Sanırım kimse Türkiye’nin bir “Perinçek vak’ası” yaşadığından şüphe duyacak değildir.

Tabii ki Doğu Perinçek’ten bahsediyorum.

Hemen her gün bir televizyon kanalında, tartışma programlarının temel elemanı durumunda o.

Hoş, haber kanallarının şirazesinin dağıldığı bir dönem yaşanıyor, tartışma programlarına davet edilen simalar neyi temsil ediyorlar, hangi birikimleri sebebiyle oraya çağrılmışlar onu anlamak da kolay değil ama Doğu Perinçek’in bu programlarda ayrı bir koruma – kollamaya mazhar olduğu çok açık.

İktidar çizgisine özen gösterildiği biliniyor. İktidarla problem çıkmasının istenmediği de biliniyor. İktidar cenahından davet edilen konuklarla ilgili olumlu – olumsuz işaretler geldiği ve davet edilen konukların ekrana çıkıp çıkmamasında bunun etkili olduğu iddiaları, iddia olmaktan çıkıp kanaat haline gelmiş durumda.

Şu söylenebilir Doğu Perinçek’in ekran macerasında, en azından söylediklerinden iktidar rahatsız olmuyor gözüküyor.

Doğu Perinçek’in lideri olduğu Vatan Partisi’nin oy oranı bindelerle ifade edilen boyutta. Yani oy oranına göre davet ediliyor olsa, çoook çok gerilerdeki sırada yer alması lazım. Yooo, onun özel ilgi gördüğü kesin.

Şu sıralar “milliyetçi” takılıyor. Hem de herkesten daha fazla. Öyle ki MHP liderliğine yakıştırılıyor, kendisi de “Benim için şeref olur MHP Genel Başkanlığı” demekten kaçınmıyor. Her ne kadar MHP’liler “Onunla çay bile içmeyiz” diyorlar ise de.

Doğu Perinçek buralara “Maoculuk”tan geldi. Maoculuk’un ana vatanı Çin. Kızıl Çin yani. Şimdi de Çin sevgisi bitmiş değil. Bunu hiç komplekse girmeden yapıyor Doğu Bey. Türkiye’de birisine “Amerikancı” derseniz rahatsız olur, Perinçek’in “Çinci” tanımlamasından rahatsızlık duyacağını sanmam. Hatta bunu Çin nezdinde “Bakın beni ülkemde size olan sempatimle tanıyorlar” diye itibar gerekçesi olarak sunabilir. Perinçek üstelik bunu “Türkiye’yi Çin’in ve Rusya’nın başat eleman olduğu Avrasya eksenine sokma” politikasına dönüştürmekte de tereddüt etmiyor.

“İktidar ve Perinçek” diye bir başlık açıldığında ne söylenebilir?

İktidarın Çin ile ilişkileri iyi götürmek gibi bir hassasiyeti var, bu görülüyor. Bu normal hatta gereklilik de. Türkiye gibi bir ülkenin dünyadaki bütün ülkelerle iyi geçinmesi ana yöneliş olmalıdır. Dostları artırmak, düşmanları azaltmak yaklaşımı bunun için istenir. Kaldı ki Çin dev bir ekonomi ve ondan kendinizi soyutlama imkanınız yok. Ancak Çin ile ilişkilerde Türkiye’nin farklı bir “hassasiyet alanı” var. Doğu Türkistan ve Uygurlar. Kardeş bir yurt ve kardeş bir toplum. Onlara Çin yönetiminin muamelesi, insani değil. Oradan hep çığlık sesleri gelir Türkiye’ye. Çin de orayı gözaltında tutar, hizaya getirme politikaları uygular, bunun çerçevesi jenoside kadar varır. Evet “Çığlık” sesleri gelir oradan Türkiye’ye. Türkiye o sese duyarsız kalmaz, kalmadı bugüne kadar. En azından toplum nezdinde. Son zamanlarda iktidar yeterli duyarlılığı göstermediği için eleştiriliyor.

Çin ile ilişkilerdeki özel durum sebebiyle.

Konunun Perinçek’le ilgisinin de bu özel durumdan kaynaklandığı var sayılıyor. “Doğru mu yanlış mı, o konuda iktidar cenahı ne der?” e bakmak lazım.

Ama Perinçek’in hangi özelliği sebebiyle hafta sekiz Cuma dokuz ekranlara çıktığının izahı da gerekiyor, bunca iktidar ağırlıklı medya dünyasında?

Perinçek ilginç bir simadır ayrıca.

Çetin örgütçüdür bir kere.

“Yargı altın devrini yaşıyor” diyorsa bir durmalı orada.

“İktidarın rotasını biz çiziyoruz” diyorsa bir durmalı.

15 Temmuz’da neredeydi, kimleri nasıl örgütledi bakmalı.

İşçi Partisi’nden Vatan Partisi’ne dönüşmesine, buradan da her kılığa girebilme potansiyeline bakmalı.

Tartışma programlarında herkese son derece absürd gelen düşüncelerini yüzünde hiçbir renk değişimi olmadan seslendirebilmesine bakmalı.

Çin ağzına öykünme suçlamasına aldırmadan Doğu Türkistan’ın çığlığını Amerikan projesi olarak suçlayabilmesine bakmalı.

Devlet bünyesinde “Perinçek eksenli bir PDY – Paralel Devlet Yapılanması” bulunup bulunmadığına bakmalı. Özellikle buna bakmalı, en tehlikeli olan budur çünkü. Çünkü her şeyi devlet adına yapabilme imkanı sağlıyor bu “kayıt dışı” bir yapılanmaya.

TSK’dan, Yargı’dan tasfiyelerde Perinçek örgütlenmesinin ihbar düzeneğine bakmalı.

İktidarın saf kadrolarının Perinçek’in becerilerini tasavvur etmesi kolay değildir. Bu kadar açık oynamasına rağmen kolay değildir.