Cafer Solgun



Bookmark and Share

“Günlerden Bir Gün”ün kısa hikayesi-2


28.9.2016 - Bu Yazı 1187 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Düğünümüz var”

 Sırtımdan birkaç kilo ter boşalttığım “kız isteme merasimi” bitti. Bitti de şimdi “düğün” yapmamız lazım… Malum, düğünü de “erkek tarafı” yapar… Geleneğin gereği neyse de, aslında bunu ben de istiyorum tabii. 40’ından sonra evlenince istiyor insan, tecrübeyle sabit. Hayatında hiç bilmediğin, tecrübe etmediğin bir “ilk”, şakası yok…

Güler çalışıyor, hayat devam ediyor sonuçta, çalışması lazım. İyi de nasıl oluyor bu düğün işleri? Bir düğün salonu mu tutmak lazım? Açıkçası düğün salonlarında yapılan düğünlerden hiç hazzetmemişimdir. Kıytırık bir dilim pasta, şekerli bir limonata, sahnede ikide bir “haydee” diye höyküren bir şarkıcı, kim gelmiş, ne giymiş, kim kiminle oturuyor diye bakınan insanlar ve sahnenin bir tarafında oturan gelinle damat… Sonrasında da tabii “takı takma merasimi”… Damadın arkadaşından 50 TL, gelinin abisinden bilmem ne… Korkunç…

“Korkunç” olan işin dayanışma boyutu değil tabii ki, teşhir… Düğüne gelen imkanları neye elveriyorsa takar bir şeyler, bunu ilan etmek de nedir?

Memlekette bir yakınımın köy düğününden hatırlıyorum. Daha düğün başlamadan iki aşiret arasında savaş oluyor gibiydi. “Aman filancalara rezil olmayalım, bizim taraf daha kalabalık olmalı, ona buna haber saldınız mı?” Düğünden sonra da (ben damadın evindeydim) takılar için başlayan tartışmalar bir hafta kadar sürdü. Videolardan, resimlerden, canlı tanık anlatımlarından kim ne takmış tek tek tespit yapıldı ve bu arada “bizim taraf” mı “öbür taraf” mı çok taktı münakaşaları… Neyse.

Aslında köy düğünü yapsak ne iyi olurdu. Munzur’un kıyısında mesela… Fakat o kadar insanı oraya nasıl getirteceğiz; olmayacak iş. Bir düğün burada bir de Dersim’de yapsak… Görmemiş adam evlenmiş düğün yapmaya doyamamış gibi bir durum olur o da… Velhasıl fantezi yapmaya gerek yok; düğün burada olacak. Peki nerede, ne zaman?

Henüz yaz idi. Yazın ortası hatta. Kemerburgaz tarafında bir kır düğünü yapsak… Benim aklım köy düğününde kalmış ya… O tarafta oturan tanıdıklar vardı, sordum da hatta. Hacı Abi orada bir köyde oturuyor (adamın adı Hacı ama Dersimlidir), neden olmasın dedi. Güler, “uzak, insanlar zor gelir” diye itiraz etti, fakat ben kafaya koymuştum; “gelen gelir ne yapalım”…

Düğün davetiyesi ve kimler davet edilecek… Haydi bakalım, çık işin içinden… Kaç tane liste hazırladım, bilmiyorum, yüzlerce isim… “Aile” kısmı kolay da, “arkadaşlar” kısmı zor. Yüzlerce ismi defalarca gözden geçirdim, elemeler yaptım. Bu arada, arada “ne yapıyorsun?” diye soran Güler’e izahatlar yapıyorum kim kimdir diye… Ama ne yapsam, liste çok kalabalık. Unuttuğum isimler var mı? Ya elediğim isimlerden sonradan duyup da “beni neden çağırmadın?” diyenlere ne cevap vereceğim? Zor dostum zor…

Ben böyle kendi kendime düğün bunalımı içerisindeyken bir arkadaşım aradı, Emel. Telefonda onun adını görünce direkt aklımda “Aykut” ismi canlandı. Aykut… Beyin cerrahı arkadaşım. Kadim dostum. Hasta idi. Kanser. Hastalığın yakışmadığı insanlardandı. Benden genç. Yakışıklı. Hayat dolu. Emel, “Aykut çok hasta biliyorsun” dedi. Biliyorum tabii. Daha geçen gitmiştim ziyaretine. Toparlanıyorum demişti. Evlilik üzerine konuşmuştuk. Takılmıştı bana.

“Evet?”

“Kötüleşti. Doktorlar sabaha kalmaz diyorlar. Yakın arkadaşlarını görmek istiyordu kendindeyken. Haber vereyim dedim sana da”…

Ben ne dedim? Hatırlamıyorum. Beynimden vurulmuş gibi olmuştum sadece. Ve şokun etkisini atlatır atlatmaz ağlamaya başladım. Nasıl olur yahu? Aykut bu? Hastalığı dahi yakıştıramadığım Aykut…

Akşam saatleriydi. Biraz toparlandıktan sonra hastaneye doğru yola düştüm. Çapa’ya. Doktorluk yaptığı hastaneye. Aykut’un odasının bulunduğu koridor ailesi ve arkadaşlarıyla doluydu. Herkes üzgündü ve ağlamaktan gözleri şişmişti. Telefonda öğrendiğimi bir de orada öğrendim. Kendisini görmem mümkün mü? Değil…

Tuvalete gittim. Orada ağladım. Ne kadar kalmışım orada bilmiyorum, Emel geldi yanıma. Teselli etmeye çalıştı. Birlikte de ağlaştık…

Orada sabaha kadar an be an, saat be saat bekledik… Bir mucize olsun, ayaklansın Aykut… Olmadı. Sabaha karşı verdi son nefesini… Canım yoldaşım…

Bir gün sonra toprağa verdik Aykut’u. Günlerce kendime gelemedim. Ancak iki ay sonra yeniden “düğün” gündemine geri dönebildim. Hayat devam ediyordu işte…

Bu arada yaz bitmişti tabii. Ben de köy, kır düğünü inadından vazgeçmiştim.

Evleneceğimi, düğün yapacağımı duyan bir eski mahpus arkadaşım aradı, buluştuk. Sevindiğini filan söyledikten sonra “nerede yapacaksınız düğünü” diye sordu. “Daha karar vermedik ama Taksim Hill’de yaparız herhalde. Sahipleri hemşerim, indirim yaparlar sanıyorum. Taksim de merkezi yer, herkesin gelmesi kolay” dedim.

“Boğaz’da, denize nazır yapalım senin düğününü” dedi.

“Nerede?”

“Saphirre’de”

“Orası neresi?”

“A, duymadın mı? Boğaz’ın en namlı, sosyetik mekanlarından”

“Yahu nasıl yapalım orada düğün? Ateş pahasıdır”.

“Sahibi tanıdığımdır, konuşuruz. Hadi gidip bakalım”.

Haydaa… Boğaz’da, sosyetik mekanda düğün… “Ya bir duyan olsa ne der?” diye düşünmedim değil, ama hoşuma da gitti doğrusu. Bir kez düğün yapacağız, o da Boğaz’da olsun. Paramız yok ama sosyeteden neyimiz eksik…

Gittik. Mekanın sahibi de oradaydı. Mekan çok güzel. Açık ve kapalı bölümleri var. Süper Boğaz manzaralı. Mekanın sahibi (adını unuttum adamın, önemli de değil zaten) iyi karşıladı. Çay kahve. Severmiş devrimcileri bir zamanlar, Metin de (arkadaşım) onun abisinden farksızmış falan filan. Bu işin bedeli peki? Hiç sorun değilmiş. Kendisinin bize düğün armağanı olsunmuş. Yalnız tek şartı düğünü hafta içi yapmamız imiş…

Güler’e sormadan bu hafta içi şartını kabul ettim, sosyete mekanında düğün yapmış olmak adına. Asıl “arıza” başka bir şeyden çıktı zaten.

Düğünde ne yenilip içilecek filan gibi konuları da konuştuktan sonra adam “düğün müziklerini de ayarlarız biz. Hatta isterseniz sanatçı da getiririz o gün. Şu şu sanatçılarımız var” dedi.

Ne iyi adammış. Müzikleri de ayarlayacaklar, istersek hiç birini tanımadığım rock sanatçıları da getirecekler. Beş kuruş da para vermeyeceğiz… Ama benim planım başkaydı işte.

“Yok” dedim, “müzikleri ben ayarlayacağım, bir sanatçı arkadaşım da gelecek zaten orkestrasıyla birlikte”.

“Kim?”

“Rojin”.

“Şu Kürtçe söyleyen sanatçı mı?”

“Evet” dedim biraz da gururla, “arkadaşımdır, o gelecek”.

Ama adamın kaşları çatıldı ve “olmaz” dedi.

Neden olmazmış? Burası sosyetik bir mekanmış. Etrafta duyulursa dükkanı kapatıp gitsinmiş. Kürtleri severmiş, zaten solcuymuş, ama mekanında Kürtçe şarkı çalınamazmış falan filan.

“O zaman olmaz” dedim, hiç düşünmeden. Adam şaşırdı. Beş kuruş almadan düğün yapıyor bize, ben kabul etmiyorum, Rojin’i istemiyor diye. Ben kalkmaya yeltenince, “Yahu dur” dedi, “senin hatırın için Zülfü Livaneli çalarız o gün ya da başka kimi istersen işte”.

“Olmaz” dedim yine. Metin kararlılığımı görünce, “sağlık olsun” dedi, kalktık.

Böylece bir sosyetik mekanda düğün yapma imkan ve ihtimalini elimin tersiyle geri itelemiş oldum. Pişman değilim hakim bey :)

Panik, telaş, heyecan… Çok uzatmıştım bu işi. Kızı almış ama aylardır düğün yapmıyorduk….

Uzun lafın kısası, güne karar verdik. Gidip Taksim Hill’in müdürüyle görüştük, Koray Bey. Sonradan kanka olduk adamla. Otelin sahibi de hemşehrim olur, fiyatta bayağı indirim yaptı; “aman kimseye söylemeyin” sözü alarak tabii.

Söylemeyeyim dedim ama hadi onu da söyleyeyim, kayıtlara doğru geçsin.

Koray’la görüşürken yanımızda Uğur da vardı. Uğur genç ve yakışıklı bir hemşehrim ve arkadaşım olur. Bir de Berfin vardı, o zaman on yaşında. “Nasıl oluyor bu düğün?” diye sorduk Koray’a.

“Hazırlıklar için genç çiftler en geç saat 5’te otele geliyor. Kendilerine bir oda veriyoruz, orada hazırlıklarını yapıyorlar. Gece de orada kalacaklar zaten. Otelimizin genç çiftlere armağanı. O ara biz de salonu hazırlamış olacağız. Saat 7’ye doğru misafirleri kabul ediyoruz. Ebeveynler salonun girişinde karşılıyorlar. İkramlarımız ve içecekler masada olacak. Saat 8’e doğru genç çiftleri salona alıyoruz müzik eşliğinde ve düğün başlamış oluyor. Saat 12’de bitirmiş olmamız lazım”.

Dikkatimi çekti, adam her “genç çiftler” dediğinde Uğur’a bakıyor. Bize de Uğur’u everecek kişiler muamelesi yapıyor. Biz de o ana kadar düğünün bizim düğünümüz olacağını söylememişiz.

“Koray bey” dedim yanımdaki Güler’i de göstererek, “o genç çiftler biz oluyoruz, biliyorsun değil mi?”

Adamın yüzündeki ifadeyi anlatamam. Şaşırdı. Afalladı. Neyse kendini toparladı, özür diledi falan. Gülüştük.

Tamamdır. 27 Eylül 2009 Pazar günü saat 19.00-00.00 saatleri arasında düğünümüz Taksim Hill Oteli’nin Çatı Restaurant’da olacak…

Ne tamamı? Bir de “damatlık” meselesi var…

Güler kendi arkadaşlarıyla kendi meselesini kısa zamanda halletti. Sıra bendeydi.

E düzgün bir takım elbise alsak hallolacaktı bana kalsa ama Uğur başta olmak üzere arkadaşlarım “damatlık” diye tutturmuşlardı…

Normal zamanda yanına bile yaklaşmayacağım sosyetik mağazalardan “damatlık” baktık yanımda Uğur’la. Tek başına anlamam ve beceremem ki. Ve her mağazada “damat” muamelesi gören Uğur oldu. “Bana bakıyoruz” deyince de tezgahtarlar afalladılar, dalga mı geçiyoruz diye.

Bir tam gün boyunca Nişantaşı (evet Nişantaşı), Osmanbey ve Taksim’de “damatlık” baktık. Benim bedenim şekilsiz ne yapalım, olmuyor işte diye tam vazgeçecekken Sarar’dan aldık bir damatlık takım. Hem de papyonuyla birlikte!

Bu papyon işine hayatında doğru dürüst kravat da takmamış ben epey direndim elbette… Ama sonuçta, “ulan girdik bu yola madem…” diye düğünde papyon bile taktım…

Pratikte bir işe yaramadı ama bir davetli listesi hazırladım. Biraz da çizerliğim var ya, enteresan olsun diye el emeği göz nuru karikatürlü bir davetiye hazırladım ve nedense yüzlerce bastırdım (hala elimde duruyor). Bazılarını dağıttım. Müzikleri ayarladım, tabii benden bir sene kadar önce düğün yapmış Ayhan’ın deneyimlerinden yararlanarak. Kapıda kim duracak, misafirlerimizi kim karşılayacak, müzikleri kim organize edecek, dj’lik yapacak… Hepsini tek tek planladım. Ama hiçbir “eylem” planlamasında bu kadar zorlanmadığımı, heyecanlanmadığımı işte kabul ediyorum…

Hazırız. Berberde traş da oldum, “damat” olacağımı belli etmeden. Güler de hazır nihayet. E hadi gidelim artık. Annemler çoktan gelmiştir salona…

Bindik küçük arabamıza, gidiyoruz. O ara aklıma geldi. Ya düğün konvoyu neden yapmadık ki biz? O kadar arabası olan arkadaşımız var… Neyse, o da eksik kalsın…

Devamını da anlatayım? (İsteğe bağlı)

Facebook Yorumları

reklam
21.04.2020
Çıkan çıktı... Ya geride kalanlar?
16.04.2020
Hangisi ‘millet’ hangisi ‘alt tabaka’?
8.04.2020
Virüs ayrım yapmıyor, ama…
1.04.2020
‘Olmaya devlet cihanda…’
19.03.2020
Koronavirüs: İlginç zamanlar…
5.03.2020
‘Şehitler tepesi’ daha fazla dolmasın...
26.02.2020
Tuz koktu, hatta çürüyor…
20.02.2020
Dersim’de hâkim kanaat: Gülistan Doku öldürüldü ve gizlice gömüldü
11.02.2020
Deprem sonrası Elazığ Seko Mahallesi’nden insanlık halleri…
5.02.2020
Sayın Kınık, kalkın o koltuktan!
22.01.2020
Ortadoğu: Mevzunun özü…
16.01.2020
Kaos ve istikrarsızlık Ortadoğu’nun ‘kaderi’ mi?
8.01.2020
38 ağladığımız, yandığımız, öldüğümüzdür…
25.12.2019
Kanayan vicdanımız: Roboski
18.12.2019
Gömlek değiştirdik bile diyemeden...
13.12.2019
Alevilerin eşit yurttaşlık haklarını tanıyın!
27.11.2019
Bir gelecek tasavvurunuz yoksa…
20.11.2019
Toplu intihar vakalarının düşündürdükleri
13.11.2019
En kötüsü çaresizliktir insan hallerinin...
6.11.2019
Egemen gündem, öteki gündem...
24.03.2020
‘Bize bir şey olmaz abi!’
25.7.2018
'Kontrol'lü mü? 'Tiyatro' mu? 'Darbe' mi?
9.4.2017
Sahi ne oldu o ‘ruh’?
17.2.2017
“Evet” ya da “Hayır” derken...
2.2.2017
Hayırlısı...
27.12.2016
Bir yılbaşı anısı...
3.11.2016
‘Tebligatınız var’
23.10.2016
O sesin sahibi...
28.9.2016
“Günlerden Bir Gün”ün kısa hikayesi-2
27.9.2016
“Günlerden Bir Gün”ün kısa hikayesi-1
14.7.2016
‘İç barış’ derken?
12.7.2016
Barış, iç barış, teslimiyet
9.7.2016
Bayram ve tatil bitti hayat devam ediyor
7.7.2016
Bayram halleri
5.7.2016
İyi bayramlar
2.7.2016
Madımak katliamını düşünmek…
30.6.2016
Söz konusu olan hayatımız, geleceğimizdir
28.6.2016
AB çöksün, biz yeniden kuralım’
25.6.2016
‘Milli iradeye’ de mi ‘kayyım?’
23.6.2016
Çok mu ‘cesurlar’?
18.6.2016
Liseliler ne diyor siz ne diyorsunuz?
16.6.2016
Tuhaf ve düşündürücü işler
14.6.2016
Tahrikçi kim acaba?
12.6.2016
Diktatörlük... Psikolojik harp... Ne alakası varsa?!
9.6.2016
Tehlikeli acizlik
7.6.2016
Irkçılığın laboratuvar sonuçları
5.6.2016
Medyadaki tırşıkçılar-2
2.6.2016
Medyanın tırşıkçıları
31.5.2016
Darbeler bastırıldı, sıra ‘üst akıl’da!
29.5.2016
Rezilliğe paravan olanlar
27.5.2016
Olanları ve olacakları CHP de görüyor (mu?)
25.5.2016
‘Dur bakalım şimdi ne olacak?
19.5.2016
Sorun HDP değil parlamentonun saygınlığı
14.5.2016
Kılıçdaroğlu’na saldırıyorlar, ama…
10.5.2016
Demokrasinin asgari eşiğinde…
7.5.2016
Belliydi…
5.5.2016
38 hâlâ kanıyor…
4.5.2016
‘Bakalım millet ne diyor?’
30.4.2016
‘Naaptın İsmail abi ya?’ diyorlar. Neden ki?
29.4.2016
Gündem çarpıtma mı gündem oluşturma mı?
24.4.2016
AKP’nin çarkları ve kutuplaştırma
21.4.2016
‘Cadı avı’
19.4.2016
Kansız bir gökyüzü için... Adalet...
17.4.2016
CHP artık ‘sert’ olacakmış. Yani?
12.4.2016
Ensar Vakfı paniği… Neden?
10.4.2016
Yazıklar olsun!
9.4.2016
12 Eylül’ün izindeler…
5.4.2016
Devlet uyumuyor. Uyutmuyorlar ki…
2.4.2016
‘Darbe mi olacakmış? Ne zaman?’
1.4.2016
Ortaya karışık
26.3.2016
‘Gelecek’ çocuklarımız değilse eğer…
24.3.2016
‘Bu adamın ne işi var oralarda?’
22.3.2016
Yapmayın…
20.3.2016
‘Olmasaydı sonumuz böyle’
18.3.2016
Korku büyürken…
15.3.2016
Kaos, istikrar, Survivor ve ‘işler yolunda’
13.3.2016
Yaparsınız, gücünüz var…
8.3.2016
Sahi, nereye kadar?
5.3.2016
Yapabilirsiniz, evet, ama nereye kadar?
4.3.2016
Meselemiz nedir; anlamayan kaldı mı?
1.3.2016
Evet ortalık ‘karıştı’…
23.2.2016
Türkiye nereye?
20.2.2016
Neden yalnız ve ‘hedefteki ülke’ olduk?
18.2.2016
Baykal’ın ‘bayram değil seyran değil’ çıkışı
16.2.2016
Savaş mı? ‘One minute’!
13.2.2016
Sahibinin sesi medya ve Cizre
9.2.2016
Cizre’de ne oldu, ne oluyor?
6.2.2016
Davutoğlu’nun tutumu ya da tutumsuzluğu...
4.2.2016
Sur’u Toledo yapmak?
2.2.2016
Korucular ‘muhatap’ olursa...
31.1.2016
Devlet ‘rutin dışına’ çıkarsa ne olur?
28.1.2016
‘Rutin dışı’ devlet...
23.1.2016
Zaman beklediğimizdir...
21.1.2016
Bu ‘farkın’ bedelini çok ağır ödüyoruz
19.1.2016
‘Adalet’ isteyince de ‘hain’ oluyor muyuz?
16.1.2016
Devlet suç işler mi?
15.1.2016
Di vî karî de şaşiyek heye
12.1.2016
Boğmak istediğiniz o çığlık utancınız olacak
9.1.2016
‘Kürt’ deyince…
7.1.2016
Duygusal kopuş...
2.1.2016
Sıkıntı...
31.12.2015
‘Dûr bî nure’ ya da yeni yıl yazısı
30.12.2015
DTK’dan ‘öz yönetim’ çıkışı ve kanayan tarih
24.12.2015
Bir bakalım neler oluyor...
22.12.2015
Dışarıda ‘yaptık oluyor’ olmuyor
20.12.2015
Celal Şengör’e açık mektup
16.12.2015
‘Yapıyoruz ve oluyor’ körlüğü
10.12.2015
Demokrasi ‘bahşedilen’ değil kazanılandır
8.12.2015
Yurtta ve cihanda aktif kutuplaşma, yüksek tansiyon
5.12.2015
Bu kafayla da Türkiye yönetilir, ama...
3.12.2015
‘Önce biraz zor gelecek ama…’
2.12.2015
Elçi’mizi yitirdik, umudumuz ağır yaralı
29.11.2015
Gazetecilik sınavı
28.11.2015
Rusya ile kriz: ‘Şükür’ mü?
22.11.2015
Toprak
19.11.2015
‘Biz birlikte Türkiye’yiz’!
17.11.2015
İçimizdeki IŞİD’le yüzleşmezsek…
14.11.2015
Mavi…
11.11.2015
Bu seçimler eşit, adil ve serbest miydi?
9.11.2015
Teşhis ve umut…
4.11.2015
‘Sen kazandın ama biz haklıydık’
2.11.2015
Bugün 2 Kasım
31.10.2015
Sandık kayyumları…
29.10.2015
Darbe hukuku ve büyüyen umut…
28.10.2015
Darbeye karşı direnmek meşru bir haktır
26.10.2015
Umut, direnen insanlığımızdır
24.10.2015
Kerbela… Unutulmayan, unutulamayan, unutturulmayan
22.10.2015
‘Söyle bakalım…’
19.10.2015
Belki bir umut daha...
17.10.2015
AKP ve IŞİD’in ortak hedefi: Kürtler
14.10.2015
Devletin sorumluluğu
12.10.2015
Yüzsüz, pişkin ve arsızlar
11.10.2015
Dipteyiz. Var mı ötesi?
8.10.2015
Bir duyan varsa eğer...
5.10.2015
‘Seninle görüşeceğiz!’
3.10.2015
Bu neyin paniği?
30.9.2015
Bir ‘u’ şeklimiz eksikti, o da tamam!
28.9.2015
Sorgulamazsan ‘kaderin’ olur…
23.9.2015
AKP’nin kanlı miladı: Roboski…
22.9.2015
Seçim hükümeti mi operasyon hükümeti mi?
16.9.2015
‘Dur bakalım seçim olacak mı?’
14.9.2015
Ay… Cemile…
12.9.2015
Öcalan neden konuşmuyor?
9.9.2015
Hiçbir şey bir anda başlamadı…
7.9.2015
HDP’li bakanlar istifa etmeli
5.9.2015
‘Tayyip’in askerleri’ne ne oldu?
3.9.2015
‘Bana dokunmayan yılan’ iyidir mi sanıyorsunuz?
2.9.2015
‘Önce solcular için geldiler, bir şey demedim…’
1.9.2015
Türkiye, Saray’ın çiftliği olacak mı?
31.8.2015
38’in askerleri...
26.8.2015
Anaların ahını alan…
24.8.2015
1 Kasım’da test edilecek olan...
23.8.2015
HDP neden önemli?
19.8.2015
Bu psikolojiye teslim olmayalım
17.8.2015
Ya yine boyun eğmezsek?
16.8.2015
Bir saniye bile terk edemiyorlar
12.8.2015
Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun sorumluluğu
11.8.2015
Yok OHAL değil bunlar!
5.8.2015
Davutoğlu’nun ikilemi
3.8.2015
Hakikatlerimizi çürütmeyelim
30.7.2015
Kamu düzenini korumak…
26.7.2015
Bu filmi gördük, tekrar görmek istemiyoruz
22.7.2015
Suruç’ta katliam… Bu kez unutmayalım
20.7.2015
Herkes sorumluluğunu bilirse...
18.7.2015
Bir gün, günlerden bayram olsa...
8.7.2015
Davutoğlu ve AKP’nin ahlakı
7.7.2015
Siyasetin sorumluluk sınavı
4.7.2015
Nicedir kuşatılmışız…
30.6.2015
‘AKP bu dersi anlamazsa’
27.6.2015
Tansiyonu düşürelim, normalleşelim. Peki nasıl?
24.6.2015
Yeni bir MC mi?
22.6.2015
Anlaşıldı, ‘size rahat yok’ diyorlar
21.6.2015
Yarın Babalar Günü ya da uzaklara ağıt…
17.6.2015
Kitap, ‘bomba’, zaman ve liderlik
15.6.2015
'Galiba hata yaptık'!
14.6.2015
AKP’nin densiz yalakaları
8.6.2015
HDP barajı yıktı, AKP ikilemiyle baş başa
6.6.2015
Geçmişi değil geleceği oyluyoruz
5.6.2015
Sözüm AKP seçmenine…
4.6.2015
Bu, bir kararlılık tatbikatıdır
2.6.2015
DERSİM’DE SONUÇLAR BELLİ
1.6.2015
ELAZIĞ’DA HDP SÜRPRİZ YAPACAK
30.5.2015
Gerçekler hamasetle sıvanabilir mi?
27.5.2015
İtibar meselesi ya da kabahatin büyüğü
27.5.2015
Aleviler oylarını paylaşıyor
25.5.2015
Aleviler hep CHP’li miydi?
23.5.2015
7 Haziran sınavı
20.5.2015
‘İşkilli büzük dingilder’
19.5.2015
HDP barajı yıkıyor
16.5.2015
Diktatörlerin davası
14.5.2015
Zamane diktatörleri
11.5.2015
O, yani Kenan Evren…
6.5.2015
Psikolojik harp zamanlarından günümüze…
4.5.2015
‘Bunlar Ermeni’den ‘bunlar Zerdüşt’e...
2.5.2015
Böyle olmak zorunda değildi, ama...
29.4.2015
Adaletin sefaleti
27.4.2015
Adaletiniz yoksa...
25.4.2015
Yüzleşmek mi unutmak mı?
22.4.2015
AKP'nin unuttuğu...
21.4.2015
Dün 'hain" bugün 'paralel'
19.4.2015
AKP ne vaat ediyor?
16.4.2015
Erdoğan'ın girdabı...
13.4.2015
Asıl mevzuyu unutmayalım
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive