A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı


22.8.2018 - Bu Yazı 610 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Yazmak bazı yazarlar için doğal iz bırakma dürtüsünün ve az çok bilinen sebeplerin ötesinde, her cümleyle, soruyla, şüpheyle, ürperişle kendini yeniden keşfetmektir. Bazen yeniden doğuştur. Bazen de utanç ve suçluluk duygusunu yenmek için tuhaf bir tercih.

O yazar, deliliğin sınırlarında titrek bir hazla dolaşmaya çıktığında, yazı onun için hayata baş kaldırmak, olduğu insanla olmak istediği insan arasındaki tekinsiz köprüde sendeleyerek yürümek, korkuya, melankoliye, ölüme isyan etmek de olur.

Dikkatli bir okur, onun duygularındaki dalgalanmaları, bilinç dışı boşluklarda uçup giden sonra ansızın karşılığını bulan sözcüklerinin tınısında hissedebilir. Zamanın esnekliğini hisseden, kendini başka varlıklarda tahayyül etme arzusunu, hafızanın simyasını, ruhun farklı yansımalarını aramaktan vazgeçmeyen bir yazarla “hayat yolculuğuna” çıkmak yazıyı da yüceltir.

Herman Hesse’yle yol arkadaşlığı böyle bir duygu uyandırıyor bende. Daha önce Bernhard Zeller’in Hesse biyografisini yazdığımda hatırlatmıştım; Yazdığı her roman onun otobiyografik hikayesinin gösterebildiği yüzüydü. Kendini anlama ve yorumlama çabasından hiç vazgeçmedi.

‘Demian’ da bu yaklaşımı açıkça gösteriyordu:

“Her insanın yaşamı, kendi içine uzanan bir yol, bir yolu ele geçirme çabası, bir yolun üstü kapalı dışa vurumudur. Hiç kimse tümüyle kendisi olmamıştır asla, ama herkes kendisi olabilmek için uğraşıp didinir.

Hepimizin çıkıp geldiği yer ortaktır, annelerden geliriz hepimiz, aynı kuyudan çıkıp geliriz; ama her birimiz geçireceği gelişim sonucu insan olma aşamasına ulaşmak üzere doğanın yarattığı varlıklarız. Birbirimizi anlayabiliriz, ama her birimiz ancak kendi kendisini yorumlayabilir”.

O biyografi vesilesiyle sormuştum: “Gençlere ‘Pek az insan yazgısını yaşar, kendi hayatınızı yaşamayı öğrenin’ diye seslenirken, kendine fısıldadığı hakikat hangi romanlarında gizleniyordu?”

Hesse gençken hayatını ayrıntılarıyla tasarladığını ama asla hayaline kavuşamadığını, zira hayatın anlam ve amacını bilmese de, karanlıklara ve belirsizliklere sürüklense de iç sesine kulak vermekten vazgeçmediğini söylüyor.

‘Yolculuk’ (Görkemli Dünya) başlığını verdiği defteri tam da o iç sesleri duysunlar diye yazmış sanki. Denemelerinde, romanlarında kimi zaman onu sıra dışı bir “gezgin" olarak izleriz. Bu defa doğrudan kendisiyle hesaplaşan, okuru da kendisiyle beraber tefekküre davet eden bir yazar var.

Edebiyatında insanın çelişkilerini anlatmayı seven Hesse, yaşadığı sürece yerleşik, münzevi bir hayat yaşarken göçebeliğin hayalini kurmuştu. Uzun yolculuklara çıktığında da dönmek istediği “Ev”in.

Hesse, “Beni şen ve sabırlı yapıyor, bunun için seviyorum” dediği resme 40 yaşında başlamış. Biraz çocuksu bir saflıkla çizdiği desenlerle dolu bu deftere “günah çıkararak” başlıyor: “Ben bir göçebeyim, bir çiftçi değil. Bir adam ki arayan, elinde hiçbir şey tutmayan: Ben kendimi, benim için puttan başka bir şey olamayan tanrılar ve yasalardan önce cezalandırdım. Bu benim dünya acıları içindeki yanlışım, kederim karmaşamdı”.

Hesse zaman, varlık insan ve tabiat arasındaki ilişkiyi incelikle kurabildiği için tılsımlı bir ses yakalayabilmişti. Evet, bu defterde şiirlerin yanısıra düzyazıdan havalanan lirizm rüzgarı var ama bu ses kendi deyişiyle “Duygusal’dan ziyade Ruhsal’a yakın” durduğu  yerden yankılanıyor.

Gençken bir kıza aşık olduğu o anı gezi yolunda tekrar yaşarken itiraf ediyor:

“Biz gezginler çok kurnazız, bizler yerine konması olanaksız duyguları geliştiriyoruz. Ve normal olarak bir kadına ait olması gereken aşkı, yavaşça küçük kasabalara, dağlara, göllere, vadilere, yol kenarındaki çoçuklara, köprüdeki dilencilere, kırdaki ineklere, kuşlara ve kelebeklere dağıtıyoruz.

Biz aşkı maddeden ayırıyoruz. Yalnızca aşk bizim için yetersiz…Ben bu aşkı patika boyunca çiçeklere, şarap bardağımın içindeki günışığının parıltısına, kilise kulelerinin üzerindeki kırmızı başlığa saçıyorum. Sen benim dünyayı sevmemi mümkün kılıyorsun”.

hesse

 

Bu "gezi notları”nda yazı sanatınının farklı veçhelerini zarafetle gösteriyor okura. Yazı tutkusunun ardındaki yaşama sevincini, ‘dünyanın hasta kalbine’, sıklıkla yakındığı savaşlara ve içselleştirdiği derin kedere rağmen kelimelerle buluşturabilmesi onu dirençli kılan.

Hesse’nin büyürken okullarda, evde Hıristiyanlık ikliminden etkilenmesi anlaşılır. Doğu’ya yaptığı yolculuklarda Budizm’in, mistisizmin büyüsüne kapılması, onun yazıyla ilişkisinde belirleyici olmuştu.

İlgi duyduğu din bilimine dair merakın izleri bu kitapta da var. Ama onun hayatında esas olan her koşulda hayalleriyle, zaaflarıyla, gerçeğin acıtan yanlarıyla yüzleşmek olmuş. Hakikat bilinci, edebi bir bütünlük içersinde böyle bir yaklaşımdan besleniyor.

Çalışmak için bir bahçe kanepesinin, mutfak kokusunun, tütünün ve eski kitapların özlemini çekerken, eski bir papaz evi deseninin yanına karaladığı cümlelerde kendi “görkemli dünyası” ışıldıyor:

“Bir rahip ya da sokak serserisi olmamın yaşamla ne ilgisi var? Birkaç derin konunun dışında benim için hepsi bir. Ben yaşamı  içimde titrerken, dilimde ayak tabanlarımda, arzularımda veya acı çekişimde hissediyorum.

Ben ruhumun yüzlerce şekilde hareket edebilen, arayan bir şey olmasını istiyorum. Ben kendim rahipler, gezginler, kadın aşçılar, katiller, çocuklar, hayvanlar ve daha bir sürü şey olarak, kuşlar, ağaçlar olarak düşlemek istiyorum”.

Hesse yazdığı karakterleri anlamaya çalışmaz. Onları kendi içinde hissederek ‘O’ olur. Dildeki ahenkle, sezgilere açık gizemli bölgelere sokulmanın hazzıyla yazdığı bu defterdeki notlarda da görünüyor:

“Bir ağaç der ki: Ben kendi çekirdeğimin gizini sonsuza dek yaşıyorum ve başka hiçbir şeye önem vermiyorum. Ben Tanrının içimde olduğuna inanıyorum. Bu inanç sayesinde yaşıyorum”.

O inancı yaşama katlanamayan insana felsefi bir katmandan hatırlatıyor:

“Ev ne orası ne ne burasıdır. Ev senin içindedir ya da hiçbir yerdedir…Her kim ki ağaçları dinlemeyi öğrenmiştir, o bir daha ağaç olmak istemez. O olduğundan başka bir şey olmak istemez. İşte bu evdir, mutluluktur”.

hesse

 

Savaşların ve kişisel problemlerin etkisiyle ağır bunalımlar geçiren Hesse psikanaliz tedavisi görmüştü. Yazı onun “sınırsız” hayallerini öldüren sınırlı hayata karşı haz ve ıstırapla kullandığı bir kalkan aynı zamanda. İçindeki her şeyi - mutluluk ve acı, çocukluğun gülüşü ve ölüm korkusu - aynı yoğunlukta hissetmek ve bunu yazmak istemesinin basit bir sebebi var aslında. Hayatı tüm çelişkileriyle tasvir eden usta bir romancının, korkunç zıtlıklarla yaşayışını da göstermek:

“Benim yaşantımda bir merkez yok, yaşantım kutuplar ve onların karşı kutupları arasında dolanıp duruyor… Kitaplar ve resimler biriktirdim dağıttım. Zevk düşkünlüğünü ve çapkınlığını geliştirdim. Ve onlardan kişisel zevklerimden arınma ve pişmanlık uğruna vazgeçtim… Fakat kendimi değiştirmem umurumda değil. Bunu sadece bir mucize yapabilirdi ve her kim ki bir mucize arar, ona sarılır ve gerçekleştirmeyi dener, onu kaybeder. Benim ilgilendiğimse zıtlıklar arasında dolaşıp durmak ve bir mucizenin birdenbire karşıma çıkmasına hazır olmak”.

Her şeyin daha nazik ve dostça göründüğü zamanlarda, ipeksi kağıtlara defterin son cümlelerini yazmış:

“Yaşamımdaki isteklerimin çoğunu gerçekleştirdim. Bir şair olmak istedim ve oldum. Bir eşim ve çocuklarım olsun istedim, oldu. İnsanlarla konuşmak ve onları etkilemek istedim ve yaptım. Her istek çabucak doygunluğa dönüştü. Tatmin olmak dayanamayacağım bir şeydi. Ulaştığım hiçbir amaç, amaç değildi. Her patika, her yol bir sapmaydı. Her dinleniş yeni özlemleri doğurdu”.

Hesse bunları 1920’de yazmıştı. Sonrasında onu dünyada şöhrete kavuşturan ‘Siddharta’yı ve bugün çok okunan romanlarını, öykülerini ve şiirlerini yazdı. Tekrar evlendi. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı.

Uçurumun kıyısından kendine bakıp her an düşecekmiş gibi sürdürdüğü hayatında son ana kadar yazıya sığındı. Her tatmini yeni arzular doğurdu. Görkemli olmayan dünyayı ‘görkemli’ kılmak için yazıyla kendi iç dünyasıyla ahenginde teselli buldu.

Varoluşun gizemi, Hesse’nin çelişkilerle dolu münzevi hayatında yazının mucizesiyle görünür. O eserleriyle milyonlarca insana hiçliği yadsıyan manayı gösterdi. Ölmeden evvel yazdığı son şiirin ismi ‘Kırılan Bir Dalın Çıtırtısı’ymış. Bir ağustos gecesi çok sevdiği Mozart’tan bir sonat dinlemiş. Sonra ölmüş.

Geriye yazıyla kendini ve hayatı keşfetmek isteyenlerin içinde çınlayacak cümleler kaldı:

“Kocamışlığı da gençlik gibi güzel bir ödev bekler; ölmeyi öğrenmek. Ölmek de bütün ötekiler gibi değerlidir; yeter ki tüm yaşamın kutsallığı önünde bir huşu duygusuyla yerine getirilsin”.

* Herman Hesse - Görkemli Dünya / Everest Yayınları

 

asa

Facebook Yorumları

reklam
12.04.2020
‘Ev’in halleri, mekan, yazar odaları ve George Perec
9.03.2020
Virginia Woolf, Maya Angelou ve yazının kadın sesi
24.02.2020
Irkçılığın kökeni, Yeraltı Demiryolu ve Whitehead
10.02.2020
‘Gürültülü Yalnızlık’, Hrabal ve kitaplara ağıt
27.01.2020
Rilke, Zweigın soylu vedası ve nergisler
23.12.2019
‘Tehdit Mektupları’, vicdan ve Aslı Biçen
2.12.2019
Yazarlar anlatıyor: İlham, yaratıcılık ve o kristal an
19.11.2019
Victor Jara, umut ve Yarım Kalan Şarkı
12.11.2019
Okurla kurgunun buluştuğu Çarpıtma Sanatı ve Vasquez
4.11.2019
‘İçimizdeki Ermeni’, Yüzleşme ve Yesayan
28.10.2019
Kendini doğuran Furuğ Ferruhzad’ın dünyasında yolculuk
21.10.2019
Ferrante’yle hayatı ve yazıyı sorgulamak: ‘Tesadüfi Buluşlar’
7.10.2019
Ötekilerin yolculuğu ve Ulrich Alexander Boschwitz
9.09.2019
Son tetikçi Hitlerin düşündüren portresi ve Haffner
25.08.2019
Diyarbakır Hikâyeleri, kelimeler ve Murat Özyaşar
14.08.2019
‘Ötekilerin Kökeni’, ırkçılık ve Toni Morrison
7.07.2019
İtiraz günlüğü Jakop Von Gunten ve Robert Walser
22.03.2020
‘Korkunun Felsefesi’, gelecek umudu ve Svendsen
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
9.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
19.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
12.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
21.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
14.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
7.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
10.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive