A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Victor Jara, umut ve 'Yarım Kalan Şarkı'


18.11.2019 - Bu Yazı 269 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İnsan ömrünün ortalama seksen yıldan ibaret olduğunu düşünerek yaşayanların, hayattan süzülenlerin geçmişin ve geleceğin uzantısında yeşereceğini görmemelerini hüzünlü bulurum. Yazının, edebiyatın, sanatın ve varoluşun anlamını hatırlatan hikayelerin evrende yol almaya devam ettiğini reddeden, sadece “şimdiki zamanın” hazzından beslenen bir bakış bu. 

Gerçek, resmi tarih “masallarıyla”, baskıyla, şiddetle ortadan kaldırılmak istendiğinde, o gerçeklere en zor koşullarda sahip çıkmak bir tür inanç gerektirir. O inanç, başkalarının, kalabalıkların, kitlelerin ölçüleriyle yaşayamaz. Onu büyüten ve “ölümsüz” kılan, kendi doğrularına olan sadakatıdır. 

O sarsılmaz inanca sahip olanların umudu, tıpkı üzerinden zaman geçtikten sonra anlaşılan gayri resmi tarih anlatıları gibi gelecekteki anlamına kavuşmak için sabırla bekler bazen. 

Çaresizliğin mezar karanlığı misali boğduğu dönemlerde, başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyen umut, kimilerine “romantik” bir vaat gibi görünebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır bana göre. 

Üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra konuşulan, devrimlerin, mücadelelerinin, toplumsal hareketlerin başlamasına neden olan “ilhamın” ya da o mucizevi kıvılcımın kaynağını görmek dayanışma umudunu diri tutabilir. Denemeci Rebecca Solnit, “Umut etmek kumar oynamaktır. Gelecek üzerine, arzularınız, açık yürekliliğin, belirsiz kasvet ve güvenlilikten daha iyi olma olasılığı üzerine bahis oynamaktır. Umut etmek tehlikeli olsa da korkunun tam zıddıdır çünkü yaşamak risk almaktır” diyordu. 

Bugünlerde Şili’nin başkenti Santiago’da bir milyondan fazla insanın katıldığı iktidar karşıtı protesto gösterilerde, Victor Jara’nın şarkıları da söyleniyor. Darbeciler tarafından katledilen Jara’nın eşi Joan Jara’nın yazdığı sarsıcı hayat hikayesini okurken, geleceğe cesaretle yaslanan umudun anlamını tekrar düşündüm. 

Son bir aydır Victor Jara’nın yazdığı sözler, diğer direnişçi grupların müziğiyle meydanlarda, balkonlarda, fabrikalarda, dağlarda, gençlerin, müzisyenlerin,  işçilerin, köylülerin sesinde 45 sene sonra benzer bir umutla yankılanırken, umudun “zamansızlığı” daha derinden hissediliyor. 

40 yaşında işkenceyle katledilen tiyatro yönetmeni, müzisyen, yazar, eğitimci profesör Jara, 1973’de Pinochet’in darbeyle devirdiği sosyalist lider Salvador Allende’nin destekçisiydi. Peki ölümünden sonra mücadelesi ve şarkılarıyla gelecek kuşaklara da ilham olan Victor Jara gerçekte kimdi? 

Joan Hara, onun hikayesini, Şili’nin kültürel dokusu ve siyasi tarihiyle buluşturup olanca doğallığıyla aktarmış. Belgeleri ve ayrıntıları dikkate alan tarihçi titizliği ve dili önemseyen yazar özeniyle yazdığı bu kitapta yer alan tanıklıklar olmasaydı onun neden böylesine coşkulu bir destekle “kutsandığı” doğru anlaşılmayabilirdi. “Kayıp Victor”un neler yaşadığına dair eksik parçaları bir araya getirmek için yıllarca uğraşan Joan Jara’nın kitabı bu anlamda da kıymetli. 

Hikayeye sondan başlıyor: VİCTOR JARA - 14 EYLÜL 1973. 

“Tarih yanlıştı. O sırada kocamın hangi gün öldürüldüğü kesinkes bilinmiyordu..Gözümü her kapatışımda ölü bedenini, morgu, geçirdiğim son dört haftanın dehşet görüntülerini, silahsız sivillere uygulanan askeri şiddetin sonuçlarını, had safhada orantısız, inanılması neredeyse imkansız vahşeti görüyordum…İçim yarım kalmış bir mücadelenin; düşmanlarının koyduğu ama uymadığı kurallara uyarak barışçıl yollarla toplumlarını değiştirmeye çabalayan bir halkın mücadelesinin hisleriyle doluydu. Sanki bir değil, binlerce, milyonlarca kişiydim…Istırabım kişisel değildi; zorla birbirimizin ayrılmışlığımıza, kimimizin Şili’de kalmasına rağmen, paylaştığımız ortak ıstıraptı”. 

Victor’un ilk hatırasıyla başlayan anlatı, “yarım kalan” hikayesinin nasıl şekilleneceğini de gösteriyor bir anlamda. Düğünlerde, cenazelerde ve hasatlarda söylenen şarkıları çocuklukta öğrenen Victor, sıklıkla yaşanan bebek ölümlerinde annesiyle birlikte, çocuğunu yitiren ailenin evine gidermiş. Gece boyu şarkılar söylenirmiş. Victor, şarkı söyleyen annesinin yanına, mum ışığında yarı uykulu kıvrılır, ağlamaları, hıçkırıkları, sarhoş kahkahaları dinlermiş. 

Victor Jara’nın bütün sürprizli hikayeleri, o başlangıcın huzursuzluğunda şekillenmiş sanki. Joan Jara sonraki bütün aşamaları, tanışmalarını, birlikte nasıl çalıştıklarını, müzik araştırmalarını, yazarlığını, Şili Yeni Şarkı Hareketi gibi halk örgütlenmelerdeki rollerini, dönemin sanatçı, politik figürlerinin eylemleriyle Pinochet darbesine kadar anlatmış. Hatta sonrasını da aktarmış. 

Ben tamamını ilgiyle okudum ama bu yazıya özel vurgulamak istediğim kısmı, bütün kaotik süreçlere rağmen Şili halkını bir arada tutan hayal gücüyle umut kıvılcımlarının buluştuğu yer. 

Victor Jara, popüler kültürün öğelerini bir araya getirmek için pek çok şey yapılabileceğini ve bu kültürü bir tür kitlesel tiyatroyla iyice coşturabileceğini düşünüyormuş. Şili’de stadyumlarda  şenlikler ve yarışmalar düzenleme geleneği varmış. Joan Jara o coşkuyu anlatıyor: 

“Victor’un yönettiği etkinliklerin doğası başkaydı ama onların da kökü bu geleneğe dayanıyordu. Hepsi 1972’de gerçekleşti. İlk ikisi Şili Komünist Partisi’nin ve gençlik kolları kuruluşlarının kutlamalarında; üçüncüsü Pablo Neruda’nın onuruna, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonra ülkeye dönüşünde düzenlenen törendi. Ortak noktaları, katılımcılarının ülkesinin her yerinden gelen sıradan emekçiler olmasıydı…

Kenar mahallelerde ve gecekondu semtlerinde kutlanmış Nobel Ödülü herhalde pek yoktur. Ama Neruda’nın edebiyat ödülü aldığı açıklamada, Şili’de böyle oldu. Şair o sırada ülkede değildi. Ülkesine son defa 1972 Kasım’ında döndü ve muazzam bir tören yapıldı.Yaşamı ve şiirleri üstüne kurulmuş bu kitlesel kültür etkinliği bence eşsizdi ve tarihin o anında Şili’den başka bir yerde yapılamazdı. Etkinliğe ülkenin her yanından, akla gelecek her meslekten delegeler katıldı. Neruda şöyle dedi; ‘Ulusal ödüller hatta Nobel gibi ödüller kazanan bir çok şair var ama çalışmalarını bütün ülkeden temsilcilerin taçlandırdığı, bu denli onurlandırılan başka bir şair tanımıyorum”. 

Bugün Santiago’da “bir arada durma” potansiyelini gıptayla izlediğimiz o büyük kalabalığın umudu, siyasi çalkantıların sarsıntısına bağışıklık kazanmış olmanın yanısıra zengin bir kültürel çeşitliliğin köklerine de dayanıyor. Müzik, şarkı söylemek, sözün kaçınılmaz olarak toplumda ve direnişte güçlü bir karşılığının olduğunu söylüyor Şili’de. 

Victor Jara onu Latin Amerikan kültürel kimliğinin köklerine götüren Peru gezisinden döndüğünde yaşadığı bir iki olayı yazmış. Birinde bir grup köylüyle birlikte şarkı söylediğini anlatıyor. Diyor ki; 

“Şarkı yarım kalan duygularımızı birbirimize bağladığımız bir ilmek, bir bağ…Hiçbir seçeneği yok şarkının. Kişisel şan peşinde koşan, masumiyet ve saflıktan kar eden şarkıcılar, şarkının taşları yıkayıp geçen su, bizi arındıran rüzgar, bizi bir araya getiren ve içimizde bizi daha iyi kılmak için yanan ateş gibi olduğunu hiçbir zaman anlamayacaklar”. 

Darbe günlerinde Victor’a stadyumda yapılan işkenceyi Pravda muhabiri Vladimir Çernisev yazmıştı: 

“Onu yanından hiç ayırmadığı yoldaşı, gitarıyla birlikte stadyuma getirdiler. Şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik ettiler Sonra bir subayın emri ile askerler Víctor’un ellerini kırdılar. Zayıf bir sesle şarkı söylemeyi sürdürdü. Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar. Jara, bir makinalı tüfekle taranarak öldürüldü ve cesedi üç gün sonra Santiago Mezarlığı yakınında bulundu. Vücudunda 44 kurşun deliği vardı”. 

Joan’a göre Victor yazdığı şiirlerde, şarkı sözlerinde geleceğini kehanet edip vasiyetini yazıyordu. O günü tanıkların ifadesiyle aktarıyor: 

 “Victor, Şili’de yaşanan dehşeti tüm dünya görsün diye kaydetmeye uğraşmış. Sadece beş bin kişinin tutuklandığı şehrin bu küçük köşesi hakkında tanıklık edebilir, ülkenin kalanında yaşananlarıysa ancak hayal edebilirdi…O zaman bile Victor gelecek umudunu taşıyor, halkın gücünün sonunda bombalarla makineli tüfekleri yeneceğine inanıyormuş…İçinde hala kalan müzikle son dizelere eriştiğinde (Ne zor şarkı söylemek, dehşetin şarkısını söylemem gerektiğinde) bir grup muhafız onu almaya gelmiş. Kağıt parçasını alel acele yanında oturan yoldaşa vermiş; o da  şaşkınlığına rağmen hızla alıp saklamış. Arkadaşları şiiri spor salonundan dışarı, dünyaya taşıyabilmek için parça parça ezberlemişler. Victor’u bir daha hiç görmemişler”. 

Victor Jara’nın cenazesinden birkaç gün sonra Pablo Neruda’nın ölüm haberi geliyor. Joan Jara o gün mezarlıkta muazzam bir kalabalığın hep birlikte ‘Enternasyonel’i söylemeye başladıklarını gördüğünde yalnız olmasına rağmen artık asla yalnız olmayacağını anlamış. Joan’a hayatının geri kalan kısmında eşlik edecek olan duygu, Victor’un öldürüleceğini artık kesinlikle bildiği sırada yanında bulunan birisi eliyle aktarılan mesajdı sanırım. Onu dünyada her şeyden çok sevdiğini, cesur olmasını ve mücadelesine devam etmesini söylemiş. 

Victor Jara öldürülme şekli yüzünden toplumun gözünde simgeye dönüştü muhtemelen ama onun şarkıları ve müziği etrafında toplayan ilk güçlü hareketin (1991) - Canto Libre - yıllar içinde büyüyerek yaygınlaşması da etkili oldu. Farklı disiplinlerden ve  sınıflardan yüzlerce kişi omuz omuza çalışmış. Müzisyenler, oyuncular, yazarlar, dansçılar, duvar ressamları, kukla ustaları ve şairler…

1973’deki darbede binlerce kişinin işkence gördüğü ve hayatını kaybettiği Şili Stadı’nda 18 yıl sonra altı bin kişi hep birlikte Victor’un yarım kalan son şiirini okudu. Joan, “Victor’un son umut dolu çığlığının duyulduğu an’dı” diyor;

“Beş bin kişiyiz burada

Bu ufacık yerinde kentin.

Beş bin kişiyiz.

Kim bilir kaç kişiyiz daha kentlerde ve ülkede

Burada yapayalnız on bin el, tohum eken

Ve fabrikaları çalıştıran…”

Bütün dünyanın izlediği protestolarda söylenen o şarkılar böyle bir politik mücadelenin, toplumsal ve kültürel dayanışmanın uzantısı. 

Victor Jara’nın ölümünden 45 yıl sonra onu öldüren darbeci askerler 15 yıl hüküm giydi. Ben bugün bu yazıyı yazarken, Santiago meydanında şarkı söyleyen umutlu kalabalığa bakıyorum. Hep beraber ‘Birleşmiş bir halk asla yenilmez” nakaratını haykırarak asla yarım kalmayacak şarkılarını söylemeye devam ediyorlar. 

Ve ben onlara eşlik eden Neruda’nın kırçıllı sesini işitiyorum; 

“Ben olacakları gören Rimbaud’nun kehanetine inanıyorum. Karanlık bir bölgeden, kesin bir coğrafyanın ötekilerde ayırdığı bir ülkeden geliyorum. Şairlerin en yalnızıydım ve benim şiirlerim yöreseldi, acılıydı, yağmurluydu. Ama her zaman insana güven duydum. Umudumu hiç yitirmedim”. 

Yaşarken yaptıklarımızın, yazdıklarımızın, söylediklerimizin bir gün değerli olup olmayacağını, birilerine ulaşıp ulaşmayacağını bilmediğimiz halde konuşmak, yazmak, dayanışma duygusuyla beraber şarkı söyleyebilmek bizi “insan” kılıyor. 

Umudu çoğaltarak hayatta kalma mucizesi bu değilse nedir? 

* Yarım Kalan Şarkı - Joan Jara / Versus Kitap 

Facebook Yorumları

reklam
30.11.2019
Yazarlar anlatıyor: İlham, yaratıcılık ve o kristal an
18.11.2019
Victor Jara, umut ve 'Yarım Kalan Şarkı'
11.11.2019
Okurla kurgunun buluştuğu 'Çarpıtma Sanatı' ve Vasquez
3.11.2019
‘İçimizdeki Ermeni’, Yüzleşme ve Yesayan
28.10.2019
Kendini doğuran Furuğ Ferruhzad’ın dünyasında yolculuk
20.10.2019
Ferrante’yle hayatı ve yazıyı sorgulamak: ‘Tesadüfi Buluşlar’
6.10.2019
'Ötekilerin yolculuğu' ve Ulrich Alexander Boschwitz
9.09.2019
'Son tetikçi' Hitler'in düşündüren portresi ve Haffner
25.08.2019
Diyarbakır Hikâyeleri, kelimeler ve Murat Özyaşar
13.08.2019
‘Ötekilerin Kökeni’, ırkçılık ve Toni Morrison
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
9.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
19.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
12.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
21.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
14.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
7.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
10.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive