A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek


22.5.2016 - Bu Yazı 1428 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bazı yazarlar ansızın esen taze bir sabah esintisi misali kısacık bir hikâyeyle yüreğinizi serinletiverir. Zihin kamaştıran bu ferahlığın nereden ve nasıl geldiğini kendinize açıklayamazsınız belki ama ilk karşılaşmada o pırıltıyı hissedersiniz. İz bırakan, yazarın kurgulama yeteneği, bilgi birikimi, dil cambazlığı veya zekâ gösterisinden ziyade sade ve sahih oluşudur. Bir hikâyenin nasıl anlatılacağını sezerler ama onları isimlendirmekten, türlere yerleştirmekten pek hoşlanmazlar. Hikâyenin sebepsiz ve lüzumsuz ‘anlatma’ saplantısından farklı olduğunu bildiklerini hemen anlarsınız. Bir hayatı ya da kum tanesi misali savrulan minicik bir anı yeniden hikâye etme çabasının insanlığın esas meselesi olduğuna inanırlar çünkü. Sahici hikâye diye bir şeyin olmadığını, sözün anlatırken başka bir gerçekliğe kavuştuğunu yazı sanatının basit incelikleriyle gösterirler. Onlar zamanın ilmeklerini dünyanın açık yarasına merhem olmak ister gibi örerler.

Latin Amerika’nın en güçlü damarlarından biri olan Eduardo Galeano, bana göre o ‘tanımsız’ yazarlardan biridir. Daha önce başka bir yazıda hatırlatmıştım; “Ben kimseye bir şey öğretmek istemiyorum. Tek istediğim, anlatılmayı hak eden hikâyeler anlatmak, hepsi bu.” diyordu.  Onun böyle sade bir ifadeyle gösterdiği tevazu, yazarlık serüvenin özetidir. O hikâyeler bugün milyonlarca okurun hafızasına usulca sokulup hak ettikleri yeri buldu.
Yazar, hikayeci, şair, kültür tarihçisi, çizer, romancı, gazeteci, denemeci, araştırmacı, masalcı. Bütün bunların toplamı ama hiçbir sıfata tam sığmıyor. Yaş aldıkça onu boğan ne kadar fazlalık varsa atan Galeano, daha az sözcükle daha çok şey anlatmaya çalıştığını söyler ve doğal bir refleksle tam da söylediği gibi yapar.  Doğum ve ölüm arasındaki koca bir ömrün sızısını, iki kanat çırpışı arasına sığdıracak kadar maharetli olması onun yazmaya değer sözcükleri akıldan evvel kalple buluşturabilmesinden sanırım. Kurcaladığı her temada –  futbol, mitoloji, çocukluk, aşk, ekonomi, politika, dans, müzik, sinema, toprak, devrim, yoksulluk, şiddet, kapitalizm, ırkçılık, kölelik, kadın, zaman, edebiyat – okuru masalsı dilinin labirentlerinde kardeşlik duygusuyla dolaştırıyor.
Yazdığı için kendine çok önemli misyonlar yüklemez Galeano. İlk acının rengini, kaçmak isteyen kelimelerin, hayallerine kavuşamadan ölenlerin nerede toplandığını, ağaçların hafızasının canlanışını, seslerin müziğe dönüşmesini hep aynı çocuksu, acı bir bilinçle merak eder.  O insanın öfkesini, korkusunu, umudunu, hayallerini, rüyasını, kuytuda kalmış masallarını, çaresizliğini, ezilmişliğini, zaferlerini, tarihini, ortak değerlerini,  kimselere benzemeyen sesiyle kucaklarken, “edebiyatın gümrük memurlarına göre türleri ayıran sınırlarına inanmıyorum” deyişindeki aldırmazlığını da seviyorum ben.
‘Her yıldız bir sesle cevap verir’
“Ateş Anıları” üçlemesinin roman, hikaye, deneme, epik şiir, vasiyet, kronik ya da başka bir şey olup olmadığını bilmiyormuş. Umurunda da değilmiş. “Tarihçi de değilim, Latin Amerika’nın tutsak alınmış belleğini kurtarmaya katkıda bulunmak isteyen bir yazarım.” diyor.  İlk cilt ‘Yaratılış’ta, doğup büyüdüğü kıtayla, çocukluk arkadaşıyla tekrar buluşmuş gibi sohbet ediyor, merak ettiklerini soruyor, sırlarını paylaşıyor. Elbette diğer bütün kitaplarında olduğu gibi direnişin, adaletin, mücadelenin, ezilenin her daim yanında olduğunu altını kalınca çizmeden, zarafetle hissettirerek…
Amerika’nın yerli mitlerden hareketle kuruluş sürecini anlattığı ilk bölümdeki ‘kısa hikâyeler’ tecrübeyle buluştuğunda, insanı nasıl tazeleyebildiğini hatırlattı bana yine. Gelenekten, kültürden, tarihten süzülenler Galeano’nun kaleminde tılsımlı masallara dönüşüyor ve bu haliyle katmanlı bir okuma hazzı sunuyor. Bulutun, yağmurun, rüzgârın, gökkuşağının, ateşin, sedir ağacının, aşkın, med cezirin, gündüzün, gecenin, tavşanın, kurbağanın, balın, tütünün, müziğin, ölümün, savaşın, kahkahanın ‘yaratılış’ sürecini onun bakışıyla izlemek sağaltır, sıradanlığın dışına çıkarıp vicdanı uyandırır.  Onun sükunetle kışkırtan, kibirli şairleri bile yerinden hoplatan, ezber bozan yazarlık duruşunu severim ben.
Müzik başlığıyla yazdığı hikâyede, mısır toplayan bir kadının ıslığıyla melodi çalan bir ‘ruh’a lanet okuduğunu söylüyordu. Kadın, mısırları çök kötü bir şekilde topluyordu. Kaba bir biçimde onları koparırken başak kadının elini yaralayarak intikamını aldı. Mısır tarlalarını canlandıran, ona bereket ve güzellik kazandıran neşeli ıslıklar bir daha işitilmedi. O günden sonra yerliler mısırı çok fazla emek ve cefayla üretmeye başlamıştı. Galeano, bu bölümün sonunda ses ve ruh arasındaki ilişkiyi yorumluyor: “Ruhlar ıslık çalarak kendilerini ifade ederler. Yıldızlar geceleri göründüklerinde ruhlar onları bu şekilde selamlarlar. Her yıldız bir sesle cevap verir ve bu ses onun ismidir”.
Gençliğinde fabrika işçisi, biletçi, tabela boyacısı, kurye, daktilo ve banka memuru olarak çalışan yazar, on dört yaşından beri gördüğü her şeyi dinmek bilmeyen merak dürtüsünün etrafında kayda geçirmiş. Ölene kadar sarsılmaz bir aidiyet hissiyle bağlandığı Latin Amerika kültürünün, kadınların, yerlilerin, siyasetçilerin, tabiatın hikayesini anlatırken “Mesafe koymaktan acizim ve taraf tutuyorum.” demesi boşuna değil. O ne yazarsa yazsın kelimelerle ilişkisi değişmiyor. Soru ve cevap hep aynı: “Adaletin doğru tarafı mı yukarıda duruyor, yoksa dünya adaleti aşağı bir konumda donup kalmış durumda mı?”
Doğup büyüdüğü kıtanın kültür tarihini, coğrafi hikâyelerini, masallarını, edebi-siyasi-tarihi kahramanlarını böyle sağlam bir adalet bilinci ve dil pırıltısıyla anlatan çok yoktur.  Kitabı rastgele bir yerinden açıp kısa bir ‘hikâye’ okuyun.  Yazının insanı sihriyle tazeleme kudretini hatırlayacaksınız.
*Ateş Anıları I -Yaratılış / Eduardo Galeano – Sel Yayıncılık

Facebook Yorumları

reklam
12.04.2020
‘Ev’in halleri, mekan, yazar odaları ve George Perec
9.03.2020
Virginia Woolf, Maya Angelou ve yazının kadın sesi
24.02.2020
Irkçılığın kökeni, Yeraltı Demiryolu ve Whitehead
10.02.2020
‘Gürültülü Yalnızlık’, Hrabal ve kitaplara ağıt
27.01.2020
Rilke, Zweigın soylu vedası ve nergisler
23.12.2019
‘Tehdit Mektupları’, vicdan ve Aslı Biçen
2.12.2019
Yazarlar anlatıyor: İlham, yaratıcılık ve o kristal an
19.11.2019
Victor Jara, umut ve Yarım Kalan Şarkı
12.11.2019
Okurla kurgunun buluştuğu Çarpıtma Sanatı ve Vasquez
4.11.2019
‘İçimizdeki Ermeni’, Yüzleşme ve Yesayan
28.10.2019
Kendini doğuran Furuğ Ferruhzad’ın dünyasında yolculuk
21.10.2019
Ferrante’yle hayatı ve yazıyı sorgulamak: ‘Tesadüfi Buluşlar’
7.10.2019
Ötekilerin yolculuğu ve Ulrich Alexander Boschwitz
9.09.2019
Son tetikçi Hitlerin düşündüren portresi ve Haffner
25.08.2019
Diyarbakır Hikâyeleri, kelimeler ve Murat Özyaşar
14.08.2019
‘Ötekilerin Kökeni’, ırkçılık ve Toni Morrison
7.07.2019
İtiraz günlüğü Jakop Von Gunten ve Robert Walser
22.03.2020
‘Korkunun Felsefesi’, gelecek umudu ve Svendsen
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
9.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
19.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
12.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
21.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
14.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
7.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
10.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive