ gibi örgütlerdi ve onlar sınıfta kaldığı için vatandaşların da sınıfı geçmesi çok mümkün olmadı.

Virüsün AB gibi öncesinde güçlü, son yıllarda fire vermeye başlayan bölgeselleşmiş yapılara çok ciddi zarar verdiği de ortada… Hem kendi içinde kısmen sorunları olan hem de virüsle birlikte kırılganlaşan Avrupa, bu bıçak sırtı durumdayken doğrudan Çin’in hedef bölgesi olma potansiyeli taşıyor. Çin’in ekonomik olarak yayılma/ülkeleri kendisine bağlama politikalarının hedef profiline en uygun yer olan Avrupa, bu zor günlerde dümeni Çin’e doğru kırarsa ve Çin zaten bunun planlarını yapmakta olduğu için, bu yakınlaşma hızla hayata geçebilir. Bu durumda virüsün yayılmasında sorumluluğu olan, bu noktada tazminat ödemesi dahi gündeme gelen Çin’in, bırakın bedel ödemesini, virüs üzerinden etkinliğini arttırması yeni dünya düzeni senaryoları içinde karanlık olanlardan biri olabilir.

Açıkçası komplo teorisi üretmekten kafamızı kaldırabilirsek, Trump gibi “Çin virüsü” nevinden popülist açıklamalar ile Çin’i mağdur göstermeye yarayan ifadelerden sıyrılabilirsek, propaganda araçlarının etkisinden uzaklaşabilirsek, en az korona virüs kadar hızla yayılan Çin yayılmacılığını, Çin’in virüsün yayılmasındaki rolünü görebiliriz. Ve bundan fırsat yakalama amaçlarını görebilir buna karşı teyakkuzda olabiliriz. Çin gibi bir profile sahip olan ülkelerin bir denge aracı olarak güçlü devletler arasında olmasını kaldırabilen dünya düzeninde nefes almak mümkün olabilir ancak Çin’in yoğunluklu bir aktör olduğu dünya düzeni aynı derecede nefes aldırır mı işte ondan pek emin değilim.