ABD'nin 20 Ocak'ta yemin ederek göreve başlayacak olan seçilmiş Başkanı Joe Biden bakalım ilk yurtdışı ziyaretini hangi ülkeye yapacak! Bu ilk ziyaret deniz aşırı bir nitelik taşıyacak mı acaba? Olur da öyle olursa, ABD'nin 46. Başkanı böyle bir tur programı kapsamında Türkiye'ye de gelir mi? Gelmesi Türk-Amerikan ilişkilerini daha iyi bir noktaya taşır mı?

Malum, ABD başkanlarının ilk yurtdışı ziyaretlerini dünyanın hangi köşesine yaptıklarına her zaman büyük önem önem atfedilir. Bu ziyaretlerin bazıları sembolik nitelik taşısa da, uluslararası gözlemciler nezdinde hep ciddi ehemmiyet görür. İlk ziyaretin gerçekleşeceği coğrafyanın, Washington'un değişebilecek politik önceliklerinin göstergesi olduğu düşünülür. Başkanın uluslararası sahada önem verdiği sorun ve ihtilaflara nasıl bir stratejiyle yaklaşacağı anlaşılmaya çalışılır.

Trump, yola Suud ile koyulmuştu

Nitekim son Başkan Donald Trump'ın göreve geldikten sonra gerçekleştirdiği ilk ziyaretler, bu bakış açısını teyit eden bir örüntü izlemişti. ABD'nin 45. başkanının ilk ziyareti, hatırlanacağı gibi, Suudi Arabistan'a olmuştu. Trump 20-22 Mayıs 2017 tarihlerine denk gelen ve Riyad Zirvesi ile çakıştırılan bu ziyaretinde Kral Selman ile bir araya gelmiş ve Suudi Arabistan ile 110 milyar dolarlık silah satış anlaşması imzalamıştı. Anlaşma bu ülkenin 10 yıla yayılan bir zaman zarfında ABD'den tam 350 milyar dolarlık silah almasını öngörüyordu. Başkan daha ilk ziyaretinde, hem "iyi bir CEO öncelikle iyi bir satıcıdır" sözünü teyit edercesine işe koyulmuş, hem de takip edeceği Orta Doğu stratejisi hakkında epeyce bir fikir vermişti. Trump, Riyad'da İran ile nükleer anlaşmaya imza atan Obama ile kıyas kabul etmeyecek bir ilgi de görmüştü. Kendisine Kral Selman tarafından en yüksek devlet nişanı olan Kral Abdülaziz Nişanı takılmıştı.

Suudi Arabistan'ın hemen akabinde İsrail'e geçen Donald Trump, orada hem Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin ile hem de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüşmüştü. Gezisi sırasında Kudüs'te bulunan ve "ağlama duvarı" olarak da bilinen, Yahudilerce kutsal Büyük Tapınağın arka duvarını da ziyaret eden Trump, bu geziden 7 ay sonra "sorunlarımızı başarısız olmuş stratejileri yineleyerek aşamayız" demiş ve İslam dünyasından gelen irili ufaklı tepkilere aldırış etmeksizin, Kudüs'ü İsrail'in resmi başkenti olarak tanımış, Tel Aviv'deki ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınacağını da açıklamıştı.

Obama'nın Ankara ziyareti

ABD'nin 44. Başkanı Barack Obama ise 2009 yılında göreve başlamış ve ilk yurtdışı ziyaretini Kanada'ya yapmıştı. Obama'nın ilk deniz aşırı kapsamlı ziyareti ise G-20 Zirvesi vesilesiyle Britanya ile başlamış ve Başkan Londra'nın ardından Strasburg ve Kehl'deki NATO zirvesine geçmiş, daha sonra ABD-AB zirvesi için Prag'ı ziyaret etmiş, ardından da Türkiye'ye gelmişti. 5 Nisan 2009 akşamı Ankara'ya gelen Obama, 6 Nisan'da Anıtkabir'e çelenk koyarak başladığı programında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile bir araya gelmiş, ikili görüşmenin ardından öğlen yine Gül ile çalışma yemeğine katılmıştı. Washington'daki Ankara'ya yönelik endişeleri görmezden gelen ve Türkiye'deki Amerikan karşıtı yargıları kırmayı ümit eden Obama bir yandan da İslam dünyasına sıcak mesajlar vermek bu ülkeyi seçtiğini hissettiriyordu. Obama, Başkanlığının birinci döneminde İsrail'e hiç gitmeyecekti.

Barack Obama, 2013-2017 arasındaki ikinci Başkanlık döneminin ilk yurtdışı ziyaretini ise 20-22 Mart 2013 tarihleri arasında İsrail'e yapmış ve burada Cumhurbaşkanı Şimon Perez ve Binyamin Netanyahu ile görüşmüştü. İsrail ziyareti kapsamında, daha önce bir politik suikast ile hayatını kaybeden eski İsrail Başbakanı İzak Rabin'in ve Herzl Dağında bulunan modern Siyonist hareketin kurucusu Theodor Herzl'in mezarlarını ziyaret etmişti. Obama, ziyaretinin ikinci gününde Ramallah'taki Filistin Devlet Başkanlığı Konutuna Kudüs'ten helikopterle geçmiş ve burada Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmüştü.

Obama, Başkanlığının ikinci döneminde, 14-17 Kasım 2015 tarihleri arasında Antalya'daki G20 zirvesine gelerek burada bazı devlet başkanlarının yanı sıra, Suriye ve YPG konusunda kendisiyle epeyce farklı düşüncelere sahip olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüştü. Obama, 2012 yılındaki bir telefon görüşmesinde elinde beyzbol sopası olduğu halde konuştuğu görüntülenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Antalya'da 1 saat 10 dakikalık bir görüşme yapmıştı.

Oğul Bush ve Ankara ile gerilen ilişkiler

ABD'nin 43. Başkanı George W. Bush ise ilk yurtdışı ziyaretini 16 Şubat 2001 tarihinde güney komşusu Meksika'ya, ikincisini ise kuzey komşusu Kanada'ya yapmıştı. Bush'un yurtdışı ziyaretlerinde Türkiye'ye sıra ancak 1 Mart tezkeresi "olayından" 15 ay sonra, 26-29 Haziran 2004 tarihinde gelmişti. Burada hem Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile hem de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Bush İstanbul'daki 17. NATO Zirvesi'ne de katılmıştı. Dönemin Erdoğan Hükümeti tarafından 25 Şubat 2003'te TBMM'ye sunulup genel kurulda reddedilen ve tam adı "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için Hükümet'e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi" olan 1 Mart tezkeresi Bush'un Başkanlık dönemine denk gelmişti. Tezkerenin reddedilmesi Beyaz Saray'da hayal kırıklığı yaratmıştı. Irak işgalinde Türk hava sahasını, liman ve topraklarını kullanamayan ABD daha ağır bir ekonomik ve sosyal fatura ödemek zorunda kalmış ve Ankara ile ilişkiler bu olaydan sonra iyice zedelenmişti. Başkanlığı boyunca, Mısır'a 3, İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan'a 2 kez giden Başkan Bush, Türkiye'yi sadece 1 kez ziyaret etmişti.

Clinton TBMM'de konuşmuştu

1993-2001 arasında görev yapan 42. ABD Başkanı Bill Clinton da Başkanlığı döneminde ilk ziyaretini Kanada'ya gerçekleştirmişti. Vancouver'da Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ile bir zirve toplantısı gerçekleştiren Clinton, burada Kanada Başbakanı Brian Mulroney ile de bir araya gelmişti. Clinton'un ikinci ziyareti Japonya'ya, üçüncüsü ise Güney Kore'ye olmuştu.

İsrail ile Ürdün arasında 1994 yılında önemli bir barış anlaşması imzalanmasına katkıda bulunan, Başkanlığı sırasında Gazze ile Batı Şeria'ya da giden 42. Başkan Bill Clinton, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Zirvesi dolayısıyla 15-19 Kasım 1999 tarihleri arasında Türkiye'ye de gelmiş ve ilk kez bir ABD Başkanı TBMM'den milletvekillerine yönelik bir konuşma yapmıştı.

Yeni Başkan'ın Avrupa'daki muhtemel öncelikleri 

Ortadoğu'nun kalıcı barışa ihtiyacının daha da arttığı bir dönemde ABD Başkanlığını üstlenen Joe Biden'ın ilk ziyaretini dünyanın hangi köşesine gerçekleştireceğini kesin olarak bilmiyoruz. Kimileri köken itibarıyla kendisini İrlandalı olarak tanımlayan ve bu ülkeyle halen bağları olan Biden'ın ilk ziyaretinin bu ülkeye olabileceğini ve burada İrlanda Başbakanı Michael Martin ile görüşebileceğini düşünüyor.

Birçok ABD Başkanı tarafından ilk deniz aşırı ziyaret durağı olarak görülen Britanya'nın bu sefer galiba pek şansı yok. Zira, Biden'ın Britanya Başbakanı Boris Johnson'dan ve Johnson'ın Brexit projesinden pek hazzetmediği biliniyor. Kendisinden Donald Trump'ın "fiziksel ve duygusal klonu" olarak söz etmişliği bile var. Her şeye rağmen Britanya'nın Brexit sonrası süreçte ABD ile yeni bir "ticaret anlaşması" yapmaya ihtiyaç duyacağı da biliniyor. Gelgelelim Britanya pandemi koşulları itibarıyla da Biden'ın ilk ziyareti için çok uygun bir ülke olarak görülmeyebilir.

ABD, NATO ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkileri geliştirmeye öncelik vereceği tahmin edilen Biden'ın ilk deniz aşırı seyahati turu kapsamında kıta Avrupa'sına geçmesi olası. Biden bu coğrafyada özellikle Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile mutlaka görüşmek isteyecektir. Ancak Biden Avrupa'ya yapacağı bir seyahatin akabinde Ortadoğu'yu ve Ankara'yı önemli duraklar olarak tur programına eklemek ister mi, henüz bilmiyoruz.

Ortadoğu'da sarsacağı dengeler

Bildiğimiz, Demokratların seçilmiş Başkanı Biden'ın Ortadoğu'yu Beyaz Saray'da görev yaptığı dört yıl öncesine kıyasla bir miktar değişmiş bulacağı. Zira, Trump döneminde Ortadoğu'daki otoriter rejimler güçlendi, Körfez monarşileri ve egemenleri dizginlenmesi zor bir hırs içinde görüldü.

Barack Obama döneminde (2009-2017) Beyaz Saray'da Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Biden'ın Ortadoğu'ya yönelik en temel önceliklerinden biri de, bu hırs ve arzulara olabildiğince set çekmek ve Trump döneminde kemikleşme eğilimi gösteren bu güçler dengesini sarsmak olacaktır. Bu sebeple Suudi Arabistan ile İsrail, Biden'ın ilk ziyaretinde tercih edeceği duraklar arasında muhtemelen olmayacaktır.

Ankara Biden için ne derece elzem?

Biden'ın göreve başladığında Ortadoğu'da değişmiş bulacağı bir diğer husus da, Türkiye'nin bölgedeki artan askeri ağırlığı olacaktır. Bir dönem pek sevmediği ve arada çıkıştığı Türkiye bugün bölgesinde Obama dönemine kıyasla kendine güveni çok daha yüksek ve Washington kapılarında oyalanmaya gelmeyecek bir askeri güç artık.

Bu gücü hem stratejik ittifaklarını çeşitlendirme siyaseti ile hem de ABD'nin fiziki yokluğunda Suriye'de olsun, Libya'da olsun, Rusya'yı dengeleme çabasıyla edindi Ankara. O gücü yeterince iyi kullanabildi mi, kullanabiliyor mu, bu ayrı konu. Ama menşei ne olursa olsun, Ankara'nın Obama sonrasındaki bölgesel kazanımları Washington'un bugün ona "masa altından beyzbol sopası göstermesine" engel. Biden İran ile diyaloga ve yumuşamaya yönelmek isteyecek ve bu ülkeye uyguladığı yaptırımların önemli kısmını kaldırmayı dikkate alacaksa, Tahran'ı dengelemek için bile Ankara'ya eskisinden daha fazla ihtiyaç duyacak.

Dolayısıyla ABD'de Türkiye'yi "güvenilmez müttefik" olarak algılamayı tercih eden epeyce kesim varsa da, Türkiye ne ABD'nin sert yaptırımlarla hizaya getirebileceği ne de kopuş yaşamayı tercih edeceği bir ülke. Biden, hem Ortadoğu hem de Avrasya siyaseti çerçevesinde Türkiye'yi karşısına değil yanına almayı tercih edecektir. Türkiye ile ABD ilişkilerinin değişmekte olan dinamiklerini ve özellikle Ankara'nın S-400 alımı sonrası gerilen ikili ilişkilerin seyrini başka bir yazıda daha kapsamlı olarak ele almak kaydıyla, son olarak şunu söyleyelim:

Aslında ABD'nin hem Ankara'ya yönelik endişeleri bir süreliğine de olsa görmezden gelmeye hem de Türkiye'deki Amerikan karşıtı yargıları kırmaya Obama döneminden çok daha fazla ihtiyacı var. Üstelik araya bir de 15 Temmuz'un girdiğini düşünürsek, bu ihtiyacın daha da bir aciliyet ve önem kazandığını anlarız.

Yine de tüm bu varsayımlarımız Ankara'nın Biden'ın yurtdışı ziyaret programına ne öncelikle, hangi tarihte ve ne kapsamda dahil edileceği konusunda yeterince ipucu vermiyor. Pek çok bilinmez gibi bunun da cevabını zamanla göreceğiz.