Kabul etmeliyim ki, son dönemde değerlendirme hatası yaptığım konuların başında İYİ Parti geliyor. 

Akşener ve arkadaşlarının MHP’den koparak, farklı eğilimler barındıran bir merkez parti kurmalarını, güçlü ve kalıcı bir hamle olarak görmüyordum. Bu girişimin sosyolojik taban üretme bakımından sıkıntılar yaşayacağı kanısındaydım. Yanılmışım. 

İYİ Parti, gerek istikrarlı siyasi söylemi, gerekse yerinde ve cesur muhalif çıkışlarıyla kalıcı bir istikamette yol alıyor, bugün itibariyle siyasi yelpazenin önemli unsurlarından birisini oluşturuyor. Lideri Akşener, git gide alfa siyasi karakter özellikleri sergiliyor, muktedir ve güven veren bir siyasi lider görüntüsü veriyor, bu çerçevede Erdoğan’a ve Bahçeli’ye etkili biçimde, üstelik merkez sağ zaviyeden kafa tutuyor. Böylece, farklı siyasi partilerin mutsuz ve arayışta olan seçmenleri için siyasi merkeze işaret ederek, bir çekim merkezi  oluşturuyor.  

Nitekim anketlerde en büyük ilerlemeyi bu parti gösteriyor. Ortalama rakamlarla ifade edecek olursak, son aylarda, destek puanını yüzde 10’dan 14’e çıkarmış, seçmen potansiyelini yüzde 40 arttırmış bulunuyor. 

İYİ Parti, siyasi ilkeleri bakımından benim meşrebimde bir siyasi parti değil. Örneğin, HDP’ye yönelik dışlayıcı tavrının, en azından şu ana kadar, muhalif siyaseti bloke eden, muhalefet eliyle normalleşmeyi yavaşlatan, merkeze yaklaşmak isteyeni dışarı iten, bu özellikleriyle kendi başına “siyaset karşıtı” bir tutum olduğunu düşünüyorum. 

Bununla birlikte siyaset çarkı, yeni siyasi girdiler ve siyasi gelişmeler,  siyasi aktörleri sık sık sınava iter ve her sınav kimlik inşasında bir tuğla oluşturur. 

Dokunulmazlıkla ilgili fezlekeler ve bir rivayet halinde dolaşan HDP’nin kapatılması meselesi siyasi partiler için böyle sınavlardan birisini oluşturuyor. Bu konularda verilecek karar, demokrasinin olmazsa olmazı temsil mekanizmasının niteliğini ve siyasi alanın varlığını doğrudan ilgilendiriyor.  

Neden sınav? 

Çünkü siyasi alanın varlığı ve niteliği testinde özne HDP.  

Muhalif siyasi partiler, bu konularda alacakları tavırla, isteseler de istemeseler de HDP’ye temas etmek zorundalar. HDP’yle ilişkiler konusunda geçiştiren açıklamaların bu durumda anlamı bulunmuyor. Örneğin İYİ Parti’nin, “HDP’yle aynı yerde olmayız, aynı masaya oturmayız” tavrının bir karşılığı kalmıyor. Zira siyaset alanı ve vesayet karşısında siyasetin hükümranlığıyla HDP konusu iç içe geçiyor, Demokratik siyaset ve Kürt temsili arasında kendiliğinden bağlar doğuyor. 

İYİ Parti’nin bu ortak sınavda yerin önemi büyük. Alacağı tavır, sonuçta etkili olsa da olmasa da, simgesel olarak rüzgarın akış yönünü belirleyecektir. 

Akış yönleri ise şunlardır: Siyasi alanı korumak ya da boğmak... 

Akşener’in fezlekeler konusunda yaptığı ve yukarıdaki denklemin farkında olduğunu ima eden açıklama umut vericiydi.“İYİ Parti, milletin derdi konuşulmasın diye önüne getirilen fezlekelere gözü kapalı el kaldırmaz, o fezlekelerin önünü arkasına iyice okur...” diyordu  

Yine de İYİ Parti’nin işi kolay değil. 

Bir yanda siyaset karşıtlığının karanlığı var, diğer yanda HDP söylemini esneme gereği ve bunun partiye muhtemel olumsuz etkileri... 

Ancak siyaset, büyük siyasi tercihler, öngörülebilir sonuçlarıyla birlikte böyle anlarda inşa olur...