Ahmet İNSEL



Bookmark and Share

Ceza Yargısı İktidarın Hizmetinde Olunca


27.11.2020 - Bu Yazı 5389 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yargının siyasal amaçlı kullanılması ender rastlanan bir durum değildir. Kendisi için tehlikeli gördüğü rakiplerini, varlıkları kendisini rahatsız eden çevreleri yargı yoluyla tasfiye etmeye yatkınlık, demokratik kurumların ve özellikle kuvvetler ayrılığının yürürlükte olduğu ülkelerde bile iktidardakiler arasında ender rastlanmayan bir eğilimdir. Çoğu toplumda da böyle bir eğilimi benimseyen, dile getiren, uygulanmasını talep eden insan sayısı az değildir.  Bu tür eğilimlerin pratiğe dönüşmesini, bütünüyle olmasa da büyük ölçüde, bağımsız yargı ve medya genellikle engeller. Birkaç istisna dışında, ortada hiçbir somut delil olmadan, tamamen hayali olgulara dayanarak tutuklama ve mahkûmiyet kararlarına demokratik kurumların iyi kötü işlediği ülkelerde rastlanmaz. İşlenen bir kabahat, bir görev kusuru veya bir suçla yargının buna takdir ettiği ceza arasında orantısızlık en fazla bu ülkelerde söz konusu olabilir.

Demokratik kurum ve kuralların zayıf olduğu veya hemen hiç yürürlükte olmadığı ülkelerde ise, yargı yoluyla siyaset yapmak yaygındır. Yargı bu ülkelerde, iktidarın yasal şiddet tekelini suiistimal ederek kullandığı bir araçtır. Siyasal-ekonomik sınıf tahakkümünün ve buna dayalı düzenin sadece koruyucusu değil, ondan da öteye giderek, tetikçisi olma işlevini görür. Diğer yargı alanlarında görülse de, bu amaç için en çok kullanılan hukuk alanı ceza yargısıdır.

Somut suçu değil, iktidarın siyasal amaçla işaret ettiği suç kılıfı giydirilmiş eylemleri, sözleri soruşturan ve kovuşturan ceza yargısı, iktidarı elinde tutan gücün emrinde bir vurucu silah olarak çalışır. İktidarın hoşuna gitmeyenin suç, hem de ağır suç, düşmanca davranış ilan edilmesiyle hayata geçirilir. Ortada somut delil olması gereği yoktur. Kendinden menkul kanaatler, birbiriyle tamamen alakasız fiilleri birleştiren hayali amaçlar arasında araya sıkıştırılan bazı değerlendirmeler, suçlamanın esas gerekçesini ele verir. İktidardaki kişinin, zümrenin veya kliğin kendine tehdit olarak gördüğü eylemlerin tarif edilmesidir bu. Ya da tehdit olabileceğinden şüphelendiği, böyle değerlendirdiği eylemleri ceza yargısı yoluyla teşhir ederek, başkalarının buna teşebbüs etmesini caydırmaktır amaç. Daha doğrudan ifadeyle potansiyel muhalefeti, memnuniyetsizlik ifadelerini, iktidarın dikte ettiği doğruları yalanlayan veya yalanlayacak girişimleri bastırmak, susturmak ve pıstırmaktır amaç.

Bu tür ceza yargısının prototipi 1930’da İtalya’da kabul edilen, faşist rejimin adalet bakanının adıyla anılan Rocco ceza yasasıdır. Bu yasa, devletin iç ve dış şahsiyetine, egemen otoritesine ve bunu temsil edenlere yönelik eylemleri, İtalyan vatandaşlarının ulusal çıkarlar aleyhine yurtdışı faaliyetlerini, yurt içinde vatanseverlik karşıtı propagandayı, iktisadi ve siyasal yenilgiciliği, yıkıcı dernek ve oluşumlara üye olmayı ve Faşist rejimle eşanlamlı sayılan toplumsal düzene zarar verdiği iddia edilen her türlü eylemi suç olarak tanımlar. Bu ceza yasası “siyasal suç”u bu genişlikte tanımladığı için, her türlü bireysel ve örgütlü muhalefet eylemi, ayrıca sahte delil, akıl almaz benzetme ve yakıştırmalar ortaya atmadan, kendiliğinden yasaların açıkça öngördüğü bir suç haline gelir. Nitekim 1926 ile 1943 arasında İtalya’daki siyasal mahkûmların dörtte üçünü Komünist partisi üyeleri oluşturuyordu. Komünist parti üyesi olmak yukarıda tanımlanan suçu işlemek için yeterli suç deliliydi.

                                                        ***

Bugün Türkiye’de de yüzlerce siyasal suç davası görülüyor. On binlerce kişi bu tür davalarda aldıkları mahkûmiyet kararları nedeniyle hapisteler ya da davaları devam ediyor. Bu davaların çoğunda ortada somut suç olarak iktidarın hoşuna gitmeyen bir eylem, bir konuşma, bir yazı var. Ama Faşist İtalya’dan farklı olarak, uzun bir tutuklulukla baştan cezalandırılan, sonra çoğuna verilen ağır hapis cezalarıyla cezanın katmerleştirildiği bu “suçlar” yürürlükteki ceza yasasına göre suç değiller. Bu eylemlere suç niteliği verilmesini, sayıları çok fazla olmayan bir savcı, ağır ceza hâkimi ve sulh ceza hâkimi şebekesi yorumları ve kararlarıyla sağlıyor. Uyguladıkları ceza yargısı, düşman ceza hukukunun birçok ilkesini ve pratiğini içeriyor. Kâğıt üzerinde yürürlükte olan normlar hiyerarşisini açıkça çiğneyebilen bu fiili olağanüstü ceza yargısı şebekesi, bütün otokratik, diktatoryal yönetim biçimlerinde olduğu gibi, yasalar üstü yetkisini gücün yoğunlaştığı yerden alıyor.

Birkaç dava kendilerine bu yasalar üstü yetki verilmiş olan ceza yargısı şebekesinin simge davaları. Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi avukatlara, birçok gazeteciye, birçok HDP’li seçilmişe ve yöneticiye, Selahattin Demirtaş’a, Ahmet Altan’a açılan davalar ve kamusal alanda dile getirilen eleştiriyi suç olarak tanımlayarak açılan binlerce dava bütünüyle siyasi davalardır. Bunların arasında Osman Kavala’ya yönelik üç yıldan fazla bir süreden devam eden, uygun zamanda şapkadan çıkarılan davalarla, uygulatılmayan tahliye kararlarıyla, beraatla sonuçlanmış bir önceki davanın içi bomboş suç delilleriyle yeniden dava açılmasıyla yürütülen örgütlü eziyetin amacının, toplumda olağan şüpheli olarak görülen kesimlere gözdağı vermek olduğunu bugün hemen herkes biliyor. Osman’ı önce tutuklatmak, sonra hapisten çıkarmamak için yıllardır çırpınan iktidar güdümlü medyanın yazarlarının bunun azmettiricileri arasında en ön sırada yer aldıkları her gün daha fazla açığa çıkıyor.

İktidar içinde yuvalanmış bir güç odağının kurguladığı ve iktidardaki esas güç sahibinin bilgi ve onayıyla uygulanan bu davalar, hem bir kesimden öç almak hem gözdağı vermek hem de “içimizdeki düşman” temasını canlı tutup, dayandığı ittifakı “iri ve diri” tutmak için düzenlenmiş mizansenlerdir. Mizansendirler çünkü yürürlükteki ceza yasasına da uymamaktadırlar. Kendi kafalarındaki bir ceza yasasının dilini, kavramlarını ve suç tanımını aldıkları kararlara, yazdıkları iddianamelere yansıtmaktadırlar.

Osman Kavala’ya açılan ve ilk duruşması 18 Aralık’ta yapılacak yeni davanın iddianamesinde, ona yönelik “suç” aslında gayet açık tarif ediliyor: “Türk toplumunun sosyal ve kültürel özellikleri istihbari amaçla analiz edilmek suretiyle” casusluk yapmak! İddianame, iktidarın hoşuna gitmeyen her türlü kültürel faaliyetin veya toplumsal konularda yapılan araştırma faaliyetlerinin bir casusluk faaliyeti olarak değerlendirilebileceğini şu cümlelerle ifade ediyor:

Kadın hakları, çocuk istismarı, kadına şiddet, azınlıkların asimilasyonu, ifade özgürlüğü, çevre duyarlılığı gibi son derece masumane konularda toplumun çeşitli kesimlerinde direnç noktaları oluşturarak, bu projeler için bir araya gelecek insanlara ortam hazırladıkları, istedikleri zaman da herkesin derdinin aynı olduğu, özgürlüklerin önündeki engelin mevcut iktidar olduğu ve iktidarın değiştirilmesi gerektiği savıyla birbirinden bağımsız bu toplulukları istedikleri her yönetime karşı kışkırtabildikleri ve böylelikle amaçlarına engel gördükleri tüm yönetimleri kitlesel kalkışmalarla saf dışı bırakmayı denedikleri anlaşılmıştır. Nitekim Mehmet Osman KAVALA'nın ayrıştırıcı faaliyetlerinde Kürt kökenli ve Ermeni kökenli vatandaşlarımızı hedef aldığı anlaşılmıştır. (…) Şüpheli Mehmet Osman Kavala, Anadolu Kültür A.Ş. aracılığıyla özellikle Kürt, Ermeni, Rum veya Hıristiyan, Yahudi, Süryani, Ezidi kökenli vatandaşlarımıza yönelik ayrıştırıcı projeleri fonlayarak toplumsal ayrışmayı tetikleyici faaliyetler yürütmektedir.

İddianamenin yukarıda yer alan son cümlelerin kendisi aslında toplumsal ayrışmayı tetikleyici nitelikte. Bu ayrıca başlı başına ele alınması gereken bir konu. Ama bu iddianameyi yazıp, mahkemeye teslim ettikten kısa bir zaman sonra Adalet Bakan Yardımcılığı’na atanan savcıya göre bu faaliyetler devletin güvenliğini tehdit eder içerik ve amaçtadırlar. Savcı ulusal güvenlik kavramını iyice eğip bükerek, toplumun farklılardan oluşmasının ve bunun dile getirilip, incelenmesinin ulusal güvenliğe yönelik büyük bir tehdit olarak algılandığını açıkça söylüyor. Diğer taraftan suç teşkil eden konuların “son derece masumane” olduğunun da altı çiziliyor iddianamede. Son derece masumane olan bu konularla ilgilenmenin nasıl suça dönüştüğünün en ufak bir delilini sunmadan, ne de neden suç oluşturduklarını bile açıklamadan, ne tür bir suç oluşturduğuna geçiveriyor iddianame. Bunların istihbari amaçlı casusluk faaliyetleri olduğuna hükmediyor.

Aslında ortada bir tehdit varsa, o da tam bu iddianamenin içeriğidir. İktidarın “münafık” addettiği, ümmete zararlı, ulusa aykırı olarak değerlendirdiği ama ceza yasasında hiçbir şekilde suç olarak tanımlanmayan her türlü toplumsal faaliyet, araştırma, konuşma, sanat eseri ve siyasal tavra yönelik somut ve açık tehdit olarak tasarlanmış bir iddianame söz konusu. Yürürlükteki ceza kanununa uyarlanmak için mizansenini iktidardaki o güç odağının yazdığı ve ceza yargısının sahnelediği bir oyun söz konusu.

Daha önce Balyoz, Askeri Casusluk davalarında da gördüğümüz mizansen unsuru, benzer biçimde bugün de karşımızda. Daha da içi boş (çünkü adı geçen davalarda ciddi bir sahte delil üretme çabası hâkimdi!), delil değil, karine bile olmayan benzetmeler, yakıştırmalar ve akıl yürütmelerle dolu suçlamalar, günümüz iktidarında bariz olarak görülen seviye kaybını da yansıtıyor. Gülenci polis, savcı, hâkim şebekesinin yerleştirdiği hayali suçlara, yakıştırmalara dayalı dava geleneğine, bunlardan daha kaba ve acemi biçimde kurgulanmış yeni örnekler ilave ediliyor.         

***

Ceza yargısı yoluyla düzenlenen mizansenlerin şahikaları, Stalin davaları olarak adlandırılan, 1928’den 1953’e kadar açılmış toplam on üç davadır. Stalin davaları, psikolojik baskı, işkence, vaat, yakın çevresi ve ailesine yönelik tehditlerle, hatta 1930’lardaki Büyük Temizlik davalarında olduğu gibi, komünist ideal için kendini feda etme gereği gibi gerekçelerle şüphelilere genellikle önceden suçlarının kabul ettirildiği, sonra yürürlükteki ceza muhakemesi usulüne riayet ederek yargılandıkları davalardı. Parti içindeki bütün olası rakiplerini tasfiye etme amacının yanında, iktisadi, siyasal başarısızlıkların sorumluluğunu üzerinden atmak, bunlara günah keçileri bulmak için kurgulanmışlardı. Bu davalarda işin mizansen yönüne, ülke içi ve dışı basında yer alma biçimine davanın kendisi kadar dikkat ediliyordu. Hatta işin bu yanı neredeyse en önemlisiydi.

Bugün otokrasi, diktatörlük ve benzeri tür rejimlerde Stalinvari bir mizansene, yani şüphelilerin kendilerine yakıştırılan suçları kabul ederek yargılandıkları davalara, Çin dışında, başvurulmuyor. Stalin davası benzetmesi ise, sonuçları trajik bir ceza yargısı parodisini anlatmak için kullanılan bir terim artık. Bugün Türkiye’de gücü elinde tutan çevrenin yargılanmasını çeşitli nedenlere istediği kişilere karşı yargı makamlarının yönelttikleri suçlar ve bunları dayandırdıkları deliller, hayali olma özelliklerinin yanında, toplumsal kesimler üzerinde tedhiş yaratma amaçları açısından da Stalin yargılamalarını akla getirmeye devam ediyor. Osman Kavala’ya açılan yeni dava da, belli ki tahliye edilmesini engellemek için apar topar hazırlatılan iddianame, “alternatif gerçekler” dünyasının ürünü bir mizansen, Stalin davaları olarak nitelendirilen ceza davaları türünün bir örneği değil midir?

Facebook Yorumları

reklam
21.12.2020
Otantik Faşizmin Hegemonyası
27.11.2020
Ceza Yargısı İktidarın Hizmetinde Olunca
12.10.2020
İktisat Biliminin Kadük Yasaları ve Batıl İtikatları (II)
2.10.2020
İktisat Biliminin Kadük Yasaları ve Batıl İtikatları (I)
7.07.2020
Erdoğanizm: El Arttıran Keyfilik Yönetimi
31.03.2020
Coronavirüs Bazı Ezberleri Bozarken...
4.02.2020
Komplo Anlatısının Dayanılmaz Hafifliği
12.12.2019
Yerli ve Milli Nomenklatura
28.11.2019
Bolivya’da Özeleştiri Zamanı: “Evo Olmazsa Her Şeyin Çökeceğine İnanıyorduk!”
1.11.2019
“Yeter Artık!” İsyanları
27.09.2019
Kadınkırım
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
15.07.2019
Çin Devletinin "Doğru Haber"i
3.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
9.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
28.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
10.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
28.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
2.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
12.6.20183
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
15.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
14.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
22.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
27.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
2.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
5.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
10.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
3.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
12.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
29.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
23.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
4.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
29.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
26.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
21.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
19.3.2017
AKP ve MHP seçmeninde kararsızlık
14.3.2017
‘Haydut devlet’ nasıl olunur?
12.3.2017
Sosyal-demokrasi ve liberal-milli küreselleşme
7.3.2017
Hollanda’dan ‘sınırları kapatalım’ çağrısı
5.3.2017
16 Nisan’da post-demokrasi oylanacak
1.3.2017
Siyasal travmayı hayır diyerek yenmek
22.2.2017
‘İktidarı bozan kaybetme korkusudur’
19.2.2017
Kolonizasyon insanlığa karşı suçtu!
15.2.2017
Taraflı ‘tarafsızlık’
12.2.2017
Eskiden vatan hainiydi, şimdi terörist oldu!
8.2.2017
‘Ermeni soykırımı’nı inkâr, suç olabilir mi?
6.2.2017
Fransa’da Solu Bölen Kavram: Laiklik
5.2.2017
Tek adam sistemi ve ikircikli AKP’liler
1.2.2017
Yumuşak uzlaşmanın sonu
29.1.2017
Yargısız infaz politikası
25.1.2017
Tarihi tecrübelere dayanarak ‘Hayır’
22.1.2017
Gerçek özgürlük nereden geçer?
19.1.2017
Başkancı muhafazakârmilliyetçi tahakküm
15.1.2017
Ahlaki çöküşün girdabında
11.1.2017
En kötü zaman
9.1.2017
Kesintisiz OHAL ya da Cumhurun Başkanlığı Rejimi
7.1.2017
Paris’te üç Kürt kadın öldürülmüştü...
28.12.2016
İktidardan gitmemek için mi?
25.12.2016
Halep kurtuldu mu, düştü mü?
20.12.2016
Anayasal diktatörlük
19.12.2016
Faşizmin sıradan yüzleri
14.12.2016
İntikam söylemi teröre yarar
11.12.2016
Üç milyar Avro’ya ne oldu?
7.12.2016
Post-gerçekle, nereye kadar?
4.12.2016
Kıbrıs’ta son tango?
2.12.2016
Portekiz’de Sol Koalisyonun Birinci Yılı
30.11.2016
2023 hedeflerinin başına gelenler
27.11.2016
‘Ortaklığı baştan bozamayız!’
23.11.2016
Rahat hareket etmenin bedeli
21.11.2016
Bir Yeni Türkiye İdeali Olarak Belarus
16.11.2016
Milliyetçimukaddesatçı iktidarın kökenleri
13.11.2016
Michael Moore’un öngörüsü ve önerileri
9.11.2016
Yeni Türkiye mamulü bir yaratık
6.11.2016
İslamcımilliyetçi blok işbaşında
2.11.2016
Gidişat hızlanıyor!
30.10.2016
Tarih tekerrür mü edecek?
26.10.2016
Diktatörlüğün turnusol kâğıdı
23.10.2016
Plebisite dayanan diktatörlükler
19.10.2016
Plebisiter diktatörlük ya da yerli faşizm
12.10.2016
Fransa’da OHAL tuzağı, Türkiye’de OHAL lütfu
9.10.2016
Keyfi yönetime karşı direniş hakkı
5.10.2016
İrredantizm üzerine
2.10.2016
Milliyetçi-İslamcı irredantizm ve örfi hukuk
28.9.2016
Güçlünün devleti güçlünün hukukudur
25.9.2016
Nihat Tuna’nın ardından
21.9.2016
Donald Trump seçimleri kazanabilir
18.9.2016
FETÖ/PDY iddianamesinin kör açısı
14.9.2016
Keyfi yönetim ve Zübük
8.9.2016
‘Bindik bir alamete...’
4.9.2016
Allah’ın lütfu, şok politikası
2.9.2016
Burkini Karşısında Kimlikçi Laikçilik
31.8.2016
Bir hınç ve şiddet tarihi
28.8.2016
Üst akıl muamması!
24.8.2016
IŞİD’i perdelemenin siyasal sorumluluğu
21.8.2016
Dünden bugüne cadı avı
17.8.2016
Terörden başka örgütlü suç olamaz mı?
15.8.2016
Yurtdışında darbeyle ilgili şüphelerin nedenleri
31.7.2016
Düşman ceza hukuku görev başında
27.7.2016
Darbeyle ilgili organize belirsizlik
19.7.2016
İç savaş, darbe ve otokrasi üçgeninden çıkmak
13.7.2016
Mülteci mümkün değil, vatandaşlık verelim!
10.7.2016
Sünni muhafazakâr kuşatma ve otoriter şiddet
8.7.2016
Panama Belgeleri: Yokmuş Gibi Yapma Zamanı!
6.7.2016
Total devlet ve önder
3.7.2016
İktidarın katliamlarla ilgili sorumluluğu
28.6.2016
Güvensizleşen AB’de insani güvenlik ihtiyacı
26.6.2016
AB’de genişleme değil, daralma zamanı!
22.6.2016
Tarihi rövanş hırsı ve muhafazakâr restorasyon
18.6.2016
Fransa’da ‘sol’ sola karşı
15.6.2016
Terörle iktidara üstü kapalı destek
11.6.2016
Hama’nın inleyen su çarkları
8.6.2016
Sağcı otoriter popülizmler ve İslamcı faşizm
5.6.2016
Holokost’un faillerinin çocukları konuştu
1.6.2016
Faşizm, diktatörlük ve geçiş dönemi
30.5.2016
Her şey açık ve net!
25.5.2016
Susun, Kılıçdaroğlu’nun bir bildiği var!
17.5.2016
Otoriterizm ötesine gidiş
14.5.2016
Davutoğlu geldiği usulle gönderildi
6.5.2016
Yerli ve milli destan yazımı
4.5.2016
Özgürlükçü laiklik
29.4.2016
Otoriter demokrasi uyumlu AB’ye doğru
27.4.2016
Yalan, inkâr ve aldatma rejimi
22.4.2016
CHP yönetimine ne göründü?
20.4.2016
Bektaşi’nin gözüyle İnsan Hakları Raporu
8.4.2016
Her şüpheli cezaevini tadacaktır!
6.4.2016
Uluslararası finansın kirli çamaşırları ortaya saçıldı
31.3.2016
Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız liderdedir!
30.3.2016
‘Can isimli şahıs’ hep olağan şüpheli
26.3.2016
Görüşülmesi reddedilen barış ve demokrasi
23.3.2016
Demokratur
18.3.2016
Siyaseten terör suçu ve totalitarizm
16.3.2016
Kaostan hayır bekleyenler
11.3.2016
İnsanlığa karşı suç
8.3.2016
Otoriter rejimden daha ileri!
4.3.2016
İşkenceye müsamaha zamanı mı?
1.3.2016
Rastlantısal hukuk devleti bile ona lüks geliyor
29.2.2016
“Meclisten Atmak Yetmez, Ülkeden Kovulmalılar!”
23.2.2016
Bitmeyecek şiddetin ufkundayız...
18.2.2016
Güvenlik Konseyi’nde Türkiye kazandı mı?
16.2.2016
Artık hercümercin pivotuyuz
9.2.2016
Aşındırma siyaseti ve Bonapartist darbe
8.2.2016
1924 Anayasası TTBS mi?
4.2.2016
AB’nin yerine getiremeyeceği vaatleri
2.2.2016
Demokrasi açısından ilkesel beş tespit
27.1.2016
Yüzyılda bir olan durgunluk dönemi
22.1.2016
İslami parlamenter monarşi manzaraları
20.1.2016
Cumhurbaşkanı’nın sorunlu sorumsuzluğu
15.1.2016
Hangi halk ve hangi yönetim biçimi?
12.1.2016
Devlet şiddeti ve siyasal şiddet döngüsü
7.1.2016
Meydan okuma siyaseti
6.1.2016
Teşkilatı Mahsusa ruh hali
4.1.2016
Ümmetin Sesi ve Usta Kalemi
29.12.2015
Siyasal alana dönüş çabası önemsenmelidir
24.12.2015
Tarihin tekerrürü kader midir?
22.12.2015
‘Faydalı hukuksuzluk’ bezirgânları
18.12.2015
‘Özyönetim devrimi’: Demokratik siyasetle mi, silahla mı?
15.12.2015
Fransa uçurumun kenarında durdu
10.12.2015
Portekiz’de sol ittifak hükümeti
8.12.2015
Fransa’da aşırı sağ normalleşirken
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive