Berrin Sönmez

gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş


25.7.2018 - Bu Yazı 401 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Eski tarikat ve cemaatler Kur’an’a ve sünnete yaslanarak İslam ahlakını “hal ilmiyle” yaşayıp yaşatmanın derdindeki tarihi tasavvuf ehli bile pek azı müstesna, kendi döneminin siyasi çalkantılarından uzak kalamamıştı. Günümüz tarikat ve cemaatleri ise uzunca zamandır ülkemizde İslam’ın kapitalistleşmesine hizmet ediyor.

Hacı Bayram Veli ve Mevlana hakkında hoş bir hikaye anlatılır halk arasında. Hacı Bayram’ın kendisine mürit olmak isteyenlere bir şart ileri sürdüğü söylenir hikayede. Bedel ödemesini istermiş gelenin. Sahip olduğu şeylerden vaz geçemeyenin geldiği yerden ahlaki değerler alamayacağına inandığından. Almadan vermek sadece Allah’a mahsus olduğundan… Bir vakit bir genç hazrete talebe olmak için yanar tutuşur olmuş. Ama verecek hiçbir şeyi yok. Yine de katılmak istermiş müritler arasına. Derken dergaha gidip halini arz etmeye karar vermiş. Halis niyeti, yol üstünde başında çobanı olmayan sahipsiz bir koyun görünce bozuluvermiş. Herkesin bedel ödediği yere eli boş gitmenin nefsine verdiği ağırlığa dayanamayıp yanına almış ve hazrete sunmuş o koyunu. Hacı Bayram işin aslını sorduğunda ise açık yüreklilikle anlatır eylemini ve niyetini. Bunun üzerine “ben seni kabul edemem ama ille de tarik üzre yürümek istiyorsan Konya’da Rumî’nin yanına var” demiş, hazret. Genç uyar bu tavsiyeye ve Mevlana’nın karşısına çıktığında bütün olanı biteni anlatır. Gülümser Mevlana ve “o bir pırlantadır üzerinde hiçbir leke kabul etmez” der ve alır yanına genci. Gel zaman git zaman gencin yolu tekrar Ankara’ya düştüğünde yine pirin yanına varır. Yaşananların hikmetini kendinde bulduğundan biraz da böbürlenerek anlatır Rumî’nin kabulünü. Hacı Bayram başını sallayarak tebessümle “o, bir deryadır, içine her atılanı temizler” der.

Başta söylediğim gibi bu bir hikaye. Tarihi gerçekliğin izini sürmenin, zaman mekan ve lafız uyumunu gözlemenin gereği yok. Sadece halkın, bu iki tarihi şahsiyete yüklediği anlamı görmeliyiz. Halk, zihninde yarıştırmamış bu iki tasavvuf büyüğünü. Her birine kendi kıymetini vermeye yönelirken onların da diğerini ötekileştirmediğini idrak etmiş, hikayeden anladığım kadarıyla. Bir de mezhepler arası ilişkiyi gösteren tarihi anekdot gelir aklıma tarikat, cemaat ve mezhep tartışmaları yapılırken.

Şafiî mezhebinin önderi İmam Şafii, Bağdat’a gittiği zaman, çok önceden ölmüş olan, İmam-ı Azamı ziyaret maksadıyla onun camiinde sabah namazı kılmaya niyetlenir. Cemaat de böylesi değerli bir alimin imametinde kılmak ister namazı. İmam Şafii imamlık yaparak kıldırır. Ancak namazdan sonra cemaatin aklına takılan soruyu cevaplamak zorunda kalır. Zira bilindiği gibi Şafiî mezhebine göre sabah namazı farzının ikinci rekâtında rükûdan sonra kunut duası okunmaktadır. Fakat İmam Şafii, İmam-ı Azam camiinde kıldırdığı bu sabah namazında kunut duasını okumamıştır. Cemaat kendi öğretisi hilafına hareket edişinin sebebini öğrenmek ister. Saltanat merkezi Bağdat’ta din-devlet ilişkilerinin her zaman yoğun ve çatışmalı olduğu malum. Saltanatın yorumuyla dinin anlaşılmasına dönük siyasi ve fikri tartışmaların eksik olmadığı, herkesin kendi doğrusunu hakikat olarak dayattığı yer, Bağdat. Saltanat dininin merkezinde kendi öğretisini sürdürürken bir başka öğretiye uyması hayret verici bulunmuştur. Katı mezhepçiliğin yersiz oluşuna en güzel cevabı verir İmam Şafii. Hanefî mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi ve öğretisini kast ederek “burada hazreti imamın misafiriyken, onun tavsiye ettiği usulde kılmak nezaket olduğundan kunut duasını okumadım” der. Mezhepler arası rekabet ve çatışma olamayacağını gösteren nefis bir örnek. Öğretileri/yorumları yani mezhepleri din zannedenlere verilen bu cevap, yazık ki unutulmuştur günümüzde.

Kur’anî yaklaşımla “onlar öyle bir nesildi, geldi, geçti” diyebiliriz. Kendi zamanımızda kendi üstümüze düşenleri yapmaya yönelmek için onlarda ilham alsak da taklit edemeyiz. Yazık ki günümüz tarikat ve cemaatleri, feyz ya da ilham almak şöyle dursun geçmiş tasavvuf ilkelerinden tümüyle uzaklaşmış haldeler. Bağlılarını, eski büyüklerin hikayelerini taklide zorlarken riyakarca ticari, siyasi ama kesinlikle fikri olmayan rekabet içindeler. Kur’an’a ve sünnete yaslanarak İslam ahlakını “hal ilmiyle” yaşayıp yaşatmanın derdindeki tarihi tasavvuf ehli bile pek azı müstesna, kendi döneminin siyasi çalkantılarından uzak kalamamıştı. Günümüz tarikat ve cemaatleri ise uzunca zamandır ülkemizde İslam’ın kapitalistleşmesine hizmet ediyor. Holdingleşen cemaat ve tarikatların rekabette kullandığı araç, din yorumları. Sadece dini değil ticareti de ahlak kurallarından soyutladıkları rekabetin aracı, birbirlerinden farklılaşan tasavvufi yorumlar. Daha anlaşılır bir şekilde belki şöyle söyleyebilirim: Din, ticari ve siyasi rekabette diğerinin önüne geçmek için kullanılan bir ötekileştirme aracına dönüştürüldü.

Siyasi iktidarı, rant dağıtma aracı olarak kullanıp, devlet eliyle sermayedar sınıfı (burjuva) yaratarak kalkınma modelini seçen bir ülkeyiz. İttihat-Terakki’den bu yana değişmeyen kalkınma modelinin burjuva sınıfını çeşitlendirerek çoğaltma yöntemi uyarınca zamana ve şartlara göre değişen farklı kesimlere rant aktarıldı. Başlangıçta saray çevresinden gelen zenginlere ve yerleşik İstanbullu gayr-i Müslimlere yol verilmişti. İstanbul burjuvazisine 6-7 eylül operasyonuyla renk değiştirtildiği gibi zaman içinde Anadolu eşrafı, desteklenmeye başlandı. Anadolu Kaplanları böyle doğuruldu. Sonra yeşil sermaye yaratılırken dernek ve vakıflar aracılığıyla toplumsallaşmış tarikat ve cemaatlerin, şirketler kurmasıyla ticari faaliyetleri çıktı karşımıza. Şimdi, kimi dindar insanlar tarafından kurulup, holdingleşmiş bu yapılara, dini kurum gözüyle bakmanın imkanı yok. İslam ahlakını gündelik hayata taşımanın aracı olarak görebileceğimiz tasavvufun yakınından geçtiklerini bile düşünemeyiz.

Diğer yandan devlet eliyle burjuva yaratan ekonomik kalkınma modelinin topluma yansıma biçimini de gözden kaçırmamak gerekir. Çoğunlukla sosyal mühendislik çalışması olarak nitelenen bu toplumsal dönüşüm, yeni orta sınıflaşan kesimlerin devlet aklıyla uyum içinde varlığını sürdürüp, gelişmesiyle izah edilebilir. Sosyal dokuda devlet ideolojisine muhalif kesimlerin aşındırılıp, törpülenip, marjinalize edilmesine hizmet etti yıllardır bu ekonomik model. Toplumsal muhalefeti ekonomiye kazandırma yoluyla siyasal sisteme entegrasyonunu sağlayan devlet aklı bugün de aynı şekilde iş başında. Tarikat ve cemaatlere yönelik mevcut tartışmlara bir de bu açıdan bakmak yararlı olabilir. Devlet İslami kesimlerden “orta sınıflaştırarak dönüştürebildikleriyle” yoluna devam etmek niyetinde. Parçalanarak küçük lokmalara ayrılanlardan dönüşmeyenler, marjinal gruplar olarak kriminalize edilebilecek kolaylıkla. Dönüşüp sisteme katılanlarsa küresel hegemonyanın arzusuna da uygun biçimde “ehlileşmiş İslami gruplar” olarak zengin sınıfın rengine yeni bir ton olarak eklenecek.

Rabia, hamsin olacak belki yakında. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet anlayışına bu dönüşüm tamamlandığı zaman bir de tek din eklenecek belki. Ülkemizde saldırgan laiklik anlayışı, İslam’ı kontrol edip, dönüştürmeye hizmet etmişti zaten Cumhuriyet tarihi boyunca. Şimdi dindar iktidar eliyle saldırganlık, hiç olmadığı kadar keskin baskıyla dönüştürürken, soğuk suya atılarak kaynatılan kurbağa misali itirazsız teslimiyet hedefleniyor, muhtemelen. Dinin, tasavvufun, tarikatlar tarihinin içinden yapılacak tartışmaların anlamsızlığı bu açıdan bakınca gün ışığına çıkıyor. Son günleri kaplayan tartışmaların başlatıcısı Nevzat Çiçek’in, tekke ve zaviyeler kanuna ek yapılması ihtimalini dile getirişi de bunu işaret ediyor.

Osmanlı’da, o günün şartlarında bile işlevsiz kalmış Meclis-i Meşayih tavsiyeleri filan anlamlı değil. Tarihin ve din yorumlarının içinden bakılarak çözüm aramaya kalkışıldığında geçmiş hataların, kıyımların tekrarından başka bir şey beklemez bizi. Nitekim dinin, saltanatlaşmasına itiraz ile ortaya çıkan Şeyh Bedreddin’in görüşlerini tepe taklak ederek “şeyhliği şahlığa” döndürmek istediği söylenir oldu. Tarih de allak bullak edilip sadece son iki yılına damgasını vurduğu fetret devrinin müsebbibi sayıldı Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa. İlk bakışta tuhaf gelse de tartışmaların Şeyh Bedreddin’e uzanması hayli manidar ve tezimi doğrular nitelikte. Fethullahçı çete, Adnan Oktar çetesi ve sıradakilerle yaşanan çatışma din sorunu değil devlet sorunu. Osmanlının ikinci kuruluşu diyebileceğimiz fetret devri sonunda bastırılan Şeyh Bedreddin isyanı da Osmanlı devletinin dini yapıları, hükümranlık altına alıp, biat ettirmesinin ilk örneği olmuştu. 15 Temmuzu ayrı bir fenomen olarak değerlendirip tartışma dışı bırakırsak, din kisvesiyle faaliyet gösteren tüm yapıların laik devlete biatı aşamasında olduğumuz görülecektir. Devletin devşirdikleri dışında kalanlar hukukun suç alanına girecek. Ama asıl soru şu: Devlet İslami kesim üzerindeki operasyonunu tamamlama aşamasına geldiğine göre sırada kim ve ne var?

Facebook Yorumları

reklam
22.09.2019
Yargı reformu paketinden kötü sürpriz çıkar mı?
23.08.2019
Terör bahanesiyle kolektif ceza
13.08.2019
Kutsadığınız aile hangisi?
11.07.2019
Ümmet kim? Parçalanan ne?
2.07.2019
Neden kavram ataerki cinayeti olarak değişmeli?
25.06.2019
İstanbul’un seçiminde dindar kadınların rolü
18.06.2019
Beka tutmadıysa FETÖ ithamı cepte
29.05.2019
Açlık grevi hakkında söylenmeyenleri söyleme zamanı
23.05.2019
Müzeyyen Boylu’nun çocukları nerede?
21.05.2019
Allah kadını dövün demiyor
16.05.2019
İYİ Parti'nin sessizliği
9.05.2019
İmamoğlu kolları sıvadığında
30.04.2019
İçinde sığınma evi geçmeyen bir sığınma evi çığlığı
23.4.2019
Bodrum, Bodrum Kadın Dayanışması ve KöyBox
18.4.2019
Kışlar var baharlar içre
4.4.2019
Biraz da dertleşelim
2.4.2019
Şiddet dili out sükûnet ve güleryüz in
28.3.2019
İmama küsüp camiye gitmemezlik yapmayın
19.3.2019
Hıristiyan terörist ve Ayasofya
14.3.2019
Dindar algıda EŞcinsellik terörü(!)
26.2.2019
Uygur’un ve Kürt’ün çile kardeşliği
19.2.2019
Çift hukukluluk tehlikesi kapıda mı?
14.2.2019
Erken evlilik lobisine dinden bakış
12.2.2019
Medya hukuk siyaset kıskacında kız çocuğu
5.2.2019
Kadınsız yerellerde bağımsız kadın meclisleri
29.1.2019
Sivil toplum, demokratik yönetişim, Turan Hançerli
24.1.2019
Kadınlar belediye başkanı olmalı! Çünkü…
22.1.2019
İktidarların beden politikası ve başörtülü kadın
15.1.2019
'Belediyeleri Kadınlarla Sınamak'
10.1.2019
Birine mansıp birine cezaevi
4.1.2019
Eşcinsellere şiddeti reva gören dindarlık
27.12.2018
Boşanma, nafaka, erken evlilik aynı tezgahın ürünü
25.12.2018
Çocuk koruma yerine şiddet savunuculuğu
20.12.2018
Psikolojik şiddet politikasıyla seçime doğru
18.12.2018
Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
17.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
3.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
25.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
15.3.2017
Arkamdaki yadigâr olsun
11.3.2017
Sürdürülebilir politik ortaklık sahici kadınlarla mümkün
8.3.2017
Haydi kadınlar politik ortaklığa!
4.3.2017
OHAL şartlarında Dünya Kadınlar Günü
1.3.2017
Her darbeyle yeniden darp edilmiş vurgun yemiş nesiller ülkesi
26.2.2017
EVET veya HAYIR’ın kısa formülü
23.2.2017
Seçim vetoları gibi
18.2.2017
Evetin soruları hayırın cevapları
12.2.2017
Halkın aklıyla alay etmede devlet aklı
8.2.2017
Bu sefer insanlar ölmedi ama siyasette insanlıktan eser yok
4.2.2017
Pozitif ayrımcılık: Hem zehir hem şifa
1.2.2017
Kadına yönelik şiddetle mücadelede paranın izini sürmek
28.1.2017
Bakanlığın sayısını unuttuğu kadınlar
25.1.2017
Darbecilerin anayasasına makyaj referandumu
22.1.2017
Sahi bu neyin kavgası?
19.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 5
14.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar 4
12.1.2017
Kırk yamalı bohçaya astar-3
7.1.2017
Şehîdê min ê ezîz! Mekanê te cennet be. Welat minetdarê te ye
4.1.2017
Yıldızları söndürmüş fırtınanın soluğu
31.12.2016
Emek verelim sevgiye barışa
29.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar (2)
24.12.2016
Kırk yamalı bohçaya astar
17.12.2016
Çocuk istismarından evlilik kitabına uzanan geniş bir yelpazede eril distopya
14.12.2016
Şehit değil aşık olmalı gençler
11.12.2016
Bilim din politika fark etmez ataerki her yerde dipdiri
8.12.2016
Kaç yıl geçti siyasi mizahtan uzak
4.12.2016
Yoksullara eğitim yardımı değil yoksulluğu istismar
1.12.2016
Küresel oyunlar değil yerel acılar öncelenmeli
27.11.2016
Son ümit kırıntısı: Bu yasayı onaylamayın Sayın Cumhurbaşkanı
23.11.2016
Adalet Komisyonu'na açık öneri
21.11.2016
TBMM'de gece yarısı tecavüz baskını
16.11.2016
Galeyan demokratik katılım sayılır mı? Kısas hükmü idamı gerektirir mi?
13.11.2016
Hayaline cihan değer: Demokrasi ve barış için güçlü toplumsal talep
9.11.2016
Grup toplantısının düşündürdükleri: HDP yine nöbete
6.11.2016
Yeter artık
2.11.2016
Çocuk istismarı 'kalın fırçalarla' çizilecek konu değil ama...
30.10.2016
Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet
27.10.2016
Savaş, yoksulluk, istismar kıskacında çocuklar
23.10.2016
Mum kimin yanan Kerkük
20.10.2016
Siyasetin utanç günlüğüne eklenen yeni sayfa
16.10.2016
İnsanlık onuru = İnsan hakları hukuku
13.10.2016
Sorunun erkek tarafı çözümün de parçası olmalı
9.10.2016
Yine bir cinsel istismar davası
6.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma - 2
2.10.2016
Ne zafer ne hezimet Lozan sadece bir antlaşma
26.9.2016
Vesayetin tezgahına düşülüyor
18.9.2016
Kadınlara verilen sözler
16.9.2016
Halime Hala: Türkülerde yaşayan bir memleket hikayesi
15.9.2016
Muhafazakârlık ve dindar muhafazakâr
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive