Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz


19.3.2018 - Bu Yazı 67 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Sosyal demokrasinin belki anası sayılacak SPD’nin olası yok oluşu, yalnızca Almanya için değil, Avrupa geneli ve bizim için de dersler barındırıyor. Solun boşalttığı alanı popülistler, sağ ve sol merkez için itiştikçe boşalan sağ açığı da aşırılıkçılarla nativistler dolduruyor.

Almanya’da seçimlerin ardından yeni hükümetin kurulması dört aydan fazla sürdü. Seçimlerde hem CDU/CSU hem SPD büyük oy kaybına uğradı. Aşırı sağ AfD görülmedik oy toplamına ulaştı. Almanya’nın kökleri 19’uncu yüzyıl sonuna dayanan sosyal demokrat partisi SPD yine merkez sağ CDU/CSU ile büyük koalisyona (“GroKo”) girdi.

SPD, GroKo’da dışişleri, maliye, adalet, çalışma ve çevre bakanlıklarını aldı. Merkel’den tekrar kazık yememek üzere SPD işi bu defa sıkı tuttu, koalisyon anlaşması metni neredeyse 180 sayfayı buldu. SPD koalisyona katılma kararını kendi içinde yüzde 66 gibi güçlü bir oranla onayladı.

Buna rağmen SPD’nin durumu parlak değil. Seçimde yüzde 20.5 ile 1949’dan bu yana en kötü sonucu elde etmişti. Koalisyonun kurulmasının ardından kamuoyu yoklamalarında SPD’nin desteği, aşırı sağ AfD düzeyine gerilemiş gözüküyor.

Martin Schulz iktidara gelmek, olmazsa muhalefette kalmak üzere Sigmar Gabriel’in yerine SPD’nin başına geçmişti. Schulz, Dışişleri Bakanlığı’nı Gabriel’den alayım derken kendi gitti. Bu itişmenin ardından “dostum Gabriel” de çıkış kapısının yolunu tuttu.

Nisan ayında toplanacak SPD kongresinde eski Çalışma Bakanı, şimdiki eşbaşkan Andrea Nahles’in liderliği alması baskın olasılık. Nahles, 1970 doğumlu ve partinin “sol” kanadını temsil ediyor. SPD içinde koalisyona “hayır” oyu veren dönüşüm yanlılarının Nahles’i desteklemesi bekleniyor.

Sosyal demokrasinin belki anası sayılacak SPD’nin olası yok oluşu, yalnızca Almanya için değil, Avrupa geneli ve bizim için de dersler barındırıyor. Solun boşalttığı alanı popülistler, sağ ve sol merkez için itiştikçe boşalan sağ açığı da aşırılıkçılarla nativistler dolduruyor.

Yeni hükümette İçişleri Bakanlığı’na da CDU’nun Bavyeralı kardeşi CSU’nun lideri Horst Seehofer getirildi. 1949 doğumlu Seehofer, ilk icraat olarak derhal göçmenlere karşı sınırdışı etme ve sayısal kısıtlama gibi önlemler alınacağını açıkladı.

CSU’nun 1961-88’de liderliğini yürüten Franz Josef Strauss, mealen, Almanya’da siyasetin ve demokrasinin sağlığı açısından CSU’nun sağına bir partinin girememesi gerektiğini söylermiş. Şimdi orada AfD duruyor ve bir kurukafa gibi sırıtarak bize bakıyor.

Genel seçimlerde çuvallayan SPD, 16 eyaletin yedisinde başbakanlığa sahip. Bu yönüyle SPD, komşu Yunanistan’daki PASOK’la aynı çelişkiden muzdarip: Yerelde güçlü, genelde zayıf. Alman halkı acaba ülke yönetimini SPD’ye vermekten neden kaçınıyor?

Belki bizi doğrudan ilgilendirecek bir diğer gelişme Adalet Bakanı Heiko Maas’ın dışişleri portfolyosunu alıyor olması. Zira 1966 doğumlu Maas önceki koltuğunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Almanya’daki etkinliğini mercek altına ve giderek kıskaca alan isim. Sözünü sakınmayan, hırslı bir siyasetçi olduğu da biliniyor.

Almanya’nın “annesi” (“mutter”) ve Obama’nın ABD Başkanlığı’ndan ayrılırken hür dünya önderliği anahtarlarını teslim ettiği Angela Merkel de artık dördüncü döneminde ve yolun sonunda. Zayıf konumdaki Merkel’in veliahtı CDU Genel Sekreteri olan Saarland Eyaleti Başbakanı 1962 doğumlu Annegret Kramp-Karrenbauer (“AKK”).

İnançlı bir Katolik olan AKK, CDU’nun sağını kollamak zorunda. Mesele de burada: Merkel’in tüm konuşmalarında dikkat ederseniz arkasında “Die Mitte” yazıyor, yani “The Merkez”. Öyle ki herhangi kayda değer bir ülkenin merkez dışında bir yerden yönetilmesi sanki akıl dışı.

Merkez akılcılığı, belki siyasetin belki demokrasinin sonunu haber veriyor*. Merkez, bir esin kaynağı, bir siyasal kimlik göstereni olabilir mi? Merkez, bir ülke yönetmek vizyonundan ziyade, bir şirket yöneticisinin yılsonu raporu hazırlığını çağrıştırmıyor mu?

Buna karşılık, kurulu düzen karşıtlığının da bir siyaset seçeneği, bir iktidar iddiası oluşturduğunu öne sürmek zor. Haklılığı bir yana, ancak bir öfke çığlığı sayılabilir. Merkez boşalıyor, belki merkez çöküyor. Merkez çökünce demokratik tartışmanın akışkan doğası bozuluyor, çatışma ortamı oluşuyor.

Dönüyoruz bu durumda klasik soruya: Seçmen mi ithal edelim? Ne o kitlesel işçi sendikaları, ne o üretim zincirleri, ne o işçi sınıfı kaldı. Avrupa kıtasının nüfusu yaşlandı. Yaşlılarla, gençlerin de öncelikleri arasındaki makas açıldı.

Almanya’daki bana çıkmaz sokak gibi görünen merkezdeki kilitlenme durumunu girişte anlatmaya çalıştım. Eski sorulara yeni yanıtlar bulmak ve yeni sorular da sormak zamanı. Fransa’da Emmanuel Macron ve İngiltere’de Jeremy Corbyn bunu yapıyor, birbirlerine tabiatıyla hiç benzemeden.

Corbyn’in “sol soldur” yaklaşımı adeta Ken Loach’un “I, Daniel Blake” filmindeki karakterlere hitap ediyor. Londra zenginliğinin yahut pahalılığının dışına itilen kalabalık ve gelecekten kaygılı yeni prekarya bunlar. İşçi Partisi’ne “Momentum” hareketiyle kitlesel biçimde üye olarak Corbyn’e can verdiler.

Macron ise kabaca “sağı, solu bırakın, bu reformları yapmazsak batıyoruz” diyor. Başbakanını sağdan, dışişleri bakanını soldan seçebiliyor. Düşünün ki Fransa Sosyalist Partisi tarihi genel merkez binasını (“Solférino”) sattı. Macron’un kamuoyu desteği de şimdilik yerlerde sürünüyor. Ama 69 yaşındaki Corbyn henüz ana muhalefet lideri, 41 yaşındaki Macron ise Fransa Cumhurbaşkanı.

Bizim ise Avrupa Birliği (AB) üyeliği hedefimiz artık yok. AB zaten bizi üye adayı ülkeler sepetinin dışına attı. Ülkesel önceliklerimiz vize serbestisi ve gümrük birliği güncellenmesinden ibaret. Maastricht ve Kopenhag Kriterleri’ne uyum tatlı bir anı olarak geçmişte kaldı.

Nahles, AKK, Macron ve Corbyn: Belki bakmasını bilenler için bize de alınacak dersler vardır. Örnekse, değerli gazeteci Kemal Can, CHP’nin bir şemsiye açarak, ittifak önermeden dileyen partiye barajı geçme olanağını sunabileceği düşüncesini ortaya atıyor. Bu yapılırsa rengarenk bir meclisimiz olabilir. Bağımsız bir adaya cumhurbaşkanlığı yolu da açılabilir. Bilmem mümtaz ana muhalefet üzerinde düşünür mü?

*Bkz. geçen Pazar günkü yazım.

Facebook Yorumları

reklam
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
11.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
28.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
14.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
18.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
3.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
23.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
11.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları