Berrin Sönmez

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması


18.12.2018 - Bu Yazı 321 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kadın beyanının esas olması tıpkı masumiyet karinesi gibi tartışılmaz bir hukuk ilkesine dönüşmeli. Hangi hukuk ilkesi, hangi hukuk gibi güncel sorunlar bir yana eril şiddetle ve eril tahakkümle mücadele için kalıcı, etkin çözümlerden birisi kadın beyanını esas kabul eden hükümlerin tavizsiz uygulanması olacaktır.

Kadın beyanının esas olmasına itirazların yoğunlaştığı günlerdeyiz. Bu ilkeye karşı çıkanlar bir diğer hukuk ilkesine sığınıyor. Masumiyet karinesine aykırılık gerekçesiyle saldırıyorlar, kadın beyanı esastır ilkesine. Yüzeysel bakışla pek mantıklı bir gerekçe gibi… Peki, masumiyet karinesinin hukuk ilkesi olarak dayanakları neler? Hangi sosyal, siyasal, hukuki saiklerle masumiyet karinesi bir hukuk ilkesine dönüşmüştü? İnsanlığın var oluşundan bu yana mı uygulanıyordu bu ilke? Hayır.

Modern hukukun gelişim sürecinde ilk olarak ihtilal sonrası Fransız İnsan Hakları Beyannamesi’nde yar alır. Daha sonra taraf olduğumuz 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve yine taraf olduğumuz 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer almıştı. İç hukukumuzda ise 1982 Anayasası’nda yer verilmiş. Kamu otoritesinin, kamu görevlilerinin, yargı erkinin ve kamuoyunun karşısında, bireyi yani güçlünün karşısında zayıfı korumak ihtiyacı açıktır ilkenin gelişiminde. İnsan hakları hukuku sayesinde yasaların insanileşmesinin bir örneği olarak… Masumiyet karinesi/suçsuzluk ilkesi, soruşturma, kovuşturma ve yargılamanın her aşamasında geçerli olmakla birlikte temel amacı sanıkla ilk temasa geçen yetkililerin, o kişinin masum olabileceği ihtimaliyle sanığa yaklaşması, şeklinde izah ediliyor, biz ölümlülerin anlayabileceği dildeki hukuk metinlerinde.

Kadının beyanı esastır ilkesi de modern hukukun bireyi önceleyen gelişim çizgisi doğrultusunda, kadın bireyin eşitlenmesi amacıyla şekillenmiş bir kadın talebi. Yaygın karşı çıkışlar ve açık saldırılarla önlenmeye çalışılması aslında bu ilkenin gerekliliğine en güzel kanıt. Eril tahakkümü içselleştirerek hayat tarzı ya da felsefesi haline getirmiş kişilerin kadını ikincil görüp, itaat altına alma aracı saydığı şiddet politikasının açık yansıması olarak görülmeli bu saldırılar. Eril tahakkümün yargıda, kamuda, toplumda yaygın ve etkin varlığı karşısında şiddete uğratılan öznenin beyanının esas kabul edilmesi talebi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarının sorunsuz başlayabilmesine yönelik. Yargısız infazla kadının beyanı doğrultusunda mahkeme hükmü talebi söz konusu değil. Devlet, yargı ve toplum Kerem Altıparmak’ın deyimiyle “kadın beyanı yalandır” yaklaşımına sahip. Eril şiddete uğratılanlar için yargıya başvurma, adalet arama yolunu olağanüstü zorlaştıran bu koşulları bertaraf etmeyi hedefler, beyan esası. Şiddet uygulamadığını ispat yükümlülüğü sanıkta olmalıdır ilkeye göre. Ve bu çerçeveyle baktığımızda tıpkı insan hakları hukukunun gelişmesine dayalı modern hukuk ilkesi, masumiyet karinesiyle benzeşir. Yaygın ve etkin eril zihniyet ve bu zihniyete dayalı şiddet karşısında kadınların kanun önünde eşitlenmesi için gerekli görülerek kadının insan hakları bağlamında şiddetle mücadele yollarının açılması için geliştirilmiştir. Yaygın eril şiddetle mücadelenin mümkün olması için baskın zihniyet karşısında şiddete uğratılan öznenin beyanı esas alınarak yargılama başlatılmalı, denmektedir. Şiddete uğratılan özne ifadesiyle, eril şiddetin tek kurbanının kadınlar olmadığı işaret edilir. Kadınlar, kız ve oğlan çocukları, engelliler, LGBTİ bireyler ve hatta erkekler eril şiddete uğratılmaktadır ve ifade hepsini kapsar. Yaygın olarak kadının beyanı esası şeklinde isimlendirilmekle beraber, eril şiddete uğratıldığını söyleyen her bireyin yargı tarafından beyanı esas kabul edilmeli öngörüsünü içerir.

16 Aralık Pazar günü yayınlanan bir yazıdan vereceğim örnek, konuyu biraz daha anlaşılır kılacaktır. Abdurrahman Dilipak ‘Şu “aile cinayetine” artık bir son versek’ başlıklı yazısında kadın beyanı esasını olumsuzlamak için bir örnek olay ele almış. Bu örneğin gerçek bir olaya mı dayandığı yoksa varsayımsal (farazi) akıl yürütme sonucu mu ele alındığı pek anlaşılmasa da konu cinsel şiddet. Bir patron ve çalışanı yer alıyor örnekte. Kadın yabancı uyruklu yani yasal haklarına erişme açısından en dezavantajlı kesimlerden. Dilipak’ın betimlemesiyle “Kız, patronun zaaflarını öğreniyor, ona göre yaklaşıyor. İcabında damat, oğul, ortaklardan biri, kim uygunsa ona yaklaşıyor. Bir tek beraberlikardından kızda bir utanç, bir agresifleşme…” Her cinsel şiddet suçlamasında ilk söylenen bu “komplocu dişi” önyargısı, mafyanın şirket sahiplerine kurduğu tuzakla da renklendirilmiş. Gerçekte kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında yer alan kadın ticaretini işaret ediyor. Şiddet karşıtları, kadın ticaretiyle de mücadele eder. Örnekteki mafya ilişkisi bize hem kadın ticaretinin kurbanı hem de patronu tarafından cinsel şiddete uğratılmış bir kadın profili sunuyor. Üstelik yazarımız örneğinde hamilelik ve doğan çocukla DNA eşleşmesinden de bahsediyor. Ama yazara göre sorun olan şey “iş mahkemeye intikal ederse eşiniz dostunuz da duyacak” kaygısıyla failin sosyal itibarı. Her şiddet vakasında olduğu gibi suçun faili ve saygınlığı, fiilin suç olduğu gerçeğini gizlemek için önceleniyor. Sanık itibar yanında mal/servet kaybedecek, mevcut çocukların yanına bir yenisi daha gelecek ve bu sorunların yanına bir de milli servet kaybı eklenerek, okurları nezdinde haklılığını(?) bir kez daha perçinlemiş yazar. Ve tüm bunlar sırf kadın beyanı esas sayıldığı içinmiş! Kadın beyanı esasına saldırmak yerine o patronun uçkur zaafını suç sayması için kaç kez “bir kerelik beraberlik” hafifsemesiyle meşrulaştırdığı cinsel saldırı gerçekleşmesi gerektiğini, insan hakları savunucusu, İslamcı ağır abi, başka bir yazısında lütfedip açıklar belki. İşte tam olarak bunun için kadın beyanı esas olmalı.

Hukukumuzda kadın beyanını esas alma ilkesi tam olarak bu biçimiyle yazılmış değilse de mevzuatta yeri var. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 kadın beyanıyla koruma ve tedbir kararı mekanizmalarını harekete geçirmeyi amir hükümler içeriyor. Benzer şekilde Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) beyan esasıyla hizmet vermekle yükümlü kılınmış halde. Uygulamanın yasa ve sözleşmeye ne derece sadakatle gerçekleştiği ayrı bir tartışma konusu olmakla beraber bazı hukukçular, mevzuattaki bu hükümlerin beyan esası ilkesinin yansıması olduğu görüşünde.

Beyan esası aynı zamanda soruşturma, kovuşturma ve yargılama aşamasında şiddet mağdurlarını ikincil mağduriyetlerden korumak için de etkili. Tek merkezde ifadelerin, kadın görevliler, sosyal görüşmeciler eşliğinde alınması yoluyla ardıl travmaların önlenmesini öngörüyor, İstanbul Sözleşmesi ve şiddetle mücadele kanunu hükümleri. Bu açıdan da beyan esası ilkesinin gereğine uygun, mevzuat… Yine hukukçular tarafından kadın beyanının esas olması ilkesinin bir diğer yönü olan ispat yükümlülüğünün sanıkta olması, iş kanunu ile ilişkilendirilerek açıklanıyor. İş kanunu, haksız işten çıkarılma davalarında ispat sorumluluğunu işverene yüklemiştir, davacı işçiye değil. Örneğin yıllık izin kullanmadığı iddiasında bulunan işçi karşısında işveren elindeki belgelerle kendi iddiasını ispatlamak zorundadır. Çünkü kayıtlar kendisindedir. İşçinin iddiasını destekleyecek belgelere ulaşması mümkün olmadığından davalar işçi beyanıyla açılır ve işverenin karşı iddiasını ispat etmesi beklenir. Eril şiddette, şiddet faili, fiiline ilişkin delilleri gizleme, karartma imkanı olan taraftır ve dolayısıyla ispat yükümü sanıktadır. Kadın beyanının esas olması aynı zamanda suç sayılan fiilin, somut olayla ilişkisi olmayan, mağdura ait kişisel özelliklerin söz konusu edilerek suçun görünmez kılınmasını önlemek için de gerekli. Anılan sözleşme ve kanun bu konuda detaylı açıklamalarla fiil ile mağdurun kişisel özelliklerinin ilişkilendirilemeyeceği yolunda geniş hükümler içerir.

Bu konuyu daha iyi açıklayabilmek için yine aynı yazarımızın aynı yazısından bir başka örnek olayı aktarmak istiyorum: “Bir doçent, bir üniversitede, geç vakit koridorda elinde sigara ile giden öğrencisine ‘bu ne hal kızım elde sigara şu kıyafete bak’ diyor…” Olayda öğrenci, rektörlüğe taciz suçlamasında bulunmuş, ilgili kurul kararıyla tacize hükmedilmiş. Ancak hükmün gerçek sebebi o doçentin rektöre oy vermeyişi imiş, yazarımıza göre. Tecavüzü, tecavüz sonucu doğan çocuğu, patronun fiilden sorumluluğunu yok saymak, suçu, suç olmaktan çıkarıp, normalleştirmek için kadını komplocu gösterip mafya-sermaye ilişkileriyle perdeleyen yazar, tacizi bu denli meşrulaştırıyor işte. Geç vakit, elde sigara, kızım, şu kıyafete bak gibi fiili gözden kaçıracak unsurlar bolca kullanıldığında taciz meşru hale geliyor, toplumsal algıda.

Neyse ki sözleşme ve kanun, bu laf kalabalığıyla suçu sıradanlaştırmayı engelleyecek, kadın beyanını esas almayı işaret eden hükümler içeriyor. Yargı çoğu zaman bu hükümleri uygulamasa da en son Yargıtay içtihadıyla kadının şiddetten korunma sorumluluğunun devlete ait olduğu bir kere daha mahkemelere ve topluma hatırlatıldı. Kadın beyanının esas olması tıpkı masumiyet karinesi gibi tartışılmaz bir hukuk ilkesine dönüşmeli. Hangi hukuk ilkesi, hangi hukuk gibi güncel sorunlar bir yana eril şiddetle ve eril tahakkümle mücadele için kalıcı, etkin çözümlerden birisi kadın beyanını esas kabul eden hükümlerin tavizsiz uygulanması olacaktır.

Facebook Yorumları

reklam
23.08.2019
Terör bahanesiyle kolektif ceza
13.08.2019
Kutsadığınız aile hangisi?
11.07.2019
Ümmet kim? Parçalanan ne?
2.07.2019
Neden kavram ataerki cinayeti olarak değişmeli?
25.06.2019
İstanbul’un seçiminde dindar kadınların rolü
18.06.2019
Beka tutmadıysa FETÖ ithamı cepte
29.05.2019
Açlık grevi hakkında söylenmeyenleri söyleme zamanı
23.05.2019
Müzeyyen Boylu’nun çocukları nerede?
21.05.2019
Allah kadını dövün demiyor
16.05.2019
İYİ Parti'nin sessizliği
9.05.2019
İmamoğlu kolları sıvadığında
30.04.2019
İçinde sığınma evi geçmeyen bir sığınma evi çığlığı
23.4.2019
Bodrum, Bodrum Kadın Dayanışması ve KöyBox
18.4.2019
Kışlar var baharlar içre
4.4.2019
Biraz da dertleşelim
2.4.2019
Şiddet dili out sükûnet ve güleryüz in
28.3.2019
İmama küsüp camiye gitmemezlik yapmayın
19.3.2019
Hıristiyan terörist ve Ayasofya
14.3.2019
Dindar algıda EŞcinsellik terörü(!)
26.2.2019
Uygur’un ve Kürt’ün çile kardeşliği
19.2.2019
Çift hukukluluk tehlikesi kapıda mı?
14.2.2019
Erken evlilik lobisine dinden bakış
12.2.2019
Medya hukuk siyaset kıskacında kız çocuğu
5.2.2019
Kadınsız yerellerde bağımsız kadın meclisleri
29.1.2019
Sivil toplum, demokratik yönetişim, Turan Hançerli
24.1.2019
Kadınlar belediye başkanı olmalı! Çünkü…
22.1.2019
İktidarların beden politikası ve başörtülü kadın
15.1.2019
'Belediyeleri Kadınlarla Sınamak'
10.1.2019
Birine mansıp birine cezaevi
4.1.2019
Eşcinsellere şiddeti reva gören dindarlık
27.12.2018
Boşanma, nafaka, erken evlilik aynı tezgahın ürünü
25.12.2018
Çocuk koruma yerine şiddet savunuculuğu
20.12.2018
Psikolojik şiddet politikasıyla seçime doğru
18.12.2018
Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
17.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
3.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
25.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
15.3.2017
Arkamdaki yadigâr olsun
11.3.2017
Sürdürülebilir politik ortaklık sahici kadınlarla mümkün
8.3.2017
Haydi kadınlar politik ortaklığa!
4.3.2017
OHAL şartlarında Dünya Kadınlar Günü
1.3.2017
Her darbeyle yeniden darp edilmiş vurgun yemiş nesiller ülkesi
26.2.2017
EVET veya HAYIR’ın kısa formülü
23.2.2017
Seçim vetoları gibi
18.2.2017
Evetin soruları hayırın cevapları
12.2.2017
Halkın aklıyla alay etmede devlet aklı
8.2.2017
Bu sefer insanlar ölmedi ama siyasette insanlıktan eser yok
4.2.2017
Pozitif ayrımcılık: Hem zehir hem şifa
1.2.2017
Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmek
28.1.2017
Bakanlığın sayısını unuttuğu kadınlar
25.1.2017
Darbecilerin anayasasına makyaj referandumu
22.1.2017
Sahi bu neyin kavgası?
19.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 5
14.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 4
12.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar-3
7.1.2017
Şehîdê min ê ezîz! Mekanê te cennet be. Welat minetdarê te ye
4.1.2017
Yıldızları söndürmüş fırtınanın soluğu
31.12.2016
Emek verelim sevgiye barışa
29.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar (2)
24.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar
17.12.2016
Çocuk istismarından evlilik kitabına uzanan geniş bir yelpazede eril distopya
14.12.2016
Şehit değil aşık olmalı gençler
11.12.2016
Bilim din politika fark etmez ataerki her yerde dipdiri
8.12.2016
Kaç yıl geçti siyasi mizahtan uzak
4.12.2016
Yoksullara eğitim yardımı değil yoksulluğu istismar
1.12.2016
Küresel oyunlar değil yerel acılar öncelenmeli
27.11.2016
Son ümit kırıntısı: Bu yasayı onaylamayın Sayın Cumhurbaşkanı
23.11.2016
Adalet Komisyonu'na açık öneri
21.11.2016
TBMM'de gece yarısı tecavüz baskını
16.11.2016
Galeyan demokratik katılım sayılır mı? Kısas hükmü idamı gerektirir mi?
13.11.2016
Hayaline cihan değer: Demokrasi ve barış için güçlü toplumsal talep
9.11.2016
Grup toplantısının düşündürdükleri: HDP yine nöbete
6.11.2016
Yeter artık
2.11.2016
Çocuk istismarı 'kalın fırçalarla' çizilecek konu değil ama...
30.10.2016
Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet
27.10.2016
Savaş, yoksulluk, istismar kıskacında çocuklar
23.10.2016
Mum kimin yanan Kerkük
20.10.2016
Siyasetin utanç günlüğüne eklenen yeni sayfa
16.10.2016
İnsanlık onuru = İnsan hakları hukuku
13.10.2016
Sorunun erkek tarafı çözümün de parçası olmalı
9.10.2016
Yine bir cinsel istismar davası
6.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma - 2
2.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma
26.9.2016
Vesayetin tezgahına düşülüyor
18.9.2016
Kadınlara verilen sözler
16.9.2016
Halime Hala: Türkülerde yaşayan bir memleket hikayesi
15.9.2016
Muhafazakârlık ve dindar muhafazakâr
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive