Küreselleşme ile birlikte ve artan kitle iletişim araçlarının da sayesinde dünyanın herhangi bir yeriyle olan etkileşim günden güne daha da arttı. Küreselleşme yalnızca ekonomik, siyasi, kültürel etkileşim değil aynı zamanda salgın hastalıkların da bir yerden başka bir yere hızla taşınmasına dolaylı olarak olanak sağladı. Teknolojinin ilerlemesiyle bireylerin dünya üzerinde dolaşımının artması, ekonomik ve siyasi krizlere bağlı artan göç gibi olgular kültürden virüse kadar hemen hemen her şeyin de bir noktadan çok daha uzak bir noktaya taşınmasını çok kolay ve çok hızlı bir hale getirdi.


Küreselleşme ile paralel olarak 1990’lardan itibaren güvenlik yoğunluklu olarak “terörizm” üzerinden ifade edildiği için aslında güvenlik başlığında ele alınabilecek “sağlık güvenliği” maalesef daha geri planda kaldı. Bugün kilometrelerce uzakta olduğunu düşündüğümüz bir yerde var olan bir salgın hastalık önceden bizi endişelendirmezken artık aynı gün içinde o virüsün bize bulaşmayacağının bir garantisi yok. Dolayısıyla sağlığa bağlı güvenlik de sadece bir bölgenin değil hemen hemen tüm dünyanın güvenliğini tehdit eder oldu.

Dünya sağlık örgütünün ifadesiyle “Çok büyük bir hastalığımız var ama panzehirimiz yok.” Yakın bir zamanda Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan, Çin Ulusal Sağlık Komisyonu’nun 30 Ocak itibariyle açıkladığı şekliyle 170 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan koronavirüs (Corona virüs), 7.771 kişiye de bulaşmış durumda. 81.000 kişi ise hastalık şüphesiyle gözlem altında.

Koronavirüse bağlı olarak sadece Çin değil tüm dünya alarm halinde; ülkeler vatandaşlarını Çin’den tahliye ediyor, Çin’e ve Çin’den uçuşlar durduruluyor, havalimanlarında çok ciddi kontroller yapılıyor ancak buna rağmen Çin dışında 16 ülkede virüs görülmüş durumda.

Virüsün kaynağı net olarak bilinmemekle birlikte 2019-nCoV virüsünün Vuhan’daki bir balık pazarında ortaya çıkmış olduğu ifade ediliyor. Ancak koronavirüsün kaynağının net olarak bilinmemesi tedavinin sağlanmamasında da dolaylı olarak etkili oluyor.

Çin’deki durumun nasıl olduğunu, hali hazırda Çin’de bulunan akademisyen Nurettin Akçay ile görüştüm.

Nurettin Akçay, Çin’deki durumla ilgili, Çin’de virüs salgını halk tarafından öğrenildiği günden beri tam bir olağanüstü hal durumu yaşanıyor. Özellikle son bir haftadır sokaklar bomboş hale geldi. Virüsün yayıldığı şehir olarak bilinen Wuhan’da devlet tarafından uygulanan bir karantina mevcutken, Çin’in diğer büyük şehirlerinde fiili bir karantina durumu yaşanıyor. İnsanlar zaruri ihtiyaçlarını karşılamak dışında sokağa çıkmamaya çalışıyor. Otobüsler bomboş. İş yerleri kapalı. Şu an Çin’de tam olarak korku filmlerini andıran bir manzara ile karşı karşıyayız, ifadeleriyle durumun ne kadar ciddi olduğunu özetliyor.

Nurettin Akçay’a, Çin hükümetinin, öncelikle Çin vatandaşlarını ve sonrasında tüm dünyayı olması gerektiği gibi bilgilendiriyor mu? diye sorduğumda, kendisi Çin’in 2002-2003 yılındaki SARS vakası sırasında bilgi akışı konusunda çok ketum davranıldığını ancak bu son olayda halkın yeterince bilgilendirilmeye çalışıldığını söyledi. Çinli yetkililer anlık olarak hayatını kaybedenler ve vaka sayısı ile ilgili rakamları güncelliyorlarmış. Alınması gereken tedbirleri iletişim kanalları üzerinden sağlıklı bir şekilde halka ulaştırıyorlarmış. Ve doğal olarak televizyonlarda ve ajanslarda halkı paniğe sevk edebilecek her türlü bilgi kirliliğinin de önüne geçiyorlarmış.

Benim koronavirüs konusunda yaptığım araştırmalar sonucunda ulaştığım bilgiler, vaka ve ölü sayısının açıklanan resmi rakamların çok üzerinde olduğu şeklindeydi. Akçay, vaka ve ölü sayısı ile ilgili olarak, konuyla ilgili özellikle sosyal medyada çok fazla spekülasyon olduğunu fakat bunları doğrulatabilecek herhangi bir kaynağımızın da bulunmadığını belirtti. Bu sebeple Çinli yetkililerin bizlere ulaştırdığı enformasyona göre yorum yapmaktan başka çaremiz de yok.

Koronavirüsle ilgili en çok merak edilen konu ise henüz bir tedavi yönteminin bulunup bulunmadığı şeklinde… Önlemler alınmakta, aşı ve tedavi geliştirme çalışmaları da devam ediyor. Fakat bildiğimiz kadarıyla konuyla ilgili henüz ciddi bir gelişme kaydedilebilmiş değil. İlk olası aşıların bile en erken 3 ay içerisinde test edilebileceği ifade ediliyor.

Çin denince aklımıza gelen ilk konu ekonomi elbette bugünlerde Çin’i sadece virüs ve sağlık üzerinden konuşuyoruz, elbette öncelik insan sağlığı ancak bununla birlikte ekonomi de öncelikli konular arasında Çin dünya ekonomisinde çok etkili bir ülke, virüs dolayısıyla Çin’in ihracatı etkilendi mi, ekonomi bu durumdan nasıl etkilenir? diye merak edenler varsa… Şimdilik net bir açıklama yokmuş, Nurettin Akçay mevcut durumu şu şekilde ifade etti: “Güncel ihracat verilerinin açıklanmasıyla birlikte virüsün ihracat üzerindeki anlayabileceğiz. Zira virüs henüz birinci ayında. Bununla birlikte virüsün Çin ekonomisi üzerinde sarsıcı etkilerinin olacağı şüphe götürmez bir gerçek. Örneğin 2020 ilk çeyrekte ekonomik büyümenin virüs salgını nedeniyle %5’in altına düşebileceği ifade ediliyor. Bu da Çin için gerçekten çok kötü bir rakam. Ayrıca bayram alış verişlerinin çok düştüğünü biliyoruz. En yoğun harcama dönemi şu an çok durgun geçiyor.”

Koronavirüs vakaları gündeme geldiğinde bu yana Dünya Sağlık Örgütü, Çin hükümeti ve dolaylı olarak tüm dünya virüsle nasıl başa çıkılacağı üzerinde çalışıyor. Şimdilik çözüm sağlayacak bir tedavi olmasa da en azından virüsün yayılmaması için izole yaşam biçimleri ile ve daha steril davranma konusunda insanlar bilinçlendiriliyor. Buna rağmen 1 Şubat 2020 itibariyle virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 259’a yükselmiş durumda. Şimdiye kadar virüsün 27 ülkede görüldüğü ifade ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün şu açıklamasını ayrıca önemli buldum: “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Christian Lindmeier, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi'nde düzenlenen haftalık basın toplantısında, diğer devletlerin Çin ile "resmi sınır geçişlerini açık tutmaları için çok büyük bir sebep olduğunu" belirtti.

Lindmeier, sınırların kapatılması durumunda insanların düzensiz ve yasa dışı yollardan Çin'e girip çıkacağı, dolayısıyla sağlık kontrolü yapılamayacağı için virüsün daha fazla yayılacağı uyarısında bulundu.”

Koronavirüsle ilgili her gün yapılan açıklamalarla hastalıkla ilgili bilgilerimiz de artıyor. Elbette virüsün laboratuvar ortamında üretilmiş, biyolojik silah olduğunu söyleyenlerin sayısı da az değil, özellikle bu iddia kısmen komplo teorisi barındırsa da salgının Çin’de bayram dönemine gelmesi biraz düşündürücü oluyor. Doğrulatamadığımız iddiaları bir kenara bırakacak olursak, virüsle ilgili henüz net olmasa da hayvandan insana bulaşan bir tür olduğu söyleniyor. Daha önce AİDS, kuş gribi, domuz gribi gibi hastalıkların, SARS, Ebola virüsü gibi virüslerin de hayvandan insana bulaştığı biliniyor.

Elbette hayvanlardan insana bulaşan virüslerin bu vakalarla sınırlı olmadığını, bunun sürekli devam edegelen bir durum olduğu biliniyor. Ancak bu durumun zirve yapması iklim değişikliği ve küreselleşme ile daha da artıyor. Geçtiğimiz haftalarda Şarku’l Avsat’ta iklim değişikliği ve küresel ısınmanın önlem alınmazsa dünyanın sonunu getireceğini yazmıştım. Koronavirüs gündemiyle bu mühim konuyu bir kez daha hatırladık; “Çevrenin ve iklimin değişmesi, hayvanların yaşam alanlarını yok ediyor. Hayvanlar da yeni yaşam alanları buluyorlar. Bu da onların yaşam tarzlarını, hayatta kalmak için yaptıklarını ve yemek türlerini değiştirmelerine yol açıyor. İnsanların yaşam tarzı da aslında son 50 yılda değişti. 50 yıl önce insanların yüzde 35'i şehirlerde yaşarken günümüzde bu oran yüzde 55'e yükseldi.”

Son olarak tedavi henüz bulunmadığı için, kuluçka süresi 14 günü bulabildiği için tespiti zor olan, SARS gibi virüslere oranla çok daha hızlı yayılabilen koronavirüsler bugün tüm dünyanın sağlığını tehdit ederken çok üzücü bir şekilde Çinlilerin bazı saldırılara uğradığını, İtalya’da böyle bir olayın yaşandığını da öğreniyoruz.

Korona dahil birçok virüsle ve hatta salgın hastalıklarla mücadele için tıbbın gelişmesi, hijyene önem verilmesi, karantina önlemleri gibi önlemler alınabilir elbette bunların faydası da olur ancak bu tarz virüslerle mücadele etmek isteniyorsa bunun yolu da iklim değişikliği, küresel ısınma ile ilgili daha fazla önlem almak, dünyayı korumaktan geçiyor, her gün dünyaya zarar verirken, tertemiz dünyayı virüslerin oluşabileceği kuluçka ortamına çevirirken başımıza gelecek felaketlerle ilgili daha fazla düşünmek gerekiyor.