Türkiye ile Rusya’nın, İdlib’e yönelik olarak yeniden görüşmeye başladıkları ileri sürüldü. Şarku’l Avsat gazetesinin 1 Kasım 2020 tarihli haberine göre, görüşmeler taraflar arasında 5 Mart tarihinde Moskova’da uzlaşmaya varılan ancak son aylarda pratikte uygulamadan kalkmış görünen ateşkesin İdlib’de yeniden tesisini sağlamaya yönelik olarak yürütülüyor. Merkezi Londra’da bulunan, Suudi Arabistan sermayeli yayın organına değerlendirmeler yapan Ankara’daki kimi kaynaklar, görüşmelere rağmen Türk hükümetinin Suriye’nin kuzeyindeki askeri gücünü azaltmak ya da ağır silahlarını bölgeden çekmek yanlısı olmadığını ileri sürdüler.

Bu "kararlı" yorumlara rağmen, kişisel kanaatim, görüşmelerin bölgedeki iki önemli gelişmenin hemen akabinde gerçekleşmesinin, Moskova’nın Ankara’yı masaya oturmaya zorlamış olabileceği izlenimi verdiği yönünde.

Nedir o gelişmeler, hemen altını çizelim ve bu gelişmelerin paralelinde cihatçıların nasıl bir dönemden geçtiğini belirtelim:

Moskova’dan Ankara’ya sahada sert mesaj

Moskova’nın Ankara’yı sertçe masaya davet ettiğini (!) düşündüğüm gelişmelerin ilkinde, Rus uçakları geçtiğimiz haftanın hemen başında İdlib’deki Ankara destekli cihatçı gruplardan Feyleku’ş Şam’a ait bir askeri kampı hedef alarak yüzlerce militanın ölümüne sebep oldular. Saldırı İdlib’in kuzeyindeki Kefer Taharim kasabası yakınlarındaki Duveyle köyünde, yani Türkiye sınırına kuş uçuşu yaklaşık 15 km mesafede gerçekleşti. Rus uçakları her ne kadar İdlib’de cihatçı gruplara yönelik çok sayıda bombardıman gerçekleştiriyorlarsa da, bu saldırılar İdlib’in kuzeyinde, hele de Türk sınırına yakın noktada olmuyor, Türkiye destekli grupların eğitim kampları da pek hedef alınmıyordu. Ancak bu kez durum farklı oldu. Hedef ve lokasyonu farklıydı. Üstelik saldırıyla cihatçı gruba çok ciddi bir zayiat verdiriliyordu.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, konuya ilişkin haberinde 56 Feylaku'ş Şam üyesinin öldüğünü, yüzün üzerindeki savaşçının da yaralandığını duyurdu. Ancak, cihatçı kaynaklar ilerleyen günlerde yaptıkları açıklamada ölü rakamın yüz civarında olduğunu açıkladılar. Rusya’nın bu ölçekteki saldırıları genellikle Batılı ülkeler tarafından da sertçe eleştirilir. Ancak durum bu kez de öyle olmadı. Zira Rusların böyle bir saldırıda elini rahatlatan başka bir faktör vardı: 16 Ekim’de Fransa’nın başkenti Paris’te Samuel Paty adlı bir öğretmenin İdlib bağlantısı olduğu da öne sürülen Çeçen asıllı bir genç tarafından kafasının kesilerek öldürülmesi! Ayrıca olayın akabinde Amerikalılar da bölgedeki cihatçılara dönük bir hava saldırısı yapmışlardı. 22 Ekim’deki bu saldırıda, Amerikan İHA’ları, İdlib’in Türkiye sınırına yakın bir noktasında, toplantı halindeki cihatçı komutanları vurmuşlardı. El Kaide’ye sadakatiyle bilinen komutanların vurulduğu nokta Asi Nehri’ne 200 m. mesafedeki Cekara köyüydü.

Rusya biraz da bu gelişmelerin elini rahatlatmasını fırsat bilmiş ve "bakın ben de hedef alıyorum El Kaide’yi" dercesine hareket ederek vurmuştu Türkiye sınırı yakınlarındaki Feyleku’ş Şam örgütünün askeri kampını. Bu saldırıyla Moskova, Ankara’ya epeyce sert bir mesaj gönderiyordu. 

Ankara bazı üsleri boşaltıyor

Bu son gelişmelerin akabinde Ankara’nın bölgeden asker çekmeye başladığı izlenimini veren bazı gelişmeler oldu. Ankara, Suriye hükümetinin denetimine geçtiği için İdlib topraklarında -kuşatma altında- kalmış olan bazı askeri gözlem noktası ve üslerini boşaltmaya başladı. TSK birliklerinin, Hama’nın kuzeyindeki Morek’ten sonra, geçtiğimiz perşembe günü de İdlib’in güneybatısındaki Cebel Şaşabo’da bulunan Şir Mağar ile İdlib’in doğusundaki Tel Tukan’da bulunan el Sarman askeri gözlem noktalarını tahliye etmeye başladığı bildirildi. Ancak öte yandan TSK'nın Kefer Lusin sınır kapısından İdlib'e yönelik askeri sevkiyatları da devam ediyor. 

Suriye ordusunun denetimi altında olan topraklarda bulunan TSK askeri gözlem noktalarının tahliye edilmesinin bölgede kalıcı ateşkese giden yolda Moskova tarafından yeterli görülmeyeceği açık. Üs dışına ancak Rus askerinin refakati eşliğinde çıkabilen askerlerin buraları boşaltıp kuzeye kaydırılması Moskova’yı amiyane tabiriyle "kesmeyecek" gibi görünüyor. Rusya, Ankara’dan 5 Mart 2020’den bu yana, en temel olarak M4 karayolunun güvenli hale getirilerek sivil araçların geçişine hazır hale getirilmesi yönünde üzerine düşenleri yapmasını bekliyordu. Ancak, Ankara, Moskova’nın gözünde, bunu yapmadığı gibi, odağını da Cebel Zaviye bölgesindeki cihatçı noktalarını takviye etmeye vermiş durumda.

Ankara, her ne kadar "ihtiyaç duyduğumuz her an harekete geçebiliriz" şeklinde mesajlar vermeyi sürdürse de, son zamanlarda İdlib’den ziyade Rakka'nın kuzeyindeki Ayn İsa yakınlarına takviye yaptığı da bir gerçek. Hatay İskenderun’daki terör saldırısı için saldırganların Amanos’lara Menbiç’ten paramotorla gelmiş olmalarına yapılan özel vurgu da, Ankara’nın odağını Menbiç’e ve Fırat’ın doğusuna çevirdiğini ve buralara yönelik bir "askeri harekat" olasılığının yükseldiğini gösteriyor. ABD Başkanlık Seçimleri’nin hemen öncesinde yaşanan bu gelişmeler önümüzdeki günlerde sahada bakalım nasıl bir yeni denklemin kurulmasına yol açacak!

Cihatçıların yeniden yapılanması

Öte yandan, Duveyle kampının bombalanması, İdlib bölgesindeki hâkim cihatçı örgüt olan Hey’et Tahriru’ş-Şam (HTŞ) öncülüğünde Suriye Arap Ordusu’na karşı sürdürülen askeri mücadelenin komuta yapısında da belirli değişiklikleri beraberinde getirecek gibi görünüyor. Gelen haberlere bakılırsa, söz konusu komuta yapısının tepesinde yer alan el-Fethu’l-Mubin adı verilen "Operasyon Odası" yeniden yapılandırılıyor. Birleşik bir askeri konsey yapısına kavuşturulacağı söylenen operasyon odasında bölgedeki güçlü cihatçı örgütlerden Feyleku’ş Şam ile Ahraru’ş Şam’ın da Hey’et Tahriru’ş-Şam ile birlikte temsil edileceği ileri sürülüyor. Şarku’l Avsat’ın iddiasına göre, konseyin başında bu örgütleri temsilen birer askeri komutan yer alacak. HTŞ cephesinden henüz bu iddiayı teyit edici nitelikte bir haber gelmese de, örgüt askeri sözcülüğünden yapılan şu açıklama epeyce düşündürücü oldu:

"Duveyle kampının bombalanması, bizim el-Fethu’l-Mubin operasyon odası kapsamında daha da kenetlenmemize ve dayanışmaya girmemize neden olmuştur. Sadece top ve roket atışları değil, görüşler de birleşmiştir."

"Birleşme" hangi düzeyde sağlanırsa sağlansın, "görüşler" düzeyinde gerçekleşmesi, hele de Ahraru’ş Şam örgütünde ciddi iç çatışmaların yaşandığı şu dönemde hiç de kolay olmayacak. Örgütte eski lider Hasan Sufan ile askeri kanadın önde gelen isimlerinden Ebu el Munzir’in başını çektiği taraf ile mevcut lider Cabir Ali Paşa ve ona sadık yöneticileri karşı karşıya getiren gerilim örgütü bölünmenin eşiğine getirmiş durumda. HTŞ bundan istifade ederek örgütten ayrılanları kendi içinde eriterek Ankara’nın desteklediği Suriye Milli Ordusu’na bağlı Ulusal Özgürlük Cephesi’ni zayıflatabilir.

HTŞ cephesinde, Ankara ile Moskova’nın masada kendileri için "oldubitti" anlamına gelecek karar almalarından endişe de duyuluyor. Bu nedenle hazırlığını pasifize edilmeye yönelik değil, çatışmaların daha da şiddetleneceği günlere yönelik yapıyor.

Bakalım cihatçı cenahta yaşanan bu gerilimler ve yeniden yapılanmaların sonunda, bölgedeki nüfuzunu güçlendiren Ankara mı olacak yoksa HTŞ mi?