Geçen dört buçuk yıllık süre zarfında Suriye sahasında üç askeri operasyon gerçekleştiren ve Fırat'ın doğusuna uzanarak bölgedeki vekil güçlerinin de desteğiyle hatırı sayılır bir alanı kontrol altında tutan Ankara, 2020'nin son günlerinde stratejik bir noktanın daha YPG'nin elinden çıkması çabasında görülüyor.

Barış Pınarı Harekâtı ile oluşturulan güvenli bölgenin hemen güneyinden geçen M4 üzerinde bulunan ve büyük bölümü ana omurgasını YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) denetiminde bulunan Ayn İsa kasabasından bahsediyoruz. Bölgeden gelen son haberler, Ankara'nın desteğiyle oluşturulmuş "Suriye Milli Ordusu" (SMO) güçlerinin, bu stratejik kavşağa yönelik saldırılarını yakınlardaki Rus Askeri Polisi'ne ait gözlem noktasına aldırış etmeksizin son günlerde sistemli bir şekilde artırdıkları yönünde.

Ankara'ya yakın kaynaklar, TSK desteğindeki unsurlar ile SDG arasında şiddetli çatışmalar yaşandığını ve eski Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarını temel alan SMO güçlerinin kasaba merkezi yakınlarındaki el-Cebhel ve el-Muşarafa köylerinde denetimi sağladıklarını iddia ederken, Kürt kaynaklar ise bu iddiaları yalanlıyor. Bu arada SMO unsurlarının kapsamlı bir operasyonun işareti sayılacak şekilde bölgeye takviye güçler gönderdikleri haberleri de geliyor

Halep'ten Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'ye uzanan uluslararası karayolu M4 üzerindeki bu stratejik kavşak, Kobani'yi Suriye'nin Rakka muhafazasına (iline) olduğu kadar petrol kuyularınca zengin olan Deyrizor muhafazasına da bağlıyor.

Ankara'ya yakın kaynaklar, SDG'nin bölgede son zamanlarda gerçekleştirdiği ve zayiatla sonuçlanan sabotaj eylemlerini çatışmaların şiddetlenmesine resmi gerekçe olarak gösterirken, Suriye Demokratik Birlik Partisi (PYD) tarafından Ekim 2019'da tek yanlı olarak ilan edilen Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi'nin "Birleşmiş Milletler ile uluslararası topluma" çağrıda bulunarak saldırıların durdurulmasını istediği bildiriliyor.

Rusların eli tetiğe gitmiyor

Aslında bölgede geçen yıl 9 – 17 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekâtı'nın hemen akabinde bir ateşkes anlaşmasına varılmış ve silahlar susmuştu. Ancak ateşkese rağmen bölgedeki askeri hareketliliğin özellikle son aylarda iyice arttığı görülmekteydi.

Ankara'nın Biden döneminde ABD ile yürüteceği sanılan diyaloga sahadaki en iyi şartlarda oturmak istediği bir gerçek. Bu sebeple, Beyaz Saray'ın yeni sakininin yemin ederek göreve başlayacağı 20 Ocak tarihine dek Ankara bölgedeki askeri kazanımlarını şartların (ve tabii Rusların) izin verdiği ölçüde azamiye çıkarma çabası içinde olursa şaşırmamak gerekiyor.

Çatışmaların nasıl bir seyir izleyeceği tam olarak bilinmemekle birlikte, gerçek olan bir şey var. O da, SDG'nin Suriye'nin kuzeyinde daha önce defalarca karşılaştığı ikilem ile yeniden karşı karşıya olduğu: Ya çatışarak Ayn İsa'yı TSK desteğindeki güçlere kaybedecek ya da bölgenin denetimini Rusya desteğindeki Suriye Arap Ordusu (SAO) birliklerine bırakarak, ağır silahlarıyla birlikte mevzilerinden çekilecek. Aslında SDG unsurları geçtiğimiz haftalarda bölgedeki Rus askeri polisi ile SAO güçlerini SMO unsurlarına kalkan olacak şekilde Ayn İsa'ya davet etmişti. Görüşmelerde, tarafların 3 müşterek askeri gözlem noktası kurmada anlaştıkları da ileri sürülmüştü. Hatta SDG kaynaklarından hareketle, Rusya'nın daha önce yapılan toplantılardan birinde "bu stratejik beldenin TSK'nın eline geçmemesi için, Haseke/Kamışlı'da olduğu gibi öz-yönetim kurumlarınızı koruyarak Suriye ordusuna teslim edin" talebinde bulunduğu savunulmuştu. Bu arada, SDG‘nin M4 karayolunun Ayn İsa kırsalı mevkiinde ortak devriyeye çıktıkları da görüntülenmişti.

Gelgelelim SDG ve Rusya geçen süre zarfında belli konularda anlaşmaya varamamış olacaklar ki, ne Rusların ne de SAO'nun eli şu günlerde Ayn İsa'da tetiğe gidiyor. Kürt grupları ABD'nin etki alanından çıkarma çabası içinde olan Rusya'nın, vereceği destek karşılığında önce PYD ile SDG'nin Şam Yönetimi ile masaya oturmasını ve ellerinde tuttukları bölgelerin yakın gelecekteki statüsüne dair anlaşmasını şart koştuğu biliniyor. Lakin Joe Biden'ın Başkanlık döneminde daha fazla güvenceye kavuşma umudu içindeki bu yapıların Şam Yönetimi ile anlaşma yerine zamana oynadıkları dikkati çekiyor. 

Eksik kalmış hedeflerden biriydi

Suriye sahasına indiği 2016 yılı Ağustos ayından bu yana, bu ülkeyle arasındaki 911 km'lik sınır hattının güneyinde belirli bir derinlik ve genişlikte bir "güvenli bölge" oluşturmak isteyen Ankara'nın işi pek de kolay değildi. Çünkü Suriye ve Irak'ın kuzeyinde kendisine bağlı bir federal veya özerk yönetim kurma arzusuyla bölgede varlık gösteren ABD'yi kendi güvenlik kaygıları konusunda ikna edemiyordu. Dahası, ana omurgasını Kürt milis güçlerini temel alan YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve onun siyasi uzantısı sayılabilecek PYD, Beyaz Saray tarafından destekleniyordu.

Geçen zaman içinde, Ankara Trump döneminin giderek nispeten rahatlayan koşulları ile Rusya'nın yaktığı yeşil ışıkları fırsat bilerek, "PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantısı" olarak gördüğü PYD'nin daha önce tek taraflı olarak ilan ettiği üç kantonu birleştirme ve geniş bir bölgede özerk bir yapılanmaya gitme gayretine operasyonlarıyla ket vurdu.

Fakat, TSK bölgedeki muhalif silahlı gruplarla birlikte yürüttüğü üç harekâtta, çeşitli sebeplerle kritik öneme sahip kimi "kavşak" ve yerleşimleri bölgedeki denetim sahasına dahil edemedi.

SDG, halen Tel Rıfat'tan (Suriye hükümeti denetimindeki toprakları da kullanarak) Menbiç'e; oradan Kobani'ye; Kobani'den de -Ayn İsa üzerinden Sünni Arap aşiretlerinin yoğun olduğu- Rakka ve Deyrizor'a; Tel Temir üzerinden de Haseke'ye uzanma imkanına sahip. 2020 yılı sona ererken, bu durum vekil güçleri yoluyla bu noktalarda denetim sağlayamamış Ankara'nın gündeminde yer işgal etmeyi sürdürüyor.

2021'in soruları

Suriye'nin kuzeyinde 2020 yılı sonu itibarıyla gelinen noktada, bir yanda düzenlediği askeri operasyonlara rağmen Tel Rıfat, Menbiç, Ayn İsa ve Tel Temir'e yönelik hedeflerine ulaşamamış bir Türkiye var. Bir yanda da Kürtlerin asli unsuru olduğu SDG'yi ABD'nin nüfuzundan çıkartıp Şam Yönetimi ile anlaşmaya zorlamak yönünde baskı altında tutan ama bunda henüz başarılı olamamış bir Rusya var.

Tabii bu durumda akla hemen SDG'yi "hizaya getirecek" arayışlar içinde olan "Rusya'nın İdlib'e yönelik belli tavizleri alması karşılığında Ankara'ya Ayn İsa'da ya da bu saydığımız yerleşimlerden birinde kapsamlı bir operasyon imkânı vermek için yeşil ışık yakması mümkün olur mu?" sorusu geliyor.

Ama tabii, bu tip soruları sormadan önce şu ihtimali de hatırda tutmak lazım: Ankara Ayn İsa operasyonunun yeşil ışığını, Rusya'dan, Suriye denetimindeki bölgelerde kalmış TSK gözlem istasyonlarını tahliye etmeleri karşılığında almış da olabilir. Zira, bölgeden sızan son haberlere bakılırsa, TSK bu istasyonların tamamını boşaltmış durumda.

İdlib'in Ankara için anlamı

Tabii bu soruları düşünürken İdlib'in Ankara için nasıl bir anlam taşıdığına da bakmak lazım. Ankara İdlib'i sadece cihatçıların kalıcı yurdu olarak ya da kuzeye, kendi kapılarına yığılacak mültecilerin akınını önleyecek, etnik açıdan kendisine tehdit oluşturmayacak bir coğrafya olarak görmüyor. Türkiye, İdlib'deki askeri varlığının Tel Rıfat, Kobani ve Menbiç başta olmak üzere Suriye'nin kuzeyine yönelik tasavvurunda yeri olan bölgelere dönük hedeflerine ulaşmada elinde tutması gereken önemli bir koz olarak da ele alıyor. Zira, İdlib cihatçılardan tamamen temizlendiğinde, Ankara'nın elinde eksik kalmış hedeflerine yönelik muradı için fazlaca bir koz kalmış olmayacak.

İşte TSK bu nedenle hem İdlib'e yönelik iddiasını hem de diğer bölgelere yönelik tasavvurunu canlı tutabilmek arzusuyla, 2020'de sadece Suriye'deki askeri gözlem noktalarının sayısını artırmakla kalmadı, bir yandan da bölgedeki birliklerini sürekli takviye etti. Bu durum, TSK'ya bölgedeki hâkim silahlı cihatçı güç olan Heyet Tahriru'ş Şam (HTŞ) karşısında elini güçlendirme ve bu grup üzerindeki nüfuzunu pekiştirme olanağı da sağladı. Ankara, bu şekilde TSK'nın bölgenin denetimini HTŞ'den devralmasına yönelik planlarının altyapısını da oluşturdu. Nitekim TSK'nın Suriye'deki askeri mevzilerine yıl içinde aralarında tank, zırhlı personel taşıyıcı ve zırhlı araçların da olduğu çok sayıda askeri araç ve personel taşıması bunun göstergesi. Kaynaklar, İdlib ve Halep kırsalında konuşlanan TSK birliklerinin toplam sayısının 10 bini aştığını ileri sürüyorlar.

Ankara'nın mevcut askeri yığınağını Biden döneminin belirsizlikleri ile yan yana düşününce bölgede nasıl bir senaryonun kendisini hâkim kılacağını tahmin etmek güçleşiyor. Elbette ki bu durum belirli ölçüde bölgedeki diğer gelişmelere de bağlı olacak. Ancak baktığımız noktadan, bölge halkları için kalıcı bir barış umudunun 2021 yılında gerçekleşebileceğini görmek bugün için maalesef mümkün olmuyor.



Not: Bölgeye yönelik kapsamlı değerlendirmemizi ve 2020 yılından 2021'e nasıl bakmamız gerektiğine yönelik ipuçlarını detaylı olarak, pek yakında bayilerde olacak T24 Almanak'ta okuyabilirsiniz.