Seçim kampanyaları üzerine


21.5.2018 - Bu Yazı 101 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Adı konulmasa da yeni Türkiye denilen, koalisyonlar dönemi de demek. Bu itibarla milletvekili seçimleri 24 Haziran’da tek turda biterken, 8 Temmuz’daki cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci turuna dek geçecek on beş günde, isimleriyle söyleyelim, Erdoğan ve İnce’nin karşılıklı masaya koyacakları koalisyon tasarıları ve uzlaşıları çok önem kazanıyor.

Bu haftaki “Dünya Ve Biz” (ArtıTV) programımda konuklarım ülkemizin saygın siyaset iletişimci ve stratejistleri Dr. Gülfem Saydan Sanver ile Necati Özkan’dı. Hem program yapıyor hem programın yazısını yazıp suyunu süzüyor demezseniz, bu pazar istisnaen, değerli konuklarımın dile getirdiklerinden öne çıkanları, düşündürdüklerini, esinlendirdiklerini köşeme taşımak istiyorum. Hoşgörülerine sığınarak birebir atıfta bulunmayacağım, dileyenler geri dönüp kayıtları izleyebilirler.

Cumhuriyet tarihimizin bu en kritik seçimine esasen kırk günden az bir zaman kaldı. Halen bekliyoruz programlar ortaya çıksın, tartışalım. Adaylar belli olmadan tek güçlü, bilinen, avantajlı aday Erdoğan’ın karşısına isim değil program konulması gerektiğinden söz ediyorduk. O iş geçti. Ama teslim edelim ki, ana muhalefet İnce’yle bu defa doğru adayı buldu. 24 Haziran’a doğru bir sprint halindeyiz.

Bununla birlikte, İnce’den üç beş cümle de değil, bir iki yeni terim, bir iki slogan duymak zamanı artık. “Toprak işleyenin, su kullananın”, “ortadirek” gibi veya benzerleri. Öte yandan, İnce duruş ve hikaye olarak klavyede doğru notalara basıyor. Bu alanlarda, Erdoğan’ın gerisinde değil ve Akşener’in önünde. İddialı konuşmak gerekirse, seçimin ikinci tura kalmasının da yolunu açmış gözüküyor.

HDP, baraj sınırında geziniyor. Sanki HDP, devletin ceberrutça baskısını bir nevi Sinn Fein, Batasuna kimliğine dönüşerek göğüsleyecek gibi duruyordu. Oysa, şimdi adaylığı konuşulan ve adaylık teklif edilen isim yelpazesine baktığımızda, 7 Haziran öncesini de aşan bir gökkuşağı görüyoruz. Anlaşılan HDP, stratejik oy kullanacak seçmenin karar vermesini kolaylaştıracak bir yaklaşım benimsemiş. Bence gayet doğru da yapmış. HDP’nin, TBMM’ye girmesi, Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu elde edememesi demek. Gerçek bu denli yalın.

Adayları yan yana koyduğumuzda, Erdoğan, İnce, Demirtaş, Akşener, dördü de kendi partilerinden daha geniş seçmen kitlesine hitap etme potansiyeline sahip. Kabaca Demirtaş ile Akşener, yüzde ondan on beşe doğru, İnce ise yirmi beşten otuza doğru oy oranlarını zorlayacak gibi duruyor. Erdoğan’ın ise kırkla yetinmeyip, kırk beş üstünü amaçladığı görülüyor.

Bir başka açıdan baktığımızdaysa, Erdoğan’ın kendi kendini yenmesi gibi bir beklenti var. Yani Erdoğan’ın kampanya yürütmede de benimsediği “tek adam” yahut “tek belirleyici” yaklaşımının onu hata yapmaya sürüklediği vurgulanıyor. En belirgin örnekler “TAMAM” ve “SIKILDIK” kozlarının muhalefete verilmesi. Londra’da uluslararası finans baronlarıyla toplantıda, faiz düşürüp enflasyonla mücadele edilebileceğini açıklaması gibi.

Pekiyi sosyal medya ciddiye alınması gereken bir gösterge mi? Evet, öyle. Doğru, seçim klavye başında kazanılmıyor. Ancak, 24 saatte iki milyon kişi “artık vakit tamam birader” diyorsa bu veri de yok sayılmamalı hatta önemle üzerinde durulmalı.

Yargılayacaklar mı, “devr-i sabık” (sahi bu söz ne denli küflü: “Güneş Motel”, “sine-i millet” gibi) yaratacaklar mı, oturup eski defterleri açacaklar mı? Seçmen dönüp üç ay öncesine dahi bakmakla ilgilenmiyor, üç ay, altı ay sonra, görebileceği gelecekte kendi durumunda olumlu değişiklik olup olmayacağına, olacaksa nasıl olacağına bakıyor. İnce, bu konuda da “olumlu gündeme” bağlı kalarak doğru yapıyor, yukarıda belirttiğim üzere içini biraz daha doldurmak gereği saklı kalarak.

Kaos, her zaman işbaşındaki lidere yarıyor. Aracın motorunun nereden yağ kaçırdığını, nereden gelen sesin hangi arızaya işaret olduğunu on altı yıldır direksiyonda oturan sürücü bilir duygusu. Ayrıca, Erdoğan kendi kendine de, AKP’ye de muhalefeti yine kendi yürüttüğü izlenimi veriyor. KONDA raporundan görüldüğü üzere, AKP seçmeninin de çoğunluğu “reis” için sandığa gidiyor.

Buradaki ince nokta, 7 Haziran-1 Kasım 2015 arası yaşadığımız türden güvenlik kaosu bu etkiyi yaparken, şimdi içinde bulunduğumuz ekonominin büyümesi ama –nasıl oluyorsa- istihdam yaratmaması, dolar kurunun roketlemesi, enflasyona faiz düşürerek müdahale, inşaat dışında girdi yaratamayan sistem ve artık gayrimenkule yatırımın enflasyona karşı güvenli sığınak oluşturamaması gibi unsurları bulunan ekonomik kaos, aksine dümendeki kaptana yaramıyor.

Afrin Operasyonu’nun sonradan Cumhur İttifakı alan AKP-MHP oyuna 3-4 puanlık steroid etkisi kısa ömürlü oldu ve geri dağıldı. Şimdi Kudüs’ten benzer bir hormon devşirme şansı az. Benzerini Hakan Atilla davasından çıkan görece ılımlı sonuç ve Halkbank’a gelecek mali cezanın seçim sonrasına bırakılması konuları için de söyleyebiliriz. Kandil’e harekat ise gerçekçi bir seçenek değil.

CHP’deki yenilik, İnce’nin teşkilatı elektrifiye etmiş olması. AKP’de yenilik, “metal yorgunluğu” (aradaki bağıntı müphem de olsa) Afrin Harekatı’yla bitti de denilse, teşkilatın adayın peşinden sürükleniyor ancak yaratıcı katkı sunamıyor görüntüsü vermesi. Bu yönüyle, mağduriyetten oy devşirmenin üst sınırları belli oldu. Yeni nesil seçmene “28 Şubat”, yukarıda değindiklerim gibi, küflü bir geçmişin parçası, tavan arasındaki sandığa ait.

Akşener, İnce’nin adaylığı açıklanana dek muhalifler arasında önde koşuyordu. Sonra geri düştü. Dili renkli, lider eleştirisi keskin. Kürtçe eğitim konusunda, milliyetçi cenah için yenilik sayılacak çıkış da yaptı. Ancak oy alacağı küskün MHP seçmeni kütlesinin ötesi bulanık. Diyeceğim, Akşener oyununu “ikinci turda Erdoğan’ı geçecek aday benim” söylemine dayandırıyor ancak aritmetik bize 10-15 arasını gösteriyor.

Demirtaş’ın cezaevinden olma mağduriyetini oya tahvil edeceğini öne sürmek bana göre ahlak dışı ve erdemsiz. Demirtaş’ın güçlüğü 7 Haziran öyküsüne aşina olmayan, yeni seçmene erişmekte. HDP, en eski – kapıdan kapıya ve en yeni – dijital medya yöntemleriyle bu açığı doldurma çabası gösterecek.

Erdoğan ve AKP’nin seçim başarılarında imzası olan rahmetli Erol Olçok 15 Temmuz gecesi katledilmişti. Bu defa kampanyayı asıl işi kamuoyu yoklaması yapmak olan Faruk Acar’ın kurduğu ajans üstlendi. AK’ı “vAKit” sözcüğüne yedirerek Almanya, Japonya, Fransa versiyonları yapılmış propaganda filmine bakarsak, doğrusu aklındakini sahaya yansıtabildiğini ben söyleyemem. Ayrıca, bu risk, Şampiyonlar Ligi maçı öncesi teknik direktör değiştirmeye benziyor.

Kamuoyu yoklamaları doğası gereği geriye dönük. Kamuoyuyla seçmenin kararını manipüle etmek oldukça hurafe. Son dönemde kamuoyu yoklamaları zaten büyük ölçüde çuvalladı: Macron, Trump, Brexit, İtalya vb. Seçmen kararını, kararsızların son güne dek nasıl karar vereceğini kestirebilmek güç hatta olanaksız. Seçim sonucunu da tüm adayların üzerine oynadığı o kararsızlar kümesi belirleyecek.

Sandık güvenliği, seçim güvenliği önemli. İnce’nin seçim gecesi için elli bin avukata cübbelerini el altında bulundurup, gerektiğinde YSK önünde randevu vermesi de önemle not edilmeli.

Adı konulmasa da yeni Türkiye denilen, koalisyonlar dönemi de demek. Bu itibarla milletvekili seçimleri 24 Haziran’da tek turda biterken, 8 Temmuz’da yapılacak ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci turuna dek geçecek on beş günde, isimleriyle söyleyelim, Erdoğan ve İnce’nin karşılıklı masaya koyacakları koalisyon tasarıları ve uzlaşıları çok önem kazanıyor.

HDP’nin barajı stratejik oylarla aşacağı beklenir. Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turundan ise İnce’nin aşağıdan yukarı doğru yüzde 30 ve Erdoğan’ın da yukarıdan aşağı doğru yüzde 40 oranlarına yakınlaştıkları ölçüde, ikinci tur kıran kırana sonuçlanacak. Aksi halde İnce için yüzde 25’lerden kazanmak, Erdoğan için ise yüzde 45’i aşan skorlardan kaybetmek pek olası gözükmüyor.

Şimdiye dek seçmen, kızgınlığını sandığa yansıtamadı. Kızgın seçmen, hep korkan seçmene dönüştürüldü. Ancak kızsa da, korksa da ülkemizde seçmen sandığa gidiyor. Olağanüstü bir durum olmadıkça, bu seçimde de rekor düzeyde katılım beklenir. Anlayacağınız, Gezi zamanından kalma bir sloganla sözü bağlarsak, yanlış anlaşılmamak kaydıyla: “Öfkelenince çok güzel oluyorsun Türkiye’m

Facebook Yorumları

reklam
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
3.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
27.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
11.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
28.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
14.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
18.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
3.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
23.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
11.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları