Cafer Solgun



Bookmark and Share

Koronavirüs: İlginç zamanlar…


19.03.2020 - Bu Yazı 182 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İlk olarak Çin’in Hubey eyaletindeki Wuhan kentinde ortaya çıktığında, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19), bu kadar kısa sürede dünya üzerinde yayılacağı herhalde öngörülmüyordu. Virüs ürkütücü bir şekilde dünya sathında yayılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre hâlihazırda yüzden fazla ülkede yaklaşık 5 bin kişi hayatını kaybetti.  “Çevremizdeki bütün ülkelere bulaştı, bizde neden yok?” demeye kalmadan Türkiye’de de virüs bulaşmış insanlar olduğu ortaya çıktı, ardından olağanüstü önlemler alındı.

Hastalıkla ilgili gelişmeler anlık olarak duyuruluyor. ABD’de, İsrail’de, son olarak Belçika’da hastalığa karşı aşı, yeni tedavi metotları geliştirildiği haberleri var. Bu haberler doğruysa bile test ve deneyler yapılması ve üretime geçilmesinin birkaç seneyi bulacağı söyleniyor.

Alınması gereken önlemlerle ilgili yapılan açıklamalar, daha çok hastalığın yayılmasını engellemeye yönelik tedbirler niteliğinde. Artık her birimiz ezberlemiş olmalıyız; Kovid-19’un yayılmasının önüne geçmek için öncelikle bireysel temizliğe önem verilmesi şart. Bu kapsamda insanların toplu şekilde bir arada bulunduğu bütün etkinlikler, yayılma riskini artırdığı için, sakıncalı. Çok gerekmedikçe herkesin evinde kalması isteniyor. Kuşkusuz WHO ve yetkili kurumlar tarafından yapılan açıklamaları izlemek ve yapılan uyarıları hassasiyetle dikkate almak, önemli.

En son 2006-2008 yıllarında “kuş gribi” vakalarında benzer bir küresel salgınla karşı karşıya kalmıştı dünya. Ancak Covid-19 daha korkutucu, daha ürkütücü bir etkiye yol açtı. Dünyanın uzak köşeleriyle sınırlı kalsa, bu denli “küresel” bir duyarlılığa neden olmazdı. Nitekim ilk günlerde Çin’den gelen ölüm ve karantina, izolasyon haberlerini “Her bir şeyi yedikleri için oluyor, bize bir şey olmaz” vurdumduymazlığıyla karşılayan insanlar az değildi. Olayın ciddiyeti, belki de virüs çok sayıda insanın hayatını kaybetmesinin ardından İtalyanları evlerine hapsedince anlaşıldı.

Bu küresel salgın ve insanlarda ortaya çıkan haklı yaşam kaygı ve endişeleri, okulların tatil edilmesi, gerekmedikçe evlerden çıkmama, tokalaşma, öpüşme gibi alışkanlıkların terk edilmesi, insanların bir araya gelecekleri etkinliklerin iptal edilmesi, spor müsabakalarının seyircisiz oynanması, hatta ertelenmesi, bir tür “küresel OHAL” uygulamasını çağrıştırıyor. Durum bu denli vahim…

Söz konusu olan sınır tanımayan ve ayrım gözetmeksizin insanların hayatına mal olan bir salgın olunca, düne kadar adeta “hayat memat meselesi” olan gündemler anlamını, önceliğini yitirdi.

Benim üzerinde durmak ve insanları bu uğursuz vesileyle hiç değilse üzerinde düşünmeye davet etmek istediğim, sorunun bu boyutu…

Dünya ekonomisi ciddi bir küresel krize girme olasılığıyla karşı karşıya. Zaten krizdeki kapitalist sistem, Kovid-19 salgınıyla ciddi bir küresel bunalımın eşiğine gelmiş görünüyor. Bunun gündelik hayatlarımızı doğrudan etkileyen sonuçları olacak. Aslında bu şimdiden hissedilebiliyor; sağlık yetkilileri “eğer evlerinizden dışarı çıkacaksanız maske takın” diyor ama kısa sürede karaborsaya düşen maske bulunmuyor. Virüse karşı korunmak için kolonyanın etkili olduğu açıklandığı gün, piyasada kolonya bulunmaz oldu. (Yoksulların evde izole iken aç kalmamak için makarnaya yönelmeleri de, makarnayı “pasta” bilen bazı “beyaz” kalemşorlar tarafından alaya alındı.)

Bu küresel salgının devamı halinde zincirleme bir etkiyle küresel çapta üretim ve ticari faaliyetlerde sarsıcı düşüşler yaşanması kaçınılmaz olacak. Merkez bankalarının ha bire para basmaları da, devletlerin “korumacı” önlemleri de, belli ki hiçbir sorunun “çaresi” olmayacak; aksine ekonomik krizin derinleşmesine neden olan sonuçlar ortaya çıkartacak: Yüksek enflasyon, işsizlik, gelir eşitsizliğinin uçurum boyutlarına varması ve bunun tetikleyeceği sosyal patlamalar, toplumsal çürüme ve çöküntü…

Sınıflar, toplumsal katmanlar arasındaki eşitsizliğin keskinliği, bu salgının açığa çıkardığı düşündürücü gerçeklerden biri. Kovid-19 ırk, renk, sınıf veya sosyal statü ayırt etmeksizin bütün insanlığı tehdit ediyor, ama misal, UNICEF’in açıklamasına göre dünya genelinde insanların yüzde 40’ı temel el yıkama imkanlarına sahip değil. Uluslararası rapor ve istatistiklerde adları “az gelişmiş ülkeler” olarak anılan ülkeler ve o ülkelerde yaşayan insanlar DA bu dünyanın ve insanlık ailesinin birer parçası oysa…

Dünya, önemli bir kısmı aç, yoksul, geleceğinden ümitsiz, etnik, mezhepsel veya “toprak” uğruna yürüttüğü savaşlardan bitap düşmüş iken, diğer kısmı müreffeh yaşam standartlarına sahip olarak yaşanılası bir dünya olamaz. Bu “sistemi” insanileştirmek, küresel bir sorumluluk konusu olarak önümüzde duruyor…

Küresel bir salgına karşı milliyetçilik, ırkçılık yapılabilir, “milli çıkarlarımız gereği” diye başlayan cümleler kurulabilir mi?

Hastalığın tespitine yönelik testlerin mümkün olan en yaygın şekilde ve ücretsiz olarak yapılması gereği var. Bunun için “para” gerekiyorsa, “para” tam da bunun için harcanmak zorunda değil mi? Sahi, İdlib krizi gündemden düştü. “Beka” söylemleri de öyle. Düşmese miydi? “Para” silah için mi sağlık için mi harcanmalı? Devlet dediğimiz öncelikle ne için “devlet” olmalı? Bunlar üzerinde şimdi düşünmeyeceksek, şom ağızlılık yapmak istemem ama ülkemizde halen sayılı olan “vakalar” İtalya’da yaşandığı gibi önü alınamaz bir tırmanış gösterirse… Bunu karşılayacak, daha da önemlisi, önceden önlemini alacak durumda mıyız? Sağlık sistemimiz olağanüstü bir yönelimi taşımaya hazır mı; Kovid-19 testleri halen yurt sathında sadece birkaç hastanede yapılabiliyorken?

Yakın bir örnek olarak kuş gribini hatırlattım ama bu, dünya ve insanlığın maruz kaldığı ilk küresel salgın değil kuşkusuz. 20. Yüzyıl başlarında baş gösteren İspanyol gribi milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştu. Avrupa’da Ortaçağ’ın sonunu getiren veba salgını, Avrupa nüfusunun üçte birini yok etmişti…

Ama Ortaçağ da, 20. Yüzyıl da çok geride kaldı. Dünya ve insanlığın sonuçta bir bütün olduğu bilincinin günümüz şartlarında gelişmesinin imkân ve araçları hiçbir geçmiş dönemle kıyaslanmayacak kadar çok. Bu küresel salgını bir “ortak kader” olarak yaşadığımızın ayrımında olmak zorundayız.

Tokalaşmayalım, öpüşmeyelim, maske takalım, kolonya kullanalım, mümkünse evlerimizden çıkmadan sağlık yetkililerinin uyarılarına riayet edelim açıklamaları sadece bizde değil dünyanın her yerinde yapılıyor. Hastalığa her kim “çare” bulursa, herhalde bulduğu çareyi kendine saklamayacak ve biz de “gurur” filan yapmadan o çareden yararlanmak isteyeceğiz…

Sözün özü şu olsun: Ulus devletler, sınırlar, ırkçılık, milliyetçilik, “milli çıkarlar”, daha fazla silah, daha fazla savaş… hepsi yalan ama bu salgın olanca çıplaklığıyla gerçek…

Bu küresel salgının otoriter liderler ve rejimler için “fırsat” oluşturacağı yorumları da yapılıyor. Bu, kuşkusuz dikkate değer ve düşündürücü bir olasılık. Bu olasılığı sadece dünya kamuoyunun duyarlılığı tersine çevirebilir.

Sınır boylarında bekleşen mültecilerin bırakalım temizlik için, içmek için suları var mı acaba? Bırakalım sağlıklı beslenmeyi, açlıklarını yatıştıracak bir parça ekmeği, bir tas çorbası var mı acaba? Sınır kapılarını olmayası politik gerekçelerle açanlara, kapayanlara bunun bir insanlık sınavı olduğunu hatırlatmak bizim, hepimizin görevi. Devletlerin “vicdanı” yoktur. Ama bizim var ve o devletler, sözüm ona “bizim” için var…

Virüsün ilk defa peydahlandığı Çin’de beddua niyetine “İlginç zamanlarda yaşayasın” denirmiş. “Rahat, huzur bulamayasın” manasında.  

Tam da öyle bir zamanda yaşıyoruz galiba.

Bu “huzursuzluk” herkesin ortak bir insanlık ülküsünde buluşmasına vesile olursa, bu yönüyle de ortak hafızamızda bir “milat” anlamı kazanır. Diğer ihtimal, açıkçası, “kıyamet” değil ama yeni türde bir “barbarlık” çağına gireceğimizin alametlerini düşündürüyor bana.

Facebook Yorumları

reklam
21.04.2020
Çıkan çıktı... Ya geride kalanlar?
16.04.2020
Hangisi ‘millet’ hangisi ‘alt tabaka’?
8.04.2020
Virüs ayrım yapmıyor, ama…
1.04.2020
‘Olmaya devlet cihanda…’
19.03.2020
Koronavirüs: İlginç zamanlar…
5.03.2020
‘Şehitler tepesi’ daha fazla dolmasın...
26.02.2020
Tuz koktu, hatta çürüyor…
20.02.2020
Dersim’de hâkim kanaat: Gülistan Doku öldürüldü ve gizlice gömüldü
11.02.2020
Deprem sonrası Elazığ Seko Mahallesi’nden insanlık halleri…
5.02.2020
Sayın Kınık, kalkın o koltuktan!
22.01.2020
Ortadoğu: Mevzunun özü…
16.01.2020
Kaos ve istikrarsızlık Ortadoğu’nun ‘kaderi’ mi?
8.01.2020
38 ağladığımız, yandığımız, öldüğümüzdür…
25.12.2019
Kanayan vicdanımız: Roboski
18.12.2019
Gömlek değiştirdik bile diyemeden...
13.12.2019
Alevilerin eşit yurttaşlık haklarını tanıyın!
27.11.2019
Bir gelecek tasavvurunuz yoksa…
20.11.2019
Toplu intihar vakalarının düşündürdükleri
13.11.2019
En kötüsü çaresizliktir insan hallerinin...
6.11.2019
Egemen gündem, öteki gündem...
24.03.2020
‘Bize bir şey olmaz abi!’
25.7.2018
'Kontrol'lü mü? 'Tiyatro' mu? 'Darbe' mi?
9.4.2017
Sahi ne oldu o ‘ruh’?
17.2.2017
“Evet” ya da “Hayır” derken...
2.2.2017
Hayırlısı...
27.12.2016
Bir yılbaşı anısı...
3.11.2016
‘Tebligatınız var’
23.10.2016
O sesin sahibi...
28.9.2016
“Günlerden Bir Gün”ün kısa hikayesi-2
27.9.2016
“Günlerden Bir Gün”ün kısa hikayesi-1
14.7.2016
‘İç barış’ derken?
12.7.2016
Barış, iç barış, teslimiyet
9.7.2016
Bayram ve tatil bitti hayat devam ediyor
7.7.2016
Bayram halleri
5.7.2016
İyi bayramlar
2.7.2016
Madımak katliamını düşünmek…
30.6.2016
Söz konusu olan hayatımız, geleceğimizdir
28.6.2016
AB çöksün, biz yeniden kuralım’
25.6.2016
‘Milli iradeye’ de mi ‘kayyım?’
23.6.2016
Çok mu ‘cesurlar’?
18.6.2016
Liseliler ne diyor siz ne diyorsunuz?
16.6.2016
Tuhaf ve düşündürücü işler
14.6.2016
Tahrikçi kim acaba?
12.6.2016
Diktatörlük... Psikolojik harp... Ne alakası varsa?!
9.6.2016
Tehlikeli acizlik
7.6.2016
Irkçılığın laboratuvar sonuçları
5.6.2016
Medyadaki tırşıkçılar-2
2.6.2016
Medyanın tırşıkçıları
31.5.2016
Darbeler bastırıldı, sıra ‘üst akıl’da!
29.5.2016
Rezilliğe paravan olanlar
27.5.2016
Olanları ve olacakları CHP de görüyor (mu?)
25.5.2016
‘Dur bakalım şimdi ne olacak?
19.5.2016
Sorun HDP değil parlamentonun saygınlığı
14.5.2016
Kılıçdaroğlu’na saldırıyorlar, ama…
10.5.2016
Demokrasinin asgari eşiğinde…
7.5.2016
Belliydi…
5.5.2016
38 hâlâ kanıyor…
4.5.2016
‘Bakalım millet ne diyor?’
30.4.2016
‘Naaptın İsmail abi ya?’ diyorlar. Neden ki?
29.4.2016
Gündem çarpıtma mı gündem oluşturma mı?
24.4.2016
AKP’nin çarkları ve kutuplaştırma
21.4.2016
‘Cadı avı’
19.4.2016
Kansız bir gökyüzü için... Adalet...
17.4.2016
CHP artık ‘sert’ olacakmış. Yani?
12.4.2016
Ensar Vakfı paniği… Neden?
10.4.2016
Yazıklar olsun!
9.4.2016
12 Eylül’ün izindeler…
5.4.2016
Devlet uyumuyor. Uyutmuyorlar ki…
2.4.2016
‘Darbe mi olacakmış? Ne zaman?’
1.4.2016
Ortaya karışık
26.3.2016
‘Gelecek’ çocuklarımız değilse eğer…
24.3.2016
‘Bu adamın ne işi var oralarda?’
22.3.2016
Yapmayın…
20.3.2016
‘Olmasaydı sonumuz böyle’
18.3.2016
Korku büyürken…
15.3.2016
Kaos, istikrar, Survivor ve ‘işler yolunda’
13.3.2016
Yaparsınız, gücünüz var…
8.3.2016
Sahi, nereye kadar?
5.3.2016
Yapabilirsiniz, evet, ama nereye kadar?
4.3.2016
Meselemiz nedir; anlamayan kaldı mı?
1.3.2016
Evet ortalık ‘karıştı’…
23.2.2016
Türkiye nereye?
20.2.2016
Neden yalnız ve ‘hedefteki ülke’ olduk?
18.2.2016
Baykal’ın ‘bayram değil seyran değil’ çıkışı
16.2.2016
Savaş mı? ‘One minute’!
13.2.2016
Sahibinin sesi medya ve Cizre
9.2.2016
Cizre’de ne oldu, ne oluyor?
6.2.2016
Davutoğlu’nun tutumu ya da tutumsuzluğu...
4.2.2016
Sur’u Toledo yapmak?
2.2.2016
Korucular ‘muhatap’ olursa...
31.1.2016
Devlet ‘rutin dışına’ çıkarsa ne olur?
28.1.2016
‘Rutin dışı’ devlet...
23.1.2016
Zaman beklediğimizdir...
21.1.2016
Bu ‘farkın’ bedelini çok ağır ödüyoruz
19.1.2016
‘Adalet’ isteyince de ‘hain’ oluyor muyuz?
16.1.2016
Devlet suç işler mi?
15.1.2016
Di vî karî de şaşiyek heye
12.1.2016
Boğmak istediğiniz o çığlık utancınız olacak
9.1.2016
‘Kürt’ deyince…
7.1.2016
Duygusal kopuş...
2.1.2016
Sıkıntı...
31.12.2015
‘Dûr bî nure’ ya da yeni yıl yazısı
30.12.2015
DTK’dan ‘öz yönetim’ çıkışı ve kanayan tarih
24.12.2015
Bir bakalım neler oluyor...
22.12.2015
Dışarıda ‘yaptık oluyor’ olmuyor
20.12.2015
Celal Şengör’e açık mektup
16.12.2015
‘Yapıyoruz ve oluyor’ körlüğü
10.12.2015
Demokrasi ‘bahşedilen’ değil kazanılandır
8.12.2015
Yurtta ve cihanda aktif kutuplaşma, yüksek tansiyon
5.12.2015
Bu kafayla da Türkiye yönetilir, ama...
3.12.2015
‘Önce biraz zor gelecek ama…’
2.12.2015
Elçi’mizi yitirdik, umudumuz ağır yaralı
29.11.2015
Gazetecilik sınavı
28.11.2015
Rusya ile kriz: ‘Şükür’ mü?
22.11.2015
Toprak
19.11.2015
‘Biz birlikte Türkiye’yiz’!
17.11.2015
İçimizdeki IŞİD’le yüzleşmezsek…
14.11.2015
Mavi…
11.11.2015
Bu seçimler eşit, adil ve serbest miydi?
9.11.2015
Teşhis ve umut…
4.11.2015
‘Sen kazandın ama biz haklıydık’
2.11.2015
Bugün 2 Kasım
31.10.2015
Sandık kayyumları…
29.10.2015
Darbe hukuku ve büyüyen umut…
28.10.2015
Darbeye karşı direnmek meşru bir haktır
26.10.2015
Umut, direnen insanlığımızdır
24.10.2015
Kerbela… Unutulmayan, unutulamayan, unutturulmayan
22.10.2015
‘Söyle bakalım…’
19.10.2015
Belki bir umut daha...
17.10.2015
AKP ve IŞİD’in ortak hedefi: Kürtler
14.10.2015
Devletin sorumluluğu
12.10.2015
Yüzsüz, pişkin ve arsızlar
11.10.2015
Dipteyiz. Var mı ötesi?
8.10.2015
Bir duyan varsa eğer...
5.10.2015
‘Seninle görüşeceğiz!’
3.10.2015
Bu neyin paniği?
30.9.2015
Bir ‘u’ şeklimiz eksikti, o da tamam!
28.9.2015
Sorgulamazsan ‘kaderin’ olur…
23.9.2015
AKP’nin kanlı miladı: Roboski…
22.9.2015
Seçim hükümeti mi operasyon hükümeti mi?
16.9.2015
‘Dur bakalım seçim olacak mı?’
14.9.2015
Ay… Cemile…
12.9.2015
Öcalan neden konuşmuyor?
9.9.2015
Hiçbir şey bir anda başlamadı…
7.9.2015
HDP’li bakanlar istifa etmeli
5.9.2015
‘Tayyip’in askerleri’ne ne oldu?
3.9.2015
‘Bana dokunmayan yılan’ iyidir mi sanıyorsunuz?
2.9.2015
‘Önce solcular için geldiler, bir şey demedim…’
1.9.2015
Türkiye, Saray’ın çiftliği olacak mı?
31.8.2015
38’in askerleri...
26.8.2015
Anaların ahını alan…
24.8.2015
1 Kasım’da test edilecek olan...
23.8.2015
HDP neden önemli?
19.8.2015
Bu psikolojiye teslim olmayalım
17.8.2015
Ya yine boyun eğmezsek?
16.8.2015
Bir saniye bile terk edemiyorlar
12.8.2015
Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun sorumluluğu
11.8.2015
Yok OHAL değil bunlar!
5.8.2015
Davutoğlu’nun ikilemi
3.8.2015
Hakikatlerimizi çürütmeyelim
30.7.2015
Kamu düzenini korumak…
26.7.2015
Bu filmi gördük, tekrar görmek istemiyoruz
22.7.2015
Suruç’ta katliam… Bu kez unutmayalım
20.7.2015
Herkes sorumluluğunu bilirse...
18.7.2015
Bir gün, günlerden bayram olsa...
8.7.2015
Davutoğlu ve AKP’nin ahlakı
7.7.2015
Siyasetin sorumluluk sınavı
4.7.2015
Nicedir kuşatılmışız…
30.6.2015
‘AKP bu dersi anlamazsa’
27.6.2015
Tansiyonu düşürelim, normalleşelim. Peki nasıl?
24.6.2015
Yeni bir MC mi?
22.6.2015
Anlaşıldı, ‘size rahat yok’ diyorlar
21.6.2015
Yarın Babalar Günü ya da uzaklara ağıt…
17.6.2015
Kitap, ‘bomba’, zaman ve liderlik
15.6.2015
'Galiba hata yaptık'!
14.6.2015
AKP’nin densiz yalakaları
8.6.2015
HDP barajı yıktı, AKP ikilemiyle baş başa
6.6.2015
Geçmişi değil geleceği oyluyoruz
5.6.2015
Sözüm AKP seçmenine…
4.6.2015
Bu, bir kararlılık tatbikatıdır
2.6.2015
DERSİM’DE SONUÇLAR BELLİ
1.6.2015
ELAZIĞ’DA HDP SÜRPRİZ YAPACAK
30.5.2015
Gerçekler hamasetle sıvanabilir mi?
27.5.2015
İtibar meselesi ya da kabahatin büyüğü
27.5.2015
Aleviler oylarını paylaşıyor
25.5.2015
Aleviler hep CHP’li miydi?
23.5.2015
7 Haziran sınavı
20.5.2015
‘İşkilli büzük dingilder’
19.5.2015
HDP barajı yıkıyor
16.5.2015
Diktatörlerin davası
14.5.2015
Zamane diktatörleri
11.5.2015
O, yani Kenan Evren…
6.5.2015
Psikolojik harp zamanlarından günümüze…
4.5.2015
‘Bunlar Ermeni’den ‘bunlar Zerdüşt’e...
2.5.2015
Böyle olmak zorunda değildi, ama...
29.4.2015
Adaletin sefaleti
27.4.2015
Adaletiniz yoksa...
25.4.2015
Yüzleşmek mi unutmak mı?
22.4.2015
AKP'nin unuttuğu...
21.4.2015
Dün 'hain" bugün 'paralel'
19.4.2015
AKP ne vaat ediyor?
16.4.2015
Erdoğan'ın girdabı...
13.4.2015
Asıl mevzuyu unutmayalım
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive