Berrin Sönmez

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Çocuk koruma yerine şiddet savunuculuğu


25.12.2018 - Bu Yazı 229 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Hamile çocuklar hastaneler tarafından yasal zorunluluğa rağmen bildirilmiyor yetkili kurumlara. Çünkü son yıllarda artan saldırılar yüzünden siyasi irade ve kamu idaresi yasayı yürütme yetkilerini yerine getirmez oldular. Anne bebek ölüm oranlarının artmasına da yol açan erken evlilik sorunu çığ gibi büyürken çocuk koruma sistemi konulu toplantıya katılan kurum yetkilileri, kız çocuklarını korumanın da gereği olan şiddetle mücadele mekanizmalarını topa tutuyor.

Aralık ayını kadın karşıtlığı kampanyasına dönüştüren gelişmelerden birisi de “Türkiye’de Çocuk Koruma Sistemi ile ilgili Kurumların Rolü” konulu toplantı oldu. Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Avrupa Engelli Hakları Ağı işbirliğiyle düzenlenen ve ilgili kurumların katıldığı istişare ve koordinasyon çalışmasıydı, yapılan. çocuk hakları ile kadın hakları birbirini tamamlayan konular olduğu halde kadın örgütlerinin çağrılmadığı bu istişareden basına yansıyanlar, kadınlara uygulanan psikolojik şiddet niteliğindeydi.

KDK Başkanı Şeref Malkoç, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) Başkanı Süleyman Aslan, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu ve TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili Yılmaz Tunç, koordinasyon toplantısına katılanlar arasındaydı. Toplantıdan yandaş medyaya aksedenler, çocuğun değil ailenin korunması yönündeydi. Ailenin korunması adı altında kadın haklarına saldırı görüldü. Çocuk koruma sistemine dair görüşmelerden kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarına saldırı çıktı.

Resmi ve gayri resmi yurtlarda, kurslarda, ev içinde veya kamusal alanda çocukların maruz kaldığı fiziksel şiddete, zorla çalıştırılmadan cinsel şiddete değin her türlü çocuk istismarına karşı işletilen mekanizmalar yoktu bu haberlerde. Uygulamadaki, yargı sürecindeki aksaklıklar da yer almıyordu. Kamu Baş Denetçisi (ombudsman) Şeref Malkoç, boşanmış ailelerde icra yoluyla çocuk teslimi, boşanmaların artışına önlem alınması, kurumunun aile arabuluculuk sistemine verdiği önem gibi konulardan söz etmiş. Kadın hakları ve çocuk haklarının birbiriyle örtüşen ilişkisini de belirtmesine rağmen eril şiddetle mücadele mekanizmalarına itirazdan da geri durmamış:

“Bugüne kadar İstanbul Sözleşmesi, bununla ilgili çıkan yasa dahil Türkiye’nin özellikle basında veya bu konuyla ilgilenen kurumlarla odaklandığı husus, kadına karşı şiddetin önlenmesi. Ne kadar üzerinde duruluyorsa kadına karşı şiddet o kadar artmış. Hangi yasal düzenleme yapılmışsa önlemeyi bırakın, kadına karşı rakamlara baktığımızda şiddet artmış. Burada bir terslik, problem, noksanlık, bir eksikliğimiz var. Bu eksikliğin nereden kaynaklandığını iyi tespit edip, bunu çözmek gerekiyor. Özellikle kadına karşı şiddet, aile içi şiddet konusunda mevcut yasanın, uygulamanın gözden geçirilmesi, yeniden ele alınması gerekiyor.”

Çocuk koruma sisteminden eril şiddet savunuculuğu çıkaran kamu baş denetçimiz. Anlaşılan şiddetin sürdüğü ailede çocuğun şiddet kurbanı veya tanığı olarak yaşamasının çocuğa verdiği zararları dikkate almıyor. Üstelik başvuruya dayalı somut olayların, kendine mahsus özellikleriyle bütünden ayrıştırılarak çözülmesini esas alacak kurumsal görevini, sistem analizine dönüştürmeyi de sakıncalı bulmamış. Boşanmaların önlenmesiyle sorunlu ailelerin kendi içinde kapalı kutuya dönüştürülmesinden doğacak sorunlar ve bu yapı içindeki çocuğun göreceği zararı hesap etmek de gelmemiş aklına. Varsa yoksa kadın karşıtlığı, kadın hakları tırpanlandığında, kadının boşanma hakkı, velayet yetkisi daraltıldığında çocuk koruma sistemindeki tüm sorunlar aşılacak zannedildiği izlenimi veren sözler hakim, haberlerde. (Şunu da belirtmekte yarar var ki bu toplantılara bağımsız örgütler ve medya çağrılmadığı için bu ifadeler yanlışsa bile “yandaşın yalancısı” konumundayız). Çok yazık, yazık çünkü “icralık çocuklar” başlığıyla kamuya mal olan sorun, annenin velayet hakkına itiraz için çocukların araçsallaştırılmasından başka bir şey değil. Bu sorunun asıl çözümü ise boşanmanın, kötücül eylem gibi gösterilmesi yerine, çiftlerin çekişmelerine çocuğu araç kılmaktan kaçınacağı, anlaşmalı ve medeni ilişkilerin devamını mümkün kılacak usulde gerçekleşmesine dair tedbirlerden geçer. Ancak kamu baş denetçimiz “kadına karşı şiddet konusunda mevcut yasa yeniden gözden geçirilmeli” sözleriyle İstanbul Sözleşmesi ve 6284 karşıtı koroya katılmayı tercih etmiş. İnsanı öncelemesi gereken kurumun, kadını insan sınıfına dahil etmediği gibi bir izlenime yol açan sözlerle.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu Başkanı Süleyman Aslan ise görevini tümüyle unutan, kurumsal yetkisini aşıp üstüne vazife olmayan konulara girerek, görevini ihmal şampiyonu olarak görülüyor, anılan haberde. Kurumlar karşısında insanın haklarını gözeterek hak ihlallerini önlemekle yükümlü kurum. Üstelik ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurumu oluşturmak yerine insan hakları kurumuna “eşitlik” ibaresinin eklenmesiyle görev alanı genişletilmişti kurumun. Her türlü ayrımcılıkla mücadele etmesi, bireylere yönelik suçları ve hak ihlallerini önlemeye dönük çalışma yürütmesi gereken kurulun başkanı, ailenin içindeki insanı değil aile kurumunu korumaya yönelmiş. Hükümetin bu iş için ihdas ettiği bakanlık var ama hazret, kendisini insanı değil kurumu öncelemesi gereken konumda zan ediyor.

Kendi işini bırakıp, başka kurumların yetki ve görev alanına girmekten ibaret de değil kusuru. Daha önemlisi ayrımcılıkla mücadele edecek yegane eşitlik mekanizmasını temsil ettiği halde ayrımcılık suçu, niteliği taşıyor sözleri. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 karşıtı koroya katılmasını protesto etmek gerekiyor. Özür dilemesi ve istifa etmesi gerekiyor. İnsan hakları ve eşitlik kurumunun temsil makamına, gerçekten insan hakları ve eşitlik mekanizmalarını işletme arzu ve yetkinliğine sahip kişiler geçmeli. Çünkü basında yer alan sözlere göre TİHEK ve KDK temsilcileri kendilerini başkanın, paratoneri sanıyor. Seçim öncesi kadınların tepkilerinden başkanı koruyarak, tepkiyi kendi üzerlerine çekerek, iktidarın seçim stratejisine hizmet eder nitelikte ifadelerle kadın haklarına saldırıyorlar.

İnsani gelişme açısından AB ölçütlerine yükselme aracı olması gereken bu iki kurumun sırf “mış gibi” yapmak adına çıkarılan kanunlarla kurulması başlı başına bir sorundu zaten. Kurulların oluşturulma yöntemi ve görevlendirilen (seçilen demek gerçeğe aykırı düşer) kişilerin yansızlığına özen gösterilmeyişi ayrı sorun. Aktif politika yürütmüş, üst düzey kamu görevlerinde yer almış kişilerin, siyasi irade ve kamu idaresi karşısında insanı önceleyeceği ihtimali zaten yoktu. Ama özellikle kadın karşıtı söylemle ortaklaşarak açığa vurmuş oldular, yıllardır süren eleştirilerin haklılık payını. OHAL döneminde, öncesi ve sonrası dahil yaşanan her türlü hak ihlali karşısında lal olan iki kurumun, şimdi çocuk koruma sistemi mekanizmaları konulu toplantıyı kadın karşıtı söylemleriyle baskılamak için kamuoyuna sesleniyor olmaları ibretlik. Yerel seçim sonrasına ertelenerek şifreli sözcüğe dönüşen “bütüncül” çalışma, düzenleme gibi ifadeleriyle yaygınlaşan kadın ve medeni kanun karşıtlarıyla örtüşen sözler, kullanmaları da ayrıca önemli.

İyi denebilecek örnekler de var elbet. Örneğin TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu, konusuna sadık kalıp, sorunların özüne değinmiş görünüyor. İşini iş edinip, uzmanlık ve görev alanıyla ilgili yetki sınırlarına sadık kalan kişileri mumla aradığımız şu dönemde Sayın Hakan Çavuşoğlu kutlanmaya değer. Özellikle de cezaevlerindeki annelerinin yanında kalan çocukların beslenme ve bakım hakkına ilişkin gelen şikayetlerin çokluğundan söz etmesiyle. TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili Yılmaz Tunç ise çocuk istismarıyla ilgili “sağlıklı veriye ulaşma zorluğu” üzerinde durarak yine sonun temelini vurgulamaktan kaçınmamış. Yetkilerinin tırpanlandığı bu tek adam rejiminde bile “iyi ki parlamento var, iyi ki milletvekilleri var” dedirttiler. Tunç, parlamentoda bulunan bütün partilerin, çocuk istismarıyla mücadeleye ilişkin daimi komisyon kurulmasına yönelik teklifleri olduğunu vurgulamış. Tüm partiler teklif ediyor ama parlamento neden komisyon kurmuyor, komisyon kurulsa boşanma komisyonuna mı dönüşür, sorularının cevabı yok kuşkusuz.

Milletvekili Yılmaz Tunç, Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’nde 15 yaşından küçük çocukların ifadelerinin, çocuk örselenmeden alınmasına yönelik düzenlemeler içerdiğini de belirtmiş aynı konuşmasında. Tabi hemen önemli bir soru daha geliyor akla. Madem 15 yaş altı için düzenleme var peki 15-18 yaş arası için özel bir düzenleme de düşünülüyor mu? Uluslararası sözleşmelere göre 18 yaş altı çocuk kabul edildiği halde neden çocuk ifadesinde yaş sınırı 15 olur? 15-18 yaş arası çocukluktan çıkmış, ilk gençlik dönemini yaşayan bireyler olarak kabul ediliyorsa eğer bu ülkenin bir gençlik hukukuna ihtiyacı olduğu neden dile getirilmiyor? Neden yasal düzenleme yapılmıyor? İlk gençlik çağındaki çocuklar hukuki haklarına ulaşmak için rüşt yaşını beklemek durumunda kaldığı halde neden suç ve ceza konusunda, diğer çocuklardan ayrıştırılıyor? Hak yok ama suç tanımı ve ceza var, öyle mi? 15-18 yaş arası çocuklara cezai ehliyet atfedilip, yetişkinlerden farklı biçimde ve sürelerde olsa bile cezalandırılmasına rağmen medeni haklarının tanınmayışı çelişkisine hiç değinilmemesi yaman çelişki. Bu ülkenin temel sorunlarından birisi gençlik hukukunun olmayışına bu toplantıda da değinilmezse nerede konuşulur? Çocuk koruma sistemine ilişkin mekanizmaların işleyişi el alınırken ve çok sayıda ulusal kurum ve uluslararası mekanizmalar toplantıda yer almışken kadın haklarına saldırmak yerine ergen haklarını konuşmak toplantının amacına daha uygun olmaz mıydı? Örneğin okul bahçesinde öpüşen çocuklardan erkek olanı, çocuk istismarcılarından bile neredeyse daha ağır şekilde 4,5 yıl hapisle neden cezalandırılır? Şiddet içermeyen ergen deneyimi söz konusuyken iki çocuktan birine suç isnat edilişi de bu toplantının konusu olmalı, çözüm önerileri getirilmeliydi. İki çocuk öpüşüyor, bir başkası görüntülüyor ve diğeri görüntüleri yayınlıyor. Konu dört çocukla ilişkili bir ergen davranışı. Okul idaresi, okul bahçesindeki görüntüyle ilgili basit disiplin işlemi yapmakla yetinmeliyken konuyu savcılığa intikal ettirdiği için bir çocuğun geleceği, gönüllü olduğu anlaşılan eylemle karartılıyor. Fakat öte yandan erken evlilikler teşvik ediliyor. Hamile çocuklar hastaneler tarafından yasal zorunluluğa rağmen bildirilmiyor yetkili kurumlara. Çünkü son yıllarda artan saldırılar yüzünden siyasi irade ve kamu idaresi yasayı yürütme yetkilerini yerine getirmez oldular. Anne bebek ölüm oranlarının artmasına da yol açan erken evlilik sorunu çığ gibi büyürken çocuk koruma sistemi konulu toplantıya katılan kurum yetkilileri, kız çocuklarını korumanın da gereği olan şiddetle mücadele mekanizmalarını topa tutuyor.

Facebook Yorumları

reklam
25.06.2019
İstanbul’un seçiminde dindar kadınların rolü
18.06.2019
Beka tutmadıysa FETÖ ithamı cepte
29.05.2019
Açlık grevi hakkında söylenmeyenleri söyleme zamanı
23.05.2019
Müzeyyen Boylu’nun çocukları nerede?
21.05.2019
Allah kadını dövün demiyor
16.05.2019
İYİ Parti'nin sessizliği
9.05.2019
İmamoğlu kolları sıvadığında
30.04.2019
İçinde sığınma evi geçmeyen bir sığınma evi çığlığı
23.4.2019
Bodrum, Bodrum Kadın Dayanışması ve KöyBox
18.4.2019
Kışlar var baharlar içre
4.4.2019
Biraz da dertleşelim
2.4.2019
Şiddet dili out sükûnet ve güleryüz in
28.3.2019
İmama küsüp camiye gitmemezlik yapmayın
19.3.2019
Hıristiyan terörist ve Ayasofya
14.3.2019
Dindar algıda EŞcinsellik terörü(!)
26.2.2019
Uygur’un ve Kürt’ün çile kardeşliği
19.2.2019
Çift hukukluluk tehlikesi kapıda mı?
14.2.2019
Erken evlilik lobisine dinden bakış
12.2.2019
Medya hukuk siyaset kıskacında kız çocuğu
5.2.2019
Kadınsız yerellerde bağımsız kadın meclisleri
29.1.2019
Sivil toplum, demokratik yönetişim, Turan Hançerli
24.1.2019
Kadınlar belediye başkanı olmalı! Çünkü…
22.1.2019
İktidarların beden politikası ve başörtülü kadın
15.1.2019
'Belediyeleri Kadınlarla Sınamak'
10.1.2019
Birine mansıp birine cezaevi
4.1.2019
Eşcinsellere şiddeti reva gören dindarlık
27.12.2018
Boşanma, nafaka, erken evlilik aynı tezgahın ürünü
25.12.2018
Çocuk koruma yerine şiddet savunuculuğu
20.12.2018
Psikolojik şiddet politikasıyla seçime doğru
18.12.2018
Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
17.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
3.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
25.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
15.3.2017
Arkamdaki yadigâr olsun
11.3.2017
Sürdürülebilir politik ortaklık sahici kadınlarla mümkün
8.3.2017
Haydi kadınlar politik ortaklığa!
4.3.2017
OHAL şartlarında Dünya Kadınlar Günü
1.3.2017
Her darbeyle yeniden darp edilmiş vurgun yemiş nesiller ülkesi
26.2.2017
EVET veya HAYIR’ın kısa formülü
23.2.2017
Seçim vetoları gibi
18.2.2017
Evetin soruları hayırın cevapları
12.2.2017
Halkın aklıyla alay etmede devlet aklı
8.2.2017
Bu sefer insanlar ölmedi ama siyasette insanlıktan eser yok
4.2.2017
Pozitif ayrımcılık: Hem zehir hem şifa
1.2.2017
Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmek
28.1.2017
Bakanlığın sayısını unuttuğu kadınlar
25.1.2017
Darbecilerin anayasasına makyaj referandumu
22.1.2017
Sahi bu neyin kavgası?
19.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 5
14.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 4
12.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar-3
7.1.2017
Şehîdê min ê ezîz! Mekanê te cennet be. Welat minetdarê te ye
4.1.2017
Yıldızları söndürmüş fırtınanın soluğu
31.12.2016
Emek verelim sevgiye barışa
29.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar (2)
24.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar
17.12.2016
Çocuk istismarından evlilik kitabına uzanan geniş bir yelpazede eril distopya
14.12.2016
Şehit değil aşık olmalı gençler
11.12.2016
Bilim din politika fark etmez ataerki her yerde dipdiri
8.12.2016
Kaç yıl geçti siyasi mizahtan uzak
4.12.2016
Yoksullara eğitim yardımı değil yoksulluğu istismar
1.12.2016
Küresel oyunlar değil yerel acılar öncelenmeli
27.11.2016
Son ümit kırıntısı: Bu yasayı onaylamayın Sayın Cumhurbaşkanı
23.11.2016
Adalet Komisyonu'na açık öneri
21.11.2016
TBMM'de gece yarısı tecavüz baskını
16.11.2016
Galeyan demokratik katılım sayılır mı? Kısas hükmü idamı gerektirir mi?
13.11.2016
Hayaline cihan değer: Demokrasi ve barış için güçlü toplumsal talep
9.11.2016
Grup toplantısının düşündürdükleri: HDP yine nöbete
6.11.2016
Yeter artık
2.11.2016
Çocuk istismarı 'kalın fırçalarla' çizilecek konu değil ama...
30.10.2016
Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet
27.10.2016
Savaş, yoksulluk, istismar kıskacında çocuklar
23.10.2016
Mum kimin yanan Kerkük
20.10.2016
Siyasetin utanç günlüğüne eklenen yeni sayfa
16.10.2016
İnsanlık onuru = İnsan hakları hukuku
13.10.2016
Sorunun erkek tarafı çözümün de parçası olmalı
9.10.2016
Yine bir cinsel istismar davası
6.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma - 2
2.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma
26.9.2016
Vesayetin tezgahına düşülüyor
18.9.2016
Kadınlara verilen sözler
16.9.2016
Halime Hala: Türkülerde yaşayan bir memleket hikayesi
15.9.2016
Muhafazakârlık ve dindar muhafazakâr
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive